4/4
(Geçen makalenin devamı)
Mesela Karakoncolos resmi çizen bir Türk ressam hatırlamıyorum. Halk inanışları araştırmalarının, ritüellerin ve mitolojinin konusu olması gereken bu tür halk hayal ve tasavvurları, paldır kültür kentleşme çağında pozitivist aydınlanmacı ve deneysel bilimci bir eğitim ve kültür yaklaşımıyla “gerçek” olup olamayacakları yönüyle ele alınmış ve değersizleştirilmiştir.
Bu ve benzeri yaklaşımlar nedeniyle Türk sanatının Türk mitolojiden beslenmesi mümkün olamamıştır.
Dünyada “Gerçekçilik” akımı sonrası gelişen ve sanatın pek çok alanında karşımıza çıkan “Gerçeküstücülük”, “Büyülü Gerçekçilik”, “Fastastik Edebiyat” gibi alanlarda eser vermek isteyen Türk sanatçılar, Yunan Mitolojisine ve Ortaçağ Hıristiyanlık korku mitlerine teslim olmuş; süpürgeli cadıların, vampirlerin, Drakulaların, kurt adamların, koca ayakların, zombilerin, şeytanların yanına kendi mitoloji ve korku figürlerini koyamamışlardır.
Çağdaş kentte eğitim, sanat ve kültür dünyasından kovulan, müfredata alınmayan ve böylece unutulan mitolojiden doğal olarak uygulamalı halk bilimi yoluyla yararlanmak da mümkün olamamıştır.
Mesela Karakoncolos miti; “ses taklidi”, “ses çalma”, “sokağa çıkan kişiyi alıp götürme”, “içinde kara kelimesi geçen cümleler kuranlara dokunmama” veya “bilmece sorma” gibi motifler üzerinden bile oldukça eğlenceli bir korku figürü olarak çocukların çizgi film, masal ve oyun dünyasına eklemlenebilirdi.
Bu nedenle genel geçer bir ifade olan “sanat kültürden beslenmelidir” sözü boşuna söylenmemiştir. Dünyada olduğu gibi Türkler arasında da mitoloji, akademide hoca-öğrenci arasındaki bir ders konusu olduğu kadar sanatın, tasarımın ve uygulamanın esin kaynağı da olabilmelidir.

