Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. TOPLUMUMUZ’DA ŞİDDET

TOPLUMUMUZ’DA ŞİDDET

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Toplumumuz da şiddet; bireylerin fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik zarar görmesine neden olan, güçlünün zayıfı ezdiği, kültürel ve ekonomik faktörlerle beslenen bir sorundur. Başta, eğitim eksikliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği şiddeti artırmaktadır.

Günümüzde toplumun karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri, artan şiddet olaylarıdır. Şiddet, topluma ya da bireylere sadece fiziksel zarar vermekle kalmayan; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutları olan karmaşık bir sorundur. Şiddetin kökenine inmek, onu önlemenin ilk adımıdır.

Şiddet hiçbir zaman tek başına ele alınacak bir sorun da değildir. Şiddetin türü ne olursa olsun, o noktaya kadar şiddeti hazırlayan, tetikleyen ve uygulanmasına yol açan pek çok farklı değişken ve etken bulunur.

Şiddetin Nedenlerine bakıldığında:

  1. Toplumsal Stres ve Baskı;

Toplumda artan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, gelir eşitsizliği ve sosyal adaletsizlik gibi faktörler, bireyler üzerinde yoğun bir stres yaratır. Bu stres, zamanla öfkeye ve şiddete dönüşebilir. Örneğin, işini kaybeden bir kişi, kendini çaresiz ve umutsuz hissedebilir, aile düzeni bozulan, kayıplar yaşayan, hastalıklarla uğraşan, kendisini psikolojik, ekonomik ya da fiziksel olarak tehdit altında hisseden herkes geleceğe dönük olarak yoğun kaygı ve stres yaşayabilir ve bu kaygılar kronik hale geldiğince öfkeye, sonrasında şiddete dönüşebilir.

  1. Aile İçi Şiddet ve Travmalar;

Aile içinde şiddete maruz kalan veya şiddet görerek büyüyen bireyler, bu davranışı normalleştirebilir. Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, ileriki yaşamda bireyin şiddete başvurmasına neden olabilir.

Özellikle çocukken şiddet görmüş bireylerin, yetişkinliklerinde benzer davranışlar sergileme olasılığı yüksektir. İhtiyaçlarına duyarsız kalınmış, yeterli ilgi ve sevgiyi görememiş, özellikle dezavantajlı bir ailede ya da ortamda büyüyen çocuklar ve gençler kolaylıkla yasa dışı yollara ve şiddet unsurlarına yönelebilir. Aile içindeki güvensiz çatışmacı ortam, sağlıklı kurulamamış ilişkiler, birbirini dinlemeyen ve iletişim kuramayan bireyler, kayıplar, psikolojik ya da fiziksel engeller, ebeveynlerin yokluğu, düşük sosyoekonomik koşullar bireylerin şiddete yönelmesini kolaylaştıran etkenler arasındadır.

  1. Medya ve Dijital Etkiler;

Şiddet içerikli filmler, diziler, video oyunları ve sosyal medya, bireylerde şiddeti normalleştirebilir. Bu tür içeriklere maruz kalan bireyler, şiddeti çözüm yolu olarak benimseyebilir. Ayrıca, sosyal medyada yayılan nefret söylemleri ve kutuplaşma, şiddeti tetikleyici bir etken olabilir. Günün hemen hemen her saati hem haber programları hem de magazin programları nedeniyle toplumdaki olumsuz öğelerin ekranlara taşınması, silahların, kavgaların, cinayetlerin yer aldığı diziler bir süre sonra bireylerin şiddeti normal ve yaşamın olağan olayları olarak algılamasına yol açabilir. Bu da empatiden uzaklaşan, duyarlılıktan yoksun bireylerin oluşturduğu mekanik bir topluma dönüşmek demektir. Bunun ötesinde çocuk ve gençlerin doğru bilgiye ulaşabilmeleri, sağlıklı bir sosyal medya kullanıcısı olabilmeleri için medya okuryazarlığı eğitimine ulaşmaları sağlanmalıdır. Bu konuda eğitim kurumlarının sorumlulukları çok önemli ve değerlidir.

  1. Psikolojik Sorunlar;

Depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklar, madde bağımlılıkları bireyleri şiddete yönlendirebilir. Bu tür rahatsızlıklara sahip bireyler, duygusal dengeyi sağlamakta zorlanabilir ve öfke kontrolü problemi yaşayabilir. Bu durum, şiddet eğilimlerini artırabilir.

Özellikle gerek aile içinde gerek sosyal çevrede yaşanan veya tanık olunan şiddet öğeleri, bireylerin psikolojik sağlamlığına hasar verebilir, bir takım duygusal ve davranışsal bozuklukların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Şiddete uğrayan bireylerin, zaman içinde kendileri de şiddet uygulayan bireyler haline geldikleri sık görülen bir durumdur. Kişi yaşadığı şiddeti durduramadığında, bu durumla başa çıkmak için kendisi de bir şiddet uygulayıcısı olarak, şiddet karşısında yaşadığı acizlik, güçsüzlük duygusunu bastırarak, başkalarını aciz ya da güçsüz durumuna düşürecektir.

Şiddet olayları, bireylerde hem kısa vadeli hem de uzun vadeli ciddi etkiler bırakır. Fiziksel yaralanmaların yanı sıra, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar yaygın olarak görülür. Ayrıca, şiddet gören bireyler, sosyal hayattan izole olabilir, özgüven kaybı yaşayabilir ve geleceğe dair umutlarını yitirebilir. Özellikle son yıllarda sıklıkla gündeme gelen akran zorbalığı ya da sosyal medya linçi de bireyleri içinde yaşadıkları toplumdan uzaklaştırarak, şiddet sarmalının içinde kalmalarını sürekli hale getirebilir.

Toplum açısından bakıldığında, şiddet olayları sosyal bağların zayıflamasına, güven duygusunun azalmasına ve genel huzurun bozulmasına yol açar. Ekonomik olarak da büyük maliyetlere neden olur; sağlık harcamaları, hukuki süreçler ve üretkenlik kayıpları, şiddetin ekonomik yükünü artıran etkenlerdir.

  1. Kişilik Bozuklukları;

Psikoloji, bazı kişilik bozukluklarının şiddet davranışlarıyla yakından ilişkili olduğunu belirtir. Örneğin, antisosyal kişilik bozukluğu olan bireyler, empati eksikliği, dürtü kontrolü zayıflığı ve başkalarının haklarını ihlal etme eğilimleri nedeniyle daha fazla şiddet davranışı sergileyebilir. Bu bireyler genellikle sosyal normlara uymakta zorlanırlar ve şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak görebilirler.

  1. Travma ve Stres;

Psikoloji, travma ve kronik stresin şiddet davranışlarına yol açabileceğini öne sürer. Çocukluk döneminde yaşanan fiziksel veya duygusal istismar, bireylerin ileriki yaşamlarında şiddet davranışları sergileme olasılığını artırır. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi durumlar, bireylerde ani öfke patlamalarına ve kontrol edilemeyen şiddet davranışlarına neden olabilir.

  1. Toplumsal ve Çevresel Faktörler;

Bireylerin içinde bulunduğu sosyal ve çevresel koşulların da şiddet eğilimlerini etkilediğini savunulur. Yoksulluk, işsizlik, sosyal dışlanma ve adaletsizlik gibi toplumsal stres faktörleri, bireylerde öfke ve hayal kırıklığı birikimine neden olabilir. Bu birikim, zamanla şiddet davranışlarına dönüşebilir. Ayrıca, sosyal normlar ve kültürel değerler de şiddetin kabul edilebilirliği konusunda belirleyici olabilir.

