1/4
Sözlüklerdeki yaygın tanımına göre biyolojik olarak veya evlat edinme yoluyla çocuk sahibi olan erkektir. Terminoloji edinilmiş evladın ve kadının önceki evliliğinden olan çocuğun yeni babasına “babalık”, “üvey baba” veya “cici baba” dese ve üvey kardeşlik için de “ana bir baba ayrı” veya “baba bir ana ayrı” gibi tanımlamalar getirse de bu nüanslar fazla ayrımcı bulunuyor olmalı ki hitaplar “baba”da buluşuyor.
Bir de ataların “dört atanın hakkı bir” sözüne uyularak Türk kültüründe gelin ve damat da “kayınbaba”ya “baba” diye hitap ediyor. Geçmişte genellikle kendisinin bulunmadığı yerlerde bahsi geçtiğinde kullanılan “kayınbaba” sözü, günümüzde yerini “eşimin babası” veya adının sonuna baba eklemek suretiyle “Ali Baba”, “Veli Baba” şeklinde kullanımlara bırakıyor.
Annenin babasına “dede” diye hitap edilirken kimi ailelerde belki de ataerkillik göstergesi olarak babanın babasına “büyükbaba” daha uygun görülüyor. Neyse ki kadınlar için böyle bir ayrım bulunmadığından “babaanne” ile “anneanne” denk hitaplar olarak yan yana gelebiliyor.
Türk kültürü “baba” kelimesine sayısız anlam yüklemiştir. Mesela günlük dilde kullandığımız “baba adam”, “babacan” veya “babalık etmek” gibi deyimler babanın seven, koruyan ve kollayan yönlerine gönderme yapmaktadır.
Türklerin devleti “baba” görmesi de bundandır. Göktürk Kitabelerindeki “Aç milleti doyurduk; çıplak milleti giydirdik” sözleri, baba-evlat ilişkisi üzerinden devletin bu rolüne işaret ediyor olmalıdır.
Türkistan’da Yesevî’nin hocası Arslan Baba’dan başlayarak Macaristan’da Gül Baba’ya uzanan Türk tasavvuf, tarikat ve tekke kültüründe mürşide, şeyhe, yol önderine hatta önemli âşık ve müzik üstatlarına “baba” denmesi yaygındır. Buna bağlı olarak Türk coğrafyasında bugün de pek çok yerleşim yeri “baba” adını taşır. Bu gelenek günümüz Alevi-Bektaşi ocaklarında “baba”, “dede” ve “dedebaba” şeklinde sürmektedir. Nitekim “baba erenler bir gün” diye başlayan Bektaşi fıkraları Türk edebiyatında önemli bir külliyat oluşturur.
Türk kültürü “aile babası” dediği kişilerin olumlu yönlerinden hareketle toplum önderlerini de “baba” olarak görmüştür. Mesela devlet veya şirket kurucularına; eskilerin “dert babası” dediği ve “babası hayrına” yoksulların, kimsesizlerin yardımına koşanlara veya bir işte, sanatta, meslekte çığır açanlara da “baba” demiş; teşekkürünü “babana rahmet” duasıyla etmiştir.
(Devam edecek…)

