Firuz Kutal: “Karikatürün Doğasında İtiraz Etmek Var”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Norveç’in başkenti Oslo’da uzun yıllardır sanat yaşamını sürdüren karikatürist, illüstratör ve grafik sanatçısı Firuz Kutal, sanat yolculuğunu, Türkiye ile bağını, siyasi karikatüre bakışını ve sanatçının toplumla ilişkisini anlattı. Çizginin yalnızca güldürmek için değil, düşünmek ve düşündürmek için de güçlü bir araç olduğunu vurgulayan Kutal, “Sanatçının görevi insanlara ne düşüneceklerini söylemek değil; soru sormak, düşündürmek ve bazen toplumun görmek istemediği şeyleri görünür hale getirmektir” dedi.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Öncelikle bu vesileyle beni hatırladığınız ve bana bu olanağı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Malum, yurt dışında yaşıyorum. Demek ki gözden ırak olan gönülden de ırak olmuyormuş! Bu beni sevindirdi.

1957 yılında Lüleburgaz’da doğdum. Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik ve Endüstri Mühendisliği eğitimi aldım. Daha sonra yüksek lisans için gittiğim Norveç’te grafik tasarım ve illüstrasyon eğitimi alma fırsatım oldu ve Oslo’da Güzel Sanatlar alanında beş yıllık yüksek lisans yaptım.

1990’lı yıllardan bu yana profesyonel sanatçı olarak serbest çalışıyorum. Karikatür, illüstrasyon, grafik tasarım ve animasyon alanlarında üretim yapıyorum. Özellikle siyasi karikatür benim için önemli bir ifade biçimi oldu. Çalışmalarım Türkiye’nin yanı sıra Norveç, Fransa ve farklı ülkelerdeki gazete, dergi ve çeşitli yayınlarda yayımlandı.

Bugün Oslo’da yaşıyor ve çalışmaya devam ediyorum. Uzun yıllardır Oslo’da yaşamama rağmen Türkiye ile bağım hiç kopmadı. Zaten insan nereye giderse gitsin, geçmişini ve biriktirdiklerini de yanında taşıyor.

Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?

Aslında sanatla ilişkim üniversite yıllarında daha bilinçli bir hale geldi. Boğaziçi Üniversitesi’nde tiyatro, sinema ve karikatür kulüplerinde çalıştım. Karikatür Kulübü’nün kuruluşunda da yer aldım ve üç dönem başkanlığını yaptım.

Özellikle tiyatro kulübünde farklı kitaplarla, sanatçılarla ve düşüncelerle tanışmamın üzerimde büyük etkisi oldu. Karikatür çizerek kendimi ifade etme isteğim de o dönemde gelişti. Karikatür kulübünde çiziyor, tartışıyor ve dergiler hazırlıyorduk.

O yıllarda karikatürün yalnızca insanları güldüren bir şey olmadığını fark ettim. Birkaç çizgiyle koca bir meseleyi anlatabiliyorsunuz. Beni asıl çeken de buydu. Üniversitedeki ortam bana yalnızca mesleki bir eğitim değil, dünyaya farklı açılardan bakma fırsatı da verdi.

Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?

Benim için karikatür öncelikle bir düşünceyi ifade etme biçimi. Çizmekten çok, çizgi aracılığıyla bir şey söyleme isteği beni bu alana itti.

Hayatımda tek bir kırılma anından söz etmek zor. Üniversite yılları, ardından Türkiye’de grafik tasarım ve yayıncılık alanındaki çalışmalarım ve daha sonra Norveç’e giderek sanat eğitimi almam, birbirini tamamlayan süreçler oldu.

Norveç’e gitmem de hayatımın önemli dönüm noktalarından biridir. Başlangıçta farklı bir eğitim amacıyla gitmiştim. Ancak Oslo’daki Devlet Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edilmem hayatımın yönünü değiştirdi. Mühendislik ve matematik diplomalarımı bir kenara bırakıp grafik tasarım ve illüstrasyon eğitimi aldım.

Aslında geriye dönüp baktığımda bunun çok da tesadüf olmadığını düşünüyorum. Çünkü üniversite yıllarından beri çiziyordum ve sürekli bir şeyler anlatma ihtiyacı hissediyordum. İnsan bazen ne yapmak istediğini baştan bilmiyor ama bazı şeyler sizi bırakmıyor. Karikatür ve görsel sanatlar da beni bırakmadı.

Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan çalışmalar hangileri oldu?

Beni en çok yansıtan çalışmaların, yaşadığımız dünyanın sorunlarına dokunan karikatürler olduğunu düşünüyorum. Savaş, barış, demokrasi, özgürlük, göç, insan hakları… Bunlar benim için yalnızca haber başlıkları değil; hepimizin hayatını etkileyen meseleler.

Elbette bu konuda Oğuz Abi (Aral), Turhan Abi (Selçuk), Tan Abi (Oral) başta olmak üzere birçok değerli sanatçının üzerimde emeği var.

Özellikle savaş, barış, demokrasi, özgürlük, göç, insan hakları, kadına şiddet ve güç ilişkileri üzerine yaptığım çalışmaların benim çizgi anlayışımı daha iyi anlattığını düşünüyorum.

2009 yılında Birleşmiş Milletler’in Ranan Lurie Political Cartoon Award ödüllerinden birini alan “Barış Güvercinleri” çalışmam da bu anlamda benim için önemli bir örnek. O çalışmada Irak’ın işgali ve demokrasi adına yürütülen savaş politikalarını eleştirmiştim.

Eserlerinizde Türkiye’den izlenimler bulunuyor mu? Turhan Selçuk Karikatür Yarışması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’den izler olmaması zaten mümkün değil. İnsan nerede yaşarsa yaşasın, doğduğu ve büyüdüğü coğrafyanın izlerini taşıyor. Türkiye elbette benim hayatımın çok önemli bir parçası.

