Keklik avı açılmış ilk hafta Hüsamlar köyü önündeki Kemerköy kömür dökümü sahasına, ikinci hafta Beşoluk yaylasına gitmiş hayal kırıklığı yaşamıştık. Üçüncü hafta için planlar yaparken, Çomakdağlı olup benim evin orta katında kiracı kalan öğrencilerden Ali Doğan Başpınar lafa daldı ‘‘Mustafa amca bizim köye yakın bir yerde Mert Çakır ların zeytinliği var. Orada malları var, gün aşırı onlara yiyecek için saman ve su götürüyoruz. Bundan bir ay kadar önce yere yayılan samanların yan tarafında 15’e yakın keklik kalktı. İsterseniz oraya gidelim.”
Bu teklif ilgimi çekmişti kabul ettik. O hevesle Cumartesi gecesi geçmek bilmedi. Pazar günü sabah erkenden Milas’ın kuzey kısmında Beşparmak dağlarının eteklerinde kurulan kendine has giyim tarzlarıyla gelenekleriyle, görenekleriyle ülke çapında bilinen Anadolu Türkmen Yörüklerinin köyü Çomakdağ Kızılağaç yollarındayız. Cuma akşamı köye giden Ali ve Mert ile Ketendere köyü yol kavşağında buluştuk. Vakitte baya elvermişti. Kısa bir konuşma faslından sonra Ketendere yoluna girdik birkaç km gittikten sonra tam rampanya saracağımız anda geniş bir virajda durduk. Ötüm vakti gelmek üzereydi. Arabadan iner inmez her birimiz çeşitli yönlere dağıldı. Daha ötüm yerine varalı iki dakika olmamıştı ki Mert’in gittiği yönde bir dişi keklik ötmeye başladı. Başlar da fark etmemiştim ancak dikkatlice dinlediğimde kekliliğin ötüşünde bir acayiplik vardı.
Bu sese daha yukarıda ki keklikler karşılık verdiler. Ötüm vakti geçmişti ama alt taraftaki keklik ötmeye devam ediyordu. Meraklanmıştım dayanamayıp o yöne doğru yavaş yavaş yürümeye başladım. Sese 30 metre kadar ancak kalmıştı ki Mert’i bir ormanın dibine gizlenmiş keklik gibi öterken buldum. Mert avcılık deneyimi olmayan 21 yaşında bir delikanlıydı. Yanına yaklaşıp seslendim ‘‘Mert oğlum kekliğin ötme vakti geçti. Haydi arabanın başına gidelim’’
Yol kenarına indiğimizde Serdar Yıldırım, Hulusi Örüs, Ali Doğan ve oğlum Alper bizi bekliyorlardı. Gün doğana kadar beklemek zorunda olduğumuzu bildiği için sabahın ayazından korunmak için Serdar duvarın dibinde ateşi çoktan yakmıştı. Ateşin başında bir elimizde meyve suyu bir elimizde meşhur Muğla simidi ile karnımızı doyururken güneşte ilk ışıklarını dağın ucundan göstermişti.
Dağın zirvesine doğru sırası ile en altta Ali Doğan, onun üstünde Alper, onun üstünde Mert, sonra ben sonra Hulusi ve Serdar Yıldırım, avcı kolu dizilerek ilerlemeye başladık. Sabah kekliklerin öttükleri yerlerden geçtik ne bir koku ne bir canlıya rastladık. Kekliklerin bulunabileceği umutlu yerlerde adeta havamızı aldık. Yaklaşık 45 dakika umutsuzca ilerleyip kayalık bir boğaza girdik. Ben yukarıda bulunanları göremiyor. Sadece aşağı kısımlardaki görüyordum.
Tam bir kayanın üstüne yeri çıkmıştım ki üst tarafımdan bir harıltı koptu; Arka arkaya iki el silah atıldı, arkasında Hulusi’nin sesini duydum
‘‘Başkanım geldi’’ O tarafa pür dikkat bakarken bir horozun kanatlarını koyuvermiş bir vaziyette fantom uçağı gibi bana doğru geldiğini gördüm. Hemen yüz seksen derece dönüş yaptım. Bu kısa sürede bile keklik üstümden en az 20 metre kadar geçmişti. Tetiği çektiğim anda keklik havada tozumuştu Hulusi’de üst taraftan bağırıyordu ‘‘Helalin var başkanım’’ keklik vurulmuş ama olduğu yere düşmemiş kanatlarını süzerek ve alçalarak Alper’in üstüne doğru gidiyordu. Hemen bağırdım: “ Alperrr vardııııııı!” Olup biteni zaten izlemekte olan Alper keklik menzile girer girmez tetiği çekti. Keklik havada sönmüştü…
O zamana kadar kaç tane dağ tepe dolaşmıştık ancak sadece birimizin çantasında av vardı. Türlü hayaller kurarak başladığımız bu av günümüzünde kısır geçeceğine dair bir işaretti adeta!
Ondan sonra başladık gene yamaçları arşınlamaya Döndük dolaştık arabalara yakın bir yere kadar indik. İnmesine inmiştik ama benimde tüp bitmişti. İhtiyar köpeğim Lusi’de çok yorulmuş olmalı ki ön tarafımızdaki duvarın dibine yatmıştı. Bende duvarın yanına geldiğimde tüfeğimi dayayıp duvarın üstüne otururken alt tarafındaki pinar çalılarına duvardan irice bir taş düştü. İşte o anda bir harıltı koptu. Çalının içi keklik doluymuş?
Keklikler süzülerek alt tarafımdaki vadiye doğru gittiler. Bu olanları üst tarafımdaki kayanın üstünden izlemekte olan Hulusi seslendi “Gördün mü başkanım keklikler nerdeymiş? “
Hulusi ile beraber 50 metre kadar inmiştik ki Keklilerin gittiği yöne doğru Serdar ve Ali’yi ilerlerken gördük. Daha sonra gittikleri yönden silah sesleri geldi.
Bir süre sonra ilk önce gelen Ali Doğan’a sordum ‘‘Bir şey var mı?’’ diye
Ali Doğan cevap verdi ‘‘Serdar abi bir keklik vurdu’’
Hep bir araya toplanmıştık. Ne yapalım ne edelim diye iştişare ettik. Olsa olsa keklikler karşıdadır diye umut ettik. Bu sefer yolun karşı yamacındaydık. En az bir saate yakın o tepe senin bu tepe benim koşturduk.
Adeta bedenimizde can cellat kalmadı..
Hadi beni bir kenara bırakın 22 yaşındaki gençlerin pili bitmişti. Arabanın başına indiğimizde de en aşağı 15-20 dakika bir ağaç gölgesinde kendilerini adeta ‘‘Nadasa’’ bıraktılar.
Yani sizin anlayacağınız kaç zamandan beri bir kez olsun bizim buranın deyimiyle “Doyun tokun keklik avı yapamamıştık’’ İnşallah bir sonraki av gününde olması umuduyla o günkü avımızı noktaladık.
SAĞLICAKLA KALIN.

