MÜZİK, BİRDEN FAZLA DİSİPLİN VE MİRAS: BAŞARILI SANATÇILAR MURAT ERTEL VE ESMA ERTEL İLE SÖYLEŞİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

— Murat Bey ve Esma Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Sanat yolculuğunuz şu sıralar hangi alanlarda yoğunlaşıyor?

Biz şu anda ikimiz de çeşitli projeleri bir arada yürütüyoruz. Değişik disiplinlerden çalışmaları bir araya getiriyoruz. Bunların arasında müzik epey yer tutuyor ama yalnızca müzikle uğraşmıyoruz. Aynı zamanda ailemizin geleneklerini koruyoruz; Mengü Ertel’in eserleriyle ilgili işler yapıyoruz. Kitaplar, sergiler, afiş, poster ve kapak tasarımlarıyla uğraşıyoruz.

Hatta tiyatro ve sinemayla da ilgimiz var, bu alanlarda da üretim yapıyoruz. Günümüzde sanatın çok disiplinli olması ve diğer bütün sanatlardan beslenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu sanat dallarını birleştirerek çeşitli üretimler ve tasarımlar ortaya koyuyoruz; sürekli bir gelişim ve tasarım halindeyiz. Farklı disiplinlerle ilgilendikçe ufkumuz açılıyor; her bir disiplin bizi bir başkasına daha da yakınlaştırıyor.

Şu aralar sessiz filmlere canlı müzik yapmakla da çok ilgiliyiz. Çok yakın zamanda Manisa’da olacağız; Manisa Sinema Ofisi’ne geleceğiz ve orada İstanbul’da çekilen ilk yabancı uzun metrajlı sessiz film için canlı müzik performansımızı birebir gerçekleştireceğiz. Bu da bize büyük bir heyecan veriyor. Aynı anda yürüttüğümüz tiyatro müzikleri projelerimiz de var; hatta şu an üç ayrı oyunla bağlantı halindeyiz.

— Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu? Sizi bu alana çeken ilk kıvılcım neydi?

Esma Ertel: Benim sanatla bağım çocukken dans ve müzikle başladı. Çocukken herkesin doğuştan doğal bir sanat yeteneği olduğunu düşünüyorum. Daha sonrasında belli sistemlerin içerisine giriyoruz ve o sistemler, bizi adeta zımparalayarak o yuvarlak insan karakterimizi köşeli bir hale getiriyor; belli çarkların içerisine oturtmaya çalışarak doğal yeteneklerimizi bizden teker teker alıyor. Ama kimileri bunu içinde tutuyor ve koruyor. Kimileri de sisteme biraz adapte olurken içindeki çocuğu beslemeye devam ediyor. İşte orası, sonsuz yaratıcılığımızı ve hayal dünyamızı beslediğimiz yer.

Çok sevdiğim terapist Carl Jung, “Nerede zamanın kaybolduğunu düşünüyorsanız, ne yaparken kendinizi zamanı kaybetmiş buluyorsanız gelecekte de o işi yapmanız gerekir” der. 25 yaşına kadar mümkün olduğunca çeşitli yolları deneyin ve 25 yaşında hayatınıza büyük bir reset atın; dönün o hayal dünyanıza bakın. Siz küçükken neyi yaparken zaman kayboluyordu, neyi sevdiğinizde mekândan ve zamandan kopuyorsanız şimdi o alana doğru gidin ve hayallerinizi besleyin… Bu yaklaşım beni çok etkilemişti. Gerçekten o dünyayı siz koruyup besledikçe şartlar o hayatı tekrardan önünüze getiriyor. Benim de dans ve müzikle başladı ve ben bunu her zaman içimde tuttum. Devran döndü ve o tutku yine beni buldu.

Murat Ertel: Benim için de çok doğal bir akış oldu. Sanatçı bir ailenin içinde olduğum için eve sürekli sanatçılar gelip gidiyordu; kimi şarkı söylüyor, kimi saz çalıyor, kimi karikatür çiziyordu. Babamın boyalarının, masasının altında ve üstünde yetiştim. Babam beni masanın üzerine çıkarır, kucağına oturturdu. O bir şeyler boyarken ben de boyardım. Bazen bana ayrı bir kâğıt verir, bazen de kendi işinin üzerinde yer gösterip “Şurayı siyaha boyayacağız” derdi. Çok iyi hatırlıyorum; resmin siyah boyanacak yerlerine, nasıl olsa üzeri kapanacak diye kendi resimlerimi çizerdim, sonra beraber üzerini kapatırdık.

