Aşkın Ayrancıoğlu’nun Karikatür Yolculuğu
Matematik gibi kesin kuralları olan bir alandan gelip, çizginin özgür dünyasında kendine güçlü bir ifade alanı yaratan bir isim: Aşkın Ayrancıoğlu… Rize’nin Ardeşen ilçesinden çıkan, Laz kültürünün izlerini taşıyan ve yaşamını Samsun’da sürdüren karikatürist, sanat yolculuğuna 1988 yılında atılan bir adımla başlıyor. O günden bu yana karikatürü yalnızca güldüren bir araç olarak değil; düşündüren, sorgulatan ve toplumsal gerçekleri görünür kılan güçlü bir anlatım dili olarak ele alıyor.
Eğitimci kimliğiyle genç nesillere farklı bakış açıları kazandırmayı önemseyen Ayrancıoğlu, karikatürün eğitim sisteminde de yer alması gerektiğini savunuyor. Ona göre karikatür, bireyin olaylara tek pencereden değil, çok yönlü bakabilmesini sağlayan önemli bir düşünme pratiği. Bu yaklaşım hem sınıf içinde hem de sanat üretiminde kendini açıkça hissettiriyor.
Çizgilerinde toplumsal çelişkileri merkezine alan sanatçı, özellikle “Doğu Karadeniz’in Doğusu” olarak tanımladığı coğrafyanın kültürel dokusunu görünür kılmayı bir sorumluluk olarak görüyor. Laz kültürünün yok olma tehlikesine dikkat çeken çalışmaları, yalnızca bir sanat üretimi değil aynı zamanda kültürel bir hafıza oluşturma çabası niteliği taşıyor. Mizahın ve karikatürün, toplumsal gerçeklerle iç içe geçtiği bu üretim anlayışı, zaman zaman bedeller ödemeyi de göze alan bir duruşu beraberinde getiriyor.
Bugüne kadar birçok sergi ve projeyle adından söz ettiren Aşkın Ayrancıoğlu, özellikle çayın üretim merkezi olan bölgesine dikkat çeken tematik çalışmalarıyla da fark yaratıyor. Yerelden evrensele uzanan bir bakış açısıyla çizgilerini sürdüren karikatürist, hem sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor hem de bu gücü toplum yararına kullanmayı bir sorumluluk olarak görüyor.
Bu söyleşide; sanatla ilk buluşmasından ilham kaynaklarına, eserlerinin taşıdığı anlamlardan günümüzde sanat üretmenin zorluklarına kadar uzanan geniş bir perspektifte, Aşkın Ayrancıoğlu’nun çizginin ardındaki düşünce dünyasına daha yakından bakıyoruz.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Matematik öğretmeniyim. Ardeşen/ Rize’liyim. Bir Laz’ım. Samsun da yaşıyorum.

Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Karikatürle ilk bağım 1988 yılında Samsun’da oldu. Halk Evleri Samsun Şubesi’nin düzenlediği karikatür sergisine, sergiyi organize eden karikatürcü dostum Sönmez Yanardağ’ın sergiye katılmamı istemesiyle, karikatürle ciddi olarak buluşmuş oldum.
Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Karikatür, olaylara farklı bir bakış açısı ile bakma sanatıdır. Ders verdiğimiz çocukların karikatürcü olanlarının da olmayanlarının da olaylara farklı bakma alışkanlığını kazanmaları çok önemli. Milli eğitim okullarında karikatürün ders olarak okutulmasını istemeyi bu yüzden çok önemli görüyorum.
Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Mizah, toplumsal çelişkilerin tamamı, karikatür ise bunun çizgi ile yansıtılması sanatıdır. Bu yüzden bizim gibi toplumsal çelişkilerin bol olduğu ülkelerde mizah ve karikatür çok gelişmiştir. Toplumsal bir çelişkiyi topluma yansıtmak önemli ve güzel bir olay olduğunu düşünüyorum. Bu konuda birçok bedeller ödenmesine rağmen.

Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den veya yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? Ve varsa Turhan Selçuk karikatür yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Toplumsal çelişkiler ülkemizin her yanında hemen, hemen benzer olduğunu düşünüyorum. Farklı olarak, bir Laz olarak ” Doğu Karadeniz’in Doğusu”nun şimdiye kadar hiç çizilmemesi ve benim çizmemi önemli görüyorum.
Turhan Selçuk karikatürcü olarak dünyanın önemli çizerlerinden birisidir. Milas’ın Turhan Selçuk’ a sahip çıkmasını da çok önemli görüyorum.
Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Geçmişte de bugün de toplumsal çelişkilerin çok olduğu bizim gibi ülkelerde, mizah yapmak, karikatür yapmak ne yazık ki bir bedel ödemeyi de gerektirmektedir.

Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Toplumsal olarak dünyanın her yerinde emek ve sermaye vardır. Birinin kazanımı diğerinin kaybı ile olmaktadır. Bu yüzden sanat da emekten yana olmak, bunu ihtiyaç olarak görmek çok önemlidir.
Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
“Doğu Karadeniz’in Doğusu- Yöremiz ve Biz” konusun da ilk olarak 1993 yılında Lazca olarak çıkan OGNI dergisinde çizmeye başladım ve bu konu da çeşitli etkinlikler ile devam ediyorum çünkü bir kültürün de yok olma tehlikesi var. Çayın tek üretiminin yapıldığı bir yer olan bölgemizde, çayın sorunlarını kapsayan ” Çay ve Biz” konulu karikatür yarışmasını Fındıklı Belediyesi ile birlikte ve Aşkın Ayrancıoğlu, Altan Özeskici dostlarımın da katkıları ile yapmamızı da çok önemli görüyorum. Her sene geleneksel olarak yaptırmayı düşünüyorum. Şimdiye kadar 2 defa düzenledik ve kitap haline de getirdik.
Şimdiye kadar hiç yapılmayan başka bir çalışmam da ” Doğu Karadeniz’in Doğusu- Yöremiz ve Biz” kişisel karikatür sergimdir. İlk olarak Diyarbakır da açtım, daha sonra Fındıklı da açtım. Şimdi sergimi Ardeşen, Pazar, Samsun da açma çalışmalarımız var. Bunu Türkiye’nin birçok yerine taşımayı düşünüyorum…


