Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DOSYA: DEPREMLE YAŞAMAK – BÖLÜM 4

DOSYA: DEPREMLE YAŞAMAK – BÖLÜM 4

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

YUKARI DEĞİL, YANYANA

Milas büyüyor… Ama büyüme, her zaman doğru değildir.

Şehir yükseldikçe, biz ne kazanıyoruz?

Daha fazla metrekare mi? Yoksa kaybolan kimliğimizi mi?

Bugün Milas’ın bazı bölgelerinde yükselen binalar, şehrin ruhunu bozan beton yığınları gibi duruyor.

Cumhuriyet Mahallesi, Ova… Yüksek katlı binalar çoğaldıkça, eski Milas sokakları nefessiz kalıyor.

Binaların yüksek olması, mutlaka gelişmişlik anlamına gelmez. Özellikle deprem riski yüksek bir şehirde, yükseklik bir risk unsurudur. Japonya gibi ülkeler bunu yıllardır deneyimlemiş durumda. Japonya’da yüksek bina yapımı sınırsız değildir. Her kat, zemin yapısına ve deprem riskine göre belirlenir. Zemini riskli olan alanlarda kat sınırlaması uygulanır, yatay mimari teşvik edilir.

Ama bizde çoğu zaman tek kriter arsa rantı ve metrekare oluyor.

Oysa Milas’ın ihtiyacı ne?

Yatay mimari

İnsan ölçeğinde binalar

Mahalle kültürünü yaşatan yapılar

Sokaklarla uyumlu, nefes alan şehir alanları

Bina yüksekliği değil, yaşam kalitesi öne çıkarılmalı.

Yatay mimarinin avantajları çok açık:

Depreme dayanıklılık: Düşük katlı yapılar, yüksek binalara göre deprem yükünü daha iyi taşır. Toplam risk azalır.

Sokak dokusunu koruma: Dar sokaklar ve tarihi taş evler, yatay yapılaşmayla birlikte varlığını sürdürebilir.

Mahalle kültürü ve sosyal bağ: Komşuluk, çocukların sokakta büyümesi, insanların birbirini görmesi yatay şehirleşmeyle mümkün olur.

Altyapı uyumu: Su, kanalizasyon, elektrik gibi sistemler, düşük katlı binalarla daha verimli ve güvenli çalışır.

Dikey yapılaşmanın tek avantajı sanılıyor ki; “Yer kazanmak”.

Oysa o yer kazanımı, uzun vadede risk ve kimlik kaybı olarak geri dönüyor.

Milas’ta yüksek katlı binalar arttıkça; Sokakların nefesi kesiliyor. Görsellik bozuluyor. Altyapı zorlanıyor. Deprem riski artıyor. Ve en önemlisi, şehrin ruhu kayboluyor.

Şimdi soralım; Bu şehir kim için yükseliyor? Müteahhit için mi? İnşaat firmasının kazancı için mi? Yoksa Milas’ta yaşayan herkes için mi?

Cevap net olmalı; Herkes için.

Bu yüzden planlama sadece bireysel kazanca göre değil, topluma göre yapılmalı.

Kat sınırlamaları uygulanmalı, yatay mimari teşvik edilmeli.

Tarihi doku da aynı şekilde korunmalı.

Milas’ta taş evler, dar sokaklar, eski mahalle yapısı sadece estetik değil, kimliğimizin kanıtıdır.

Yüksek katlı ve plansız binalar bu mirası yok ediyor.

Oysa uyumlu yapılaşmayla modern yaşam ve tarih bir arada olabilir.

Düşük katlı modern binalar, taş sokaklarla uyumlu tasarlanabilir.

Her yeni bina, mahalle dokusuna zarar vermeden inşa edilebilir.

Tarihi yapılar, kamu ve özel sektör işbirliği ile restore edilebilir.

Milas için öneri; Şehir sadece yukarıya değil, yan yana büyüyerek gelişir. Deprem güvenliği sağlanır. Mahalle kültürü korunur. Estetik ve kimlik bir arada yaşar. Bu yaklaşım, sadece bir tasarım tercihi değil, hayat kurtaran bir stratejidir.

Milas için çağrım şudur; Kat sınırlamaları uygulansın ve riskli bölgelerde dikey yapılaşma yasaklansın. Yatay mimariyi teşvik eden projeler desteklensin. Tarihi sokak ve yapılar korunarak modern binalarla uyumlu planlama yapılsın. Yeni yapılaşma, sadece metrekare değil, yaşam kalitesi ve güvenliği odaklı olsun.

Son olarak; Milas yükseliyor olabilir… Ama yükselirken kendini kaybetmemeli.

Dikey beton yığınları değil, yan yana büyüyen, güvenli, estetik ve yaşayan mahalleler oluşturmalıyız.

Çünkü şehir, sadece binalardan ibaret değildir.

Şehir, yaşayan insanlarıyla, tarihiyle, sokaklarıyla bir bütündür.

Deprem gelmeden önce, Milas’ı yan yana ama güvenle yükseltecek kararları almalıyız.

DOSYA: DEPREMLE YAŞAMAK – BÖLÜM 4
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter