Cumhuriyet Bayramı’nda fenerler yandı, ancak Milas’ta siyasi temsilin eksikliği tartışma yarattı. Dün Cumhuriyet’in bayramını sokaklarda coşkuyla kutlayanların arasında, geçmiş yıllarda bu kortejlerin ön saflarında yer alan bazı siyasi isimlerin bulunmaması önemli bir soruyu gündeme getirdi: Cumhuriyet, yalnızca yönetimdeyken mi sahiplenilecek?
Milas’ta 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında düzenlenen fener alayı, bu yıl yalnızca bayram coşkusuyla değil, ortaya çıkan siyasi tabloyla da konuşulacak gibi görünüyor.
Ellerinde Türk bayrakları, meşaleler ve Cumhuriyet’in simgesi haline gelen marşlarla yürüyen vatandaşlar, kortej eşliğinde Atapark’a ulaştı. Belediye Başkan Vekili Mehmet Murat Yazar, Yeni Parti Milas İlçe Başkanı ve Yeni Partili belediye meclis üyelerinin de katıldığı yürüyüşte, Cumhuriyet Bayramı’nın 103. yıl dönümü kutlandı.
Ancak gecenin ardından konuşulması gereken yalnızca yürüyüşün güzergâhı, katılımcıları ya da yakılan meşaleler değildi. Asıl dikkat çeken, siyasi partilerin ve bazı kurumların temsil düzeyindeki eksiklikleriydi.
Özellikle geçmiş yıllarda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında, 19 Mayıs’ta, 23 Nisan’da ve fener alaylarında ön saflarda gördüğümüz CHP’nin bu yıl kurumsal olarak aynı görünürlüğü göstermemesi dikkat çekti.
Elbette bir kişinin herhangi bir etkinliğe katılıp katılmaması kendi tercihidir. Herkesin kendine göre bir gerekçesi olabilir. Nitekim CHP Milas İlçe Başkanı Harun Reşit Çavuşoğlu, annesinin ölüm yıl dönümü ve rahatsız olan babasının yanında bulunması nedeniyle fener alayına katılamadığını açıkladı. Bu kişisel gerekçeye saygı duymak gerekir. Ancak mesele yalnızca ilçe başkanının katılımı değil; partinin kurumsal temsili, belediye meclis üyelerinin ve diğer parti yöneticilerinin bu önemli günde nerede olduğudur.
CHP’li belediye meclis üyelerinin ve belediye başkan yardımcısının da kortejde yer almaması, ister istemez farklı değerlendirmelere yol açtı.
CUMHURİYET, BELEDİYE YÖNETİMİYLE Mİ DEĞİŞİYOR?
Milas’ta yaşanan siyasi değişimlerin ardından ortaya çıkan bu görüntü, üzerinde düşünülmesi gereken bir tabloyu beraberinde getirdi.
Düne kadar belediye yönetiminde CHP vardı. 29 Ekim’lerde, 19 Mayıs’larda, 23 Nisan’larda ve diğer milli bayramlarda CHP’li yöneticiler, meclis üyeleri ve partililer fener alaylarında, törenlerde, kutlamalarda görünür şekilde yer alıyordu.
Bugün ise belediyenin yönetiminde farklı bir siyasi tablo var. Fener alayının önünde Yeni Partili isimler bulunuyor.
Peki, Cumhuriyet’in anlamı ve değeri belediyeyi hangi siyasi partinin yönettiğine göre mi değişiyor?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin adında Cumhuriyet kelimesi var. Bu parti, tarihsel kimliğini Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle ilişkilendiren, Cumhuriyet değerlerini siyasal söyleminin temel unsurlarından biri olarak kabul eden bir parti.
Böyle bir partinin, milli bayramlarda yalnızca siyasi pozisyonuna, belediye yönetimindeki konumuna veya güncel siyasi gelişmelere göre hareket ettiği izleniminin oluşması bile sorgulanması gereken bir durumdur.
Cumhuriyet, bir belediye başkanının, bir siyasi partinin, bir meclis grubunun ya da herhangi bir siyasi oluşumun mülkiyetinde değildir.
Cumhuriyet hepimizindir.