Böylece sanatın her türüyle oyun oynar gibi tanıştım. Benim için en güzel şey, bitmiş sanat eserlerinden ziyade onların planlanma ve taslak aşamasıyla tanışmak oldu. Tiyatro provaları, yayımlanmamış şiirlerin şairleri tarafından okunması gibi süreçler çok önemliydi. Bu yüzden hâlâ yaratım aşaması bana sanatın en çekici hali gibi gelir. Örneğin; Cihat Burak ile ilgili bir sergi yaparken hiç çekinmeden onun desenlerinden oluşan bir sergi yapmaya kalkıştık. İnsanlar “Desenden de sergi mi olurmuş?” diye engel olmaya çalıştılar ama ben desenin çok önemli olduğunu düşünüyordum.

— Murat Bey, sanatsal cesaretiniz konusunda babanız Mengü Ertel’in meşhur bir “Mavi Güneş” hikâyesi var, onu sizden dinleyebilir miyiz?

Murat Ertel: Evet, tam olarak Esma’nın az önce söylediği gibi; çocukken hemen hemen herkes büyük bir sanatçı yaratıcılığında şeyler yapıyor fakat sonra sistem bizi yontmaya çalışıyor.

Bir gün okulda resim dersinde mavi bir güneş çizmiştim. Resim öğretmeni “Güneş mavi olmaz” dedi. Sonra babam Mengü Ertel okula gidip kadına, “Çocuğumun kafasına böyle sınırlayıcı fikirler sokmayın! Güneşi mavi çizmek istiyorsa mavi çizer, güneş mavi de olur. İnsanların hayallerine ket vuramazsınız!” diye tepki göstermişti. Hem babamla hem de yaptığım işle büyük bir gurur duymuştum. O olay hayat boyu benim için bir öğreti olarak kaldı. “İstersem güneşi mavi de çizebilirim” cesaretini bana babam verdi. Okuldaki bütün hocalarımın verdiğinden çok daha büyük bir dersti bu.

— Üretimlerinizde Ege’den, Muğla’dan ve coğrafi unsurlardan izler var mı? Bu topraklarla kurduğunuz bağ sanatınızı nasıl şekillendiriyor?

Murat Ertel: Sanatsal üretimde coğrafi ve kültürel bağ kuran yaklaşımlardan yanayım. İnsanın ekmeğini yediği, suyunu içtiği topraklarla ilişki kurması gerektiğine ve bunun çok daha özgün bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Tabii ki evrensel boyutlarda başka kültürlerin üretimlerini de öğrenmeye çalışıyorum ama sanatta en önemli şey özgünlüktür. Özgünlük de insanın kendisi olmasıyla ve beslendiği coğrafi kültürle bağ kurmasıyla mümkündür.

Ben İstanbul doğumluyum fakat anne tarafımdan kültürel bağlarım Muğla yöresiyle ilgili. Milas, Aydın ve İzmir doğumlu olmaları, mübadeleyle Girit’ten gelip orada yeni bir yaşam kurmaları ve Ege kültürü benim için çok değerli. İlkokuldan itibaren Muğla’ya geliyor olmam, dayımın evinde vakit geçirmemiz, çocuklarımızın orada sokakta oynayarak büyümesi çok kıymetli. Ege şivesi, Zeybek kültürü ve bu kültürün sınırları aşan birleştirici gücü bizi besliyor. Yunan’dan önce Anadolu uygarlıklarının varlığına olan inancım; çocukken aile dostumuz Azra Erhat, Halikarnas Balıkçısı ve Bedri Rahmi gibi isimler vasıtasıyla şekillendi. Tüm Batı hegemonyasına rağmen bu toprakların beslediği kültürel kökleri kazımaya ve farkına varmaya çalışıyoruz. Bu zenginliği hem ülkemizde sahiplenmeli hem de dünyaya anlatmalıyız.

Esma Ertel: Çok devasa bir kök ve kaynak var ama bunu farklı disiplinlerde doğru anlatmamız gerekiyor. Bu da yüksek bir bilinç gerektiriyor. Örneğin, Batı arkeolojisine karşı durarak “12.000 yıllık bu topraklarda Yunan ve Roma’dan önce biz vardık; mimari ve kültürel kodlar Anadolu’dan devşirildi” diyen Prof. Dr. Fahri Işık gibi hocalarımızın izinden gitmeliyiz. Biz de bu bilinci sanat formuna dönüştürüp kendi disiplinimizde taşımak istiyoruz.

— Yıllardır devam eden Turhan Selçuk Karikatür Yarışması gibi gelenekselleşen organizasyonlar ve kültürün sürdürülebilirliği hakkında neler düşünüyorsunuz?

Murat Ertel: Kültür kelimesinin etimolojik kökenine baktığımızda “ekin” karşılığını görürüz; tohumdan yeşeren ve meyveye duran uzun, zahmetli bir aşamadır. Bu yüzden festivallerin ve etkinliklerin uzun vadeli olarak yaşaması hayati önem taşır. Coğrafi ve kültürel bağın devam etmesi, o topraklardan çıkan değerlerin kendi coğrafyası tarafından sahiplenilmesi gerekir.

Esma Ertel: Turhan Selçuk Karikatür Yarışması 14 yıldır süre gelen uluslararası bir organizasyon. Dünyanın dört bir yanından, 60’a yakın ülkeden farklı kuşaklardan insanları bir araya getiriyor. İnsanlar bu yarışma vasıtasıyla Turhan Selçuk’un sanatını tanıyor ve Türkiye’nin kültürüyle buluşuyor. Bu tür köklü gelenekleri kesintiye uğratmadan, her koşulda yaşatmaya devam etmeliyiz. Pes etmeden bu değerlere sahip çıkmak zorundayız.

— Sizce bir sanatçının toplumla kurduğu ilişki nasıl bir zemine oturmalıdır?

Murat Ertel: Sanatçının toplumla gerçek bir bağının olması gerekir. Sanat sadece “çiçek, böcek” anlatmaktan ibaret olmamalı; hayatla doğrudan ilişki kurmalıdır. Toplumsal hareketlerle, bilinçlenmeyle, ahlakla ve güzellikle bir bağı olmalı. İnsanları düşündürmeli ve eğitmeli. Sanat yalnızca tüketilen bir meta haline geldiğinde o denge bozuluyor. Günümüzde ün, para ya da pazarlama kaygısıyla sanat yapma durumu öne çıkabiliyor; oysa sanatçı eserini üretirken bu tür ticari kıstaslarla hareket etmemeli.

Esma Ertel: Sanatçı zaten toplumun bir parçasıdır; onu toplumdan ayrı bir yere koyamayız. Ancak toplumun içinden bakabildiğinde, o tansiyonu ve acıyı onlarla birlikte hissedebildiğinde gerçek bir etkileşim doğar. Biz bir ışık yakıp toplumdan birkaç kişiye ilham verebiliyorsak, ortak dertlere derman olabiliyorsak anlamlı bir iş yapmış oluruz. Ayrıca bir sanatçının en önemli özelliği kendine has özgünlüğüdür; BaBa ZuLa müziğini duyduğunuzda ritminden tanımanız veya Turhan Selçuk’un çizimini imzasız bile bilseniz anlamanız gibi.

— Son olarak, şu sıralar üzerinde çalıştığınız ve sanatseverlerle paylaşmak istediğiniz yeni projeleriniz nelerdir?

Esma Ertel: Şu sıralar bizi en çok heyecanlandıran çalışma, Mengü Ertel’in tiyatro eserlerinden oluşan sergi projesi. İstanbul’un en önemli sahnelerinden biri olan ve 14 yıldır kapalı tutulan Muammer Karaca Tiyatrosu yeniden açılıyor. Tiyatronun açılışıyla eş zamanlı olarak “Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni” sergisini hayata geçireceğiz.

Murat Ertel: Mengü Ertel’in tiyatroyla bağı sadece afişlerle sınırlı değil; kendisi Dekorasyon ve Süsleme Sanatları bölümü mezunudur. Sahne tasarımları, dekorları, kostümleri ve tiyatro logolarına kadar uzanan geniş bir dünyası var. Keşanlı Ali Destanı ve Deli Dumrul gibi oyunların dekor tasarımları birebir ölçeklenerek sergi salonuna taşınacak. 6 ila 8 ay sