(Adaletin Evrenselliği ve Zalim İktidarların Kaçınılmaz Çöküşü)
“Zulüm ile abad olanın sonu berbat olur” sözü, sadece bir atasözü değil; insanlık tarihinin defalarca doğruladığı bir evrensel hakikattir. Toplumların adalet üzerine kurulması gerektiği gerçeğini vurgulayan bu özdeyiş, bireyden devlete kadar uzanan geniş bir yelpazede, gücün kötüye kullanılmasının feci sonuçlarını ortaya koyar. Zalim yöneticiler, baskı ile hüküm sürebilir; ancak bu hüküm geçicidir. Toplumun temelinde zulüm varsa, o yapının çökmesi kaçınılmazdır.
Zulüm Nedir?
Zulüm, bir insanın ya da bir kurumun, başkasına karşı haksızlık yapması, haklarını gasp etmesi, adaleti çiğnemesi anlamına gelir. Bu, sadece fiziksel şiddetle sınırlı değildir; hukukun çiğnenmesi, özgürlüklerin kısıtlanması, liyakatin yok sayılması, yalanın hakikatin önüne geçmesi de zulmün başka yüzleridir. Modern dünyada medya sansürü, ifade özgürlüğünün engellenmesi, yargı bağımsızlığının zedelenmesi gibi uygulamalar da birer zulüm çeşididir.
Tarihten Örnekler
Tarih, zulümle hüküm sürenlerin ibretlik sonlarıyla doludur. Firavun, halkını köleleştirerek saltanat sürdü ama nihayetinde ordusuyla birlikte denizde boğuldu. Emevîler, muhaliflerini yok ederek güce tutundular; ancak Kerbelâ’dan sonra İslam dünyasında meşruiyetlerini yitirdiler. Hitler, Mussolini, Stalin gibi diktatörler, milyonlarca insanın canına mal olan politikalarla iktidarlarını sürdürdüler ama sonunda ya öldürüldüler ya da nefretle anıldılar. Yakın dönemlerde ise Saddam Hüseyin ve Kaddafi gibi liderlerin, yıllarca uyguladıkları baskıcı rejimlerin ardından nasıl bir sonla karşılaştıkları tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etti.
Adaletin Toplumdaki Yeri
Toplumların huzur ve refahı ancak adaletle sağlanabilir. Adalet, devletin temeli olduğu gibi, bireylerin güven içinde yaşamasının da ön koşuludur. Bir ülkede adalet yoksa, orada barış, üretkenlik, gelişme ve sürdürülebilirlik de olmaz. İnsanlar ancak haklarının korunduğu yerde yaşamaktan memnuniyet duyar. Aksi halde ya sessizliğe bürünür ya da göç eder. Bu da toplumun çöküş sürecini başlatır.
Zulmün Sürdürülebilirliği Yoktur
Zulüm, kısa vadede güçlü gibi görünse de sürdürülebilir değildir. Çünkü insanlar, er ya da geç haklarını aramak için harekete geçer. Tarihte hiçbir baskıcı rejim sonsuza kadar var olmamıştır. Toplumda adaletin yerini korku aldığında, bireyler itaatkâr olabilir; ama bu, gönüllü bir bağlılık değil, mecburiyettir. Bu da yönetimin meşruiyetini yitirerek içten içe çürümesine neden olur. En sonunda ise ya halk ayaklanır, ya da dış müdahalelerle rejim son bulur.
Günümüzde Zulüm ve Adalet Arayışı
Bugün dünyanın birçok yerinde, hâlâ zalim yönetimler, halkların iradesini bastırmakta; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadın hakları, işçi hakları gibi temel insan hakları ihlal edilmektedir. Ancak teknoloji çağında, gerçeklerin gizlenmesi daha zor hale gelmiştir. İnsanlar bilgiye ulaşmakta ve adalet talebini daha güçlü dile getirmektedir. Bu da zalimlerin korkulu rüyasıdır. Çünkü bilgi, bilinç doğurur; bilinç ise direnişi.
Zulüm ile abad olmak, kısa vadeli bir illüzyondur. Gerçek refah, gerçek güç, ancak adaletle mümkündür. Toplumu ayakta tutan; korku değil, hak; baskı değil, özgürlüktür. Her bireyin, her kurumun ve her yöneticinin unutmaması gereken hakikat şudur: Zulümle yükselen, mutlaka yıkılır. Adaletle yükselen ise ebediyete kadar yaşar.


Herzamanki gibi tehlikeli sularda yüzüyorsun ama her zaman onurlu her zaman ahlaklı dostdoğru bir adam oldun seviliyorsun kardeşim
Teşekkürler abi
Bu alemde kralsın reis hep seninleyiz
Çok haklısınız ama anlarlarmı bilemedim
Çok teşekkür ederim
Keşke sizin gibi onurlu gazeteciler ulusal medyamızdada yer alsalar satılık kalemlerden olmadığınız için çok teşekkür ederiz.
Çok teşekkür ederim