Dolayısıyla bir belediye başkanı görevdeyken fener alayında bulunmak ne kadar doğal ve anlamlıysa, o başkan görevden ayrıldığında veya belediye yönetimi değiştiğinde de aynı bayram coşkusuna katılmak o kadar anlamlıdır.
SİYASETİN ÜZERİNDE BİR ORTAK DEĞER
Fener alayında yalnızca CHP’nin kurumsal temsili değil, AK Parti ve MHP başta olmak üzere diğer siyasi partilerin görünürlüğü de tartışmaya açık bir konuydu. Sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve toplumun farklı kesimlerinin temsil düzeyinin de daha güçlü olması beklenirdi.
Cumhuriyet Bayramı, siyasi hesapların, parti rekabetinin ve günlük tartışmaların üzerinde tutulması gereken ortak bir değerdir.
Bir siyasi partinin belediye yönetiminde bulunması ya da bulunmaması, Cumhuriyet Bayramı’na katılım konusunda belirleyici olmamalıdır.
Hele ki bugünlerde Milas’ta yaşanan siyasi gelişmelerin ardından, milli bayramların toplumsal birlikteliği güçlendiren bir fırsat olarak değerlendirilmesi daha da önemlidir.
Bir zamanlar aynı kortejde yan yana yürüyen insanların bugün farklı siyasi saflarda bulunması, Cumhuriyet’in ortak değer olma niteliğini ortadan kaldırmamalıdır.
Siyasi ayrışmalar olabilir. Partiler arasında görüş farklılıkları yaşanabilir. Belediye yönetimi değişebilir, meclis dengeleri yeniden şekillenebilir. Ancak 29 Ekim, bütün bu tartışmaların dışında kalabilmelidir.
FENERLER SÖNER, SORULAR KALIR!
Fener alayları yalnızca ellerde taşınan meşalelerden ibaret değildir. O meşaleler, Cumhuriyet’in aydınlık geleceğini, bağımsızlığı, eşitliği ve ortak bir ülke idealini temsil eder.
Bu nedenle bir fener alayının ardından yalnızca kaç kişinin katıldığına bakmak yeterli değildir. Kimlerin orada olduğu kadar, kimlerin neden olmadığı da kamuoyunun değerlendirmesine sunulabilir.
CHP açısından da bu görüntünün üzerinde düşünülmesi gerektiği açık. Çünkü Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak, yalnızca iktidarda ya da belediye yönetiminde bulunulduğunda yerine getirilecek bir sorumluluk değildir.
Geçmiş yıllarda milli bayramların coşkusunu büyüten, fener alaylarında geniş katılımla yer alan CHP’nin bugün ortaya çıkan tabloya ilişkin bir değerlendirme yapması, kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesine katkı sağlayacaktır.
Aynı şekilde diğer siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının da Cumhuriyet Bayramı gibi ortak değerler söz konusu olduğunda daha güçlü bir katılım göstermesi beklenir.
Çünkü Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca konuşmalarla, sosyal medya mesajlarıyla, çelenk sunumlarıyla ya da protokol törenleriyle olmaz. Cumhuriyet’e ve onun değerlerine sahip çıkmak, gerektiğinde siyasi farklılıkları bir kenara bırakıp ortak değerlerde buluşabilmektir.
29 Ekim gecesi Milas sokaklarında meşaleler yandı. Türk bayrakları dalgalandı, marşlar söylendi. Fener alayı Atapark’ta sona erdi.
Ancak geride cevabı beklenen bir soru kaldı:
BU CUMHURİYET KİMİN?
Yalnızca belediyeyi yönetenlerin mi? Yalnızca kortejin önünde yürüyenlerin mi? Yoksa geçmiş yıllarda o kortejlerde yer alıp bugün farklı siyasi hesapların gölgesinde kalanların da mı?
Cevap aslında çok açık: Cumhuriyet hepimizin!
Öyleyse Cumhuriyet’in bayramı da hepimizin bayramı olmalı. Kim yönetimde, kim muhalefette, kim hangi partide olursa olsun…
Çünkü Cumhuriyet, bir siyasi partinin değil, bu milletin ortak eseridir.