  1. Yetersiz Öfke Yönetimi;

Şiddetin artışını açıklayan bir diğer psikolojik faktör, bireylerin öfke yönetimindeki zayıflıklardır. Öfke, doğal bir duygu olmasına rağmen, kontrol edilemediğinde şiddete yol açabilir. Özellikle çocukluktan itibaren sağlıklı öfke yönetimi becerilerini geliştiremeyen bireyler, şiddete başvurma eğiliminde olabilirler.

Şiddetin önlenmesi için, bu faktörlerin her birinin dikkate alınması ve bireylere, ailelere ve topluma yönelik kapsamlı müdahalelerin uygulanması gerekir. Bu çerçevede, psikolojik destek, eğitim, sosyal hizmetler ve yasal düzenlemeler gibi çok yönlü yaklaşımlar, şiddetle mücadelede etkin olabilir.

Toplumda şiddetle mücadele edebilmenin en etkili yolu, eğitim ve farkındalık çalışmalarını artırmaktır. Özellikle çocukluk döneminden itibaren bireylere empati, öfke kontrolü ve iletişim becerileri kazandırılmalıdır.

Okullarda ve aile içinde şiddetin zararları hakkında bilgilendirici programlar düzenlenmelidir. Tüm eğitim kurumlarında özellikle öğretmen ve idarecilerin şiddete karşı belirleyecekleri eylem planları ve yaptırımlar, ciddi anlamda caydırıcı etkiler meydana getirebilir. Okul, öğretmen ve aile iş birliği bu konuda çok önemli bir sac ayağıdır.

Şiddet eğilimleri olan bireyler için psikolojik destek sağlanmalı, öfke yönetimi ve stresle başa çıkma konularında profesyonel yardım sunulmalıdır. Ayrıca, şiddet mağdurlarına psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulmalı, travma sonrası iyileşme süreçlerinde destek olunmalıdır. Şiddete uğrayan bireyin, yaşadıklarını anlatabileceği ortamlar sağlanmalı ve yalnız olmadığı hissettirilmelidir. Şiddetin küçüğü ya da büyüğü yoktur, şiddet şiddettir ve ister fiziksel ister psikolojik ister ekonomik şiddet olsun, aynı şekilde ciddiye alınmalı, aynı bireysel ya da toplumsal duruş sergilenmelidir. Saklanması gereken şiddet, korkması gereken şiddete uğrayan olmamalıdır. Aksine şiddet uygulayan rehabilite edilene kadar sosyal izolasyona alınmalıdır.

Şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemelerin yanı sıra, bu yasaların etkin bir şekilde uygulanması da kritik öneme sahiptir. Şiddet uygulayanlara yönelik caydırıcı cezaların yanı sıra, şiddet mağdurlarını koruyucu tedbirlerin alınması gereklidir.

Ne yazık ki toplumda var olan, şiddet uygulayanın cezasız kalacağı algısı değiştirilmediği sürece ve şiddet uygulayan kişiler uygun, caydırıcı ceza ve yaptırımlarla karşılaşmadıkları sürece, şiddet toplumun bir gerçeği olmaktan çıkamayacaktır.

Dolayısıyla bireyleri ve toplumu tehdit eden her tür şiddet eylemi hukuk ve adalet tarafından da ciddiyetle ele alınmalı ve önleyici her tür eylemle harekete geçilmelidir…

Sonuç olarak, toplumda artan şiddet olayları, sadece bireyleri değil, tüm toplumu etkileyen ciddi bir sorundur. Şiddetin nedenlerini anlamak ve bu sorunla mücadele etmek için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çaba sarf edilmelidir. Eğitim, psikolojik destek, yasal düzenlemeler ve toplumsal dayanışma gibi çözüm yollarıyla şiddeti azaltmak mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, şiddet asla bir çözüm yolu değildir; aksine, daha büyük sorunlara yol açar. Bu nedenle, toplumsal huzur ve güvenliğin sağlanması için şiddete karşı hep birlikte mücadele etmek zorundayız.

TOPLUMUMUZ’DA ŞİDDET
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481