Ahmet Şenol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Halk Kültürümüzde “DERT”

Halk Kültürümüzde “DERT”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

3/3

(Geçen makalenin devamı)

Zifiri karanlık şafağın, Mart yazın habercisidir. Atalar, bir yandan evde her şeyi tüketen ve kazma kürek yaktıran kara kış bir türlü gitmediği, diğer yandan hesaplar görülen, defterler dürülen mali yılbaşı geldiği için “Mart ayı dert ayı” veya “Mart çıkmadan dert çıkmaz” demişler. Kültürün baharı müjdeleyen göçmen kuşlara, leyleklere hele turnalara muhabbeti ve Turnalar Semahına yansıyan “gene dertli dertli iniliyorsun/sarı turnam sinen yaralandı mı” mısraları, bahar müjdesinin gecikme kaygısıdır.

Günümüzde çek, senet, noter onayı, tapu gibi hukuki belgeler geçerli olsa da gelenekte “söz namus” olduğu için zamanı gelince ödenemeyen borç en büyük derttir. Ataların “borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek” veya “borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır” sözlerinde borçla derdin bir arada kullanılmasının sebebi budur. Kuşkusuz “ellerin dert görmesin” duası “açları doyuran, çıplakları giydiren” Göktürk kağanlarının, Dedem Korkut beylerinin veya Köroğlu’nun yanı sıra borçluyu borcundan kurtaran, kasaptaki, bakkaldaki, fırındaki, eczanedeki veresiye defterlerini kapatan günümüz yiğitlerine de edilmiş olmalıdır.

Halk “dert babası” deyimini Volkan Konak’ın “dertliyim kederliyim her ne dersen ağlarım” dediği gibi başkasının derdini kendine dert edinenler için kullanır. Hâlini arz ermek isteyene “ben dert babası değilim” veya “derdini Marko Paşa’ya anlat” diyene “dert yanmak” boşunadır. Ataların “aşk ağlatır, dert söyletir” veya Âşık Veysel’in “anlatmam derdimi dertsiz insana/dert çekmeyen dert kıymetin bilemez” dediği gibi derdi olan “derdini dökmek” için “dert ortağı” arar.

Dert; kâh ataların “ağacı kurt, insanı dert yer” dediği türden onulmaz bir hastalık, kâh “dert gider amma yeri boş kalmaz” sözüne yansıyan serzeniş, kâh öğütmeye buğday yok anlamına gelen “taş taşı yiyor” ifadesiyle açıklık kazanan “değirmene vardım derdim yanmaya, değirmen başladı dertli dönmeye” sözüne yansıyan derin yoksulluktur.

Salgın, kırgın, deprem, sel, yangın, kıtlık gibi herkese musallat olan dertlerin tek tesellisi ise “elle gelen düğün bayram” misali “dertsiz baş olmaz” atasözüdür. Yeter ki “dert garibe, çor garibe; gelen giden vur garibe” dedirten adaletsizlikler olmasın dünyada. Yoksa herkes bilir ki ataların dediği gibi “ağrısız baş mezarda gerek” veya “dertsiz baş terkide gerek”.

Ataların “dert küpü”, şarkıların “dertler deryası” dediği ve geniş kitlelerin “dert eğirdiği” şu üç günlük dünyada kimseye “dert olmamak” için -ve tabii ataların “dertsiz başını derde sokma” öğüdünü de “neme lazımcılığa” dönüştürmeden- bazı şeyleri “dert etmemek” lazım

(Not: Prof.Dr. Öcal Oğuz çalışmalarından yararlanılmıştır.).

Halk Kültürümüzde “DERT”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter