Avrupa dillerinin öğrenilmesini teşvik etti ve okuryazarlık oranını artırma sorununu büyük ölçüde kolaylaştırdı. Türk halkının ulusal, siyasal, dinsel ve kültürel kimliğini yeniden tanımlayan Mustafa Kemal, 1930’lu yıllarda enerjik bir şekilde Türkiye’nin ekonomik gelişmesini sağlamaya girişti.
Görüldüğü gibi medeniyetleri çatıştırmaya kararlı olan Huntington’un kaleminden dökülen bu cümleler, sanki bizim Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı kadim yobazlarımızın, dönme liberallerimizin kaleminden dökülmüş gibidir!
Huntington’un isteği şudur:
* Türkiye Atatürkçülükten vazgeçsin.
* Batı’nın karşısındaki yeri belli olsun.
Huntington’a göre Kemalizm medeniyet ithaliyle Türkiye’yi Avrupalı yapmaya kalkan bir projedir, ancak başarısız olmuştur! Çünkü ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın Türkiye Batılı olamamıştır! Burada şu görüşü savunmuştur: “Batılı olmayan toplumlar modernleşmek istiyorlarsa bunu Batılılar gibi değil, Japonya gibi kendi yöntemleriyle, kendi gelenek, kurum ve değerlerini kullanarak ve geliştirerek başarmak zorundadırlar.”
Görülen o ki Huntington, Japon medeniyetinden de bir şey anlamış değildir!
Huntington’a göre Türkiye ne Ortadoğulu ne de Batılı olan, iki arada bir derede kalıp, tanımsız ve kimliksiz bir ülke haline gelmiştir!
Burada Huntington’u üzen Türkiye’nin bu durumu değildir kuşkusuz, burada onu üzen Türkiye’nin nerede durduğunun belli olmamasının Batı’ya sorun yaratmasıdır.
Huntington’a göre Atatürk, çok sıkı laiklik tanımıyla Türkiye’nin, Osmanlı Devleti’nin İslamcı rolünü devam ettirmesini engellemiştir. Ona göre;
Türkiye kendini laik ülke olarak tanımladığı sürece İslam medeniyetinin önderi olamaz. İki nedenle Türkiye’nin bir an önce Atatürk’ten ve Atatürk’ün laiklik tanımından kurtulması gerekir.
Huntington’ın ifadesiyle, “Türkiye Atatürk’ün mirasını bilinçli bir şekilde reddedip kendisini İslam’ın bir lideri olarak yeniden tanımlamaya kalkışmadığı sürece, sorunlarını çözemeyecektir.”
CIA görevlisi ve CFR üyesi Samuel Huntington’un Türkiye’nin İslami çizgiye kaymasını, İslam dünyasının lideri olmasını istemesinin nedeni, Türkiye’yi ya da İslam’ı çok sevmesi değildir kuşkusuz.. Huntigton tek düşündüğü şey ABD’nin yüksek çıkarlarıdır ve bu çıkarlar 1946’dan beri olduğu gibi,1996’dan sonra da Türkiye’nin, Batı medeniyetinin temellerindeki “akıl” artı “bilim” artı “laiklik” eşittir “çağdaşlaşma” formülünden bir an önce uzaklaştırılmasını gerektirmektedir.
ABD, Ortadoğu’daki çıkarları açısından çağdaş, laik, bilim üreten bir Türkiye yerine, “İslamcı” ve “savaşçı” bir Türkiye’den yanadır.
Nitekim bugün, ABD’nin egemenlik kurduğu İslam dünyasının neredeyse tamamı, aklı ve bilimi ikinci plana atmış, radikal İslamcılıkla ve radikal İslamcı gruplarla çepeçevre kuşatılmıştır.
ABD, Türkiye’nin de benzer bir “dinci kuşatmayla” kuşatılmasını istemektedir. Ancak radikal İslamcılığın zamanla bölgesel çıkarlarına zarar verdiğini gören ABD, Türkiye’de “ılımlı İslam’ın” gelişmesini amaçlamıştır.
Türkiye’de bu “dinci kuşatmanın” önündeki en büyük engel ise Atatürk ve Kur’an’ın içerdiği gerçek İslam’dır.