Norveç’te uzun yıllardır yaşıyor olsam da Türkiye’de büyümüş olmak, çocukluk ve gençlik deneyimlerim, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal hayatı doğal olarak çizgilerime yansıyor. Türkiye’deki gelişmeleri de yakından takip ediyorum ve Türk basını için de çalışmalar üretiyorum.

Örneğin iki ayda bir yayımlanan Lacivert Şiir ve Edebiyat Dergisinin yaklaşık 20 yıldır kapaklarını yapıyorum. BirGün gazetesinde de yaklaşık iki yıl çizdim.

Turhan Selçuk benim için çok önemli bir isim. Bu sanat alanında büyük bir ağırlığı var ve ben de onun gibi ilk dernek üyelerinden biriyim. Türk karikatürünün dünyaya açılmasında büyük katkısı bulunan, kendine özgü çizgisi ve sade ama çok güçlü anlatımıyla uluslararası ölçekte de önemli bir usta.

Karikatürü yalnızca mizah olarak değil, güçlü bir düşünce ve grafik anlatım biçimi olarak ele alması benim için de son derece değerli.

Milas Belediyesi tarafından onun adına düzenlenen Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’nın yıllardır devam etmesini de çok önemli buluyorum. Böyle yarışmalar yalnızca ödül vermekle kalmıyor; dünyanın farklı ülkelerinden çizerleri bir araya getiriyor, karikatürün evrensel bir dil olduğunu gösteriyor ve genç çizerlere alan açarak kendilerini ifade etmelerine imkân sağlıyor.

Turhan Selçuk’un adının böyle uluslararası bir organizasyonla yaşatılması da ayrıca değerli.

Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Bugün sanat üretmek, bir taraftan geçmişe göre çok daha fazla imkâna sahip olmak, diğer taraftan ise çok daha yoğun bir rekabetin içinde bulunmak anlamına geliyor.

Teknoloji, üretim ve paylaşım imkânlarını çok geliştirdi. Bir çizimi dünyanın herhangi bir yerindeki insanlara çok kısa sürede ulaştırabiliyorsunuz.

Ancak bu durum sanatçının hayatının kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle bağımsız çalışan bir sanatçı için üretmenin yanında iş bulmak, çalışmalarını tanıtmak ve ekonomik olarak ayakta kalmak da gerekiyor. Ben uzun yıllardır freelance çalışıyorum ve bunun kolay tarafları olduğu kadar zor tarafları da var.

Herkesin görünür olabildiği bir dünyada gerçekten fark edilmek zor. Çok fazla içerik, çok fazla görüntü ve çok fazla ses var. Dolayısıyla sanatçının kendi sesini bulması ve o sesi koruması daha da önemli hale geldi.

Bence en önemli şey, bütün bu şartlara rağmen üretmeye devam etmek. Sanatçının kendi çizgisini —belki de sanatçının tembelliğine vesile olabilecek yapay zekâ olmadan— koruması ve yalnızca piyasada ilgi gördüğü için üretmemesi gerekiyor.

Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?

Sanatçı toplumdan kopuk olmamalı. Çünkü sanatın beslendiği şey hayatın kendisi. Sanatçı toplumun içinde olmalı ama toplumun söylediklerini tekrar etmek zorunda değil. Tam tersine, bazen biraz kenarda durup başka bir açıdan bakabilmeli.

İnsanlardan, yaşananlardan, toplumsal değişimlerden, adaletsizliklerden, sevinçlerden ve çelişkilerden uzak durursanız söyleyecek şeyiniz de azalır.

Ama sanatçının görevi insanlara ne düşüneceklerini söylemek de değil. Benim için sanatçının görevi soru sormak, düşündürmek ve bazen toplumun görmek istemediği şeyleri görünür hale getirmek.

Özellikle karikatüristin elinde çok güçlü ama aynı zamanda çok hassas bir araç var. Birkaç çizgiyle çok büyük bir meseleyi anlatabilirsiniz. Bu nedenle sanatçının özgürlüğünü koruması ve gerektiğinde iktidarı, toplumu ve hatta kendisini eleştirebilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ana fikir olarak baktığımızda karikatürün doğasında itiraz etmek var. Güçlü olana karşı soru sormak, bir karikatürcü açısından erdemdir.

Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?

Çizmek benim için bitmiş bir dönem değil, devam eden bir süreç. Güncel olayları takip ederek siyasi ve sosyal karikatürler üretmeye devam ediyorum. Bunun yanında illüstrasyon ve farklı grafik çalışmalar da yapıyorum.

Özellikle dünyadaki savaşlar, göç, demokrasi, insan hakları ve siyasal gelişmeler bugün de çalışmalarımın önemli konuları arasında yer alıyor. Dijital dünyanın sağladığı imkânları da kullanarak karikatürün daha geniş kitlelere ulaşması için çalışıyorum.

Dünyada olup bitenler maalesef çizerlere konu sıkıntısı yaşatmıyor. Savaşlar, göç, demokrasi, insan hakları, yoksulluk, eşitsizlikler, iklim krizi… Bazen insan, “Keşke daha az konu olsa” diyor. Ama tabii bunun anlamı, dünyanın daha iyi bir yer olması olurdu.

Galiba önemli olan, yaşadığımız dünyaya karşı duyarsızlaşmamak. Çizgiye devam ettiğim sürece de bunu yapmaya çalışacağım.

Ürettiğim iş, aynı zamanda estetik bir haz ve ince bir tat da verebilirse bu dünyada anlamlı bir yerim olmuş olur.

Teşekkür ediyorum.

Firuz Kutal: “Karikatürün Doğasında İtiraz Etmek Var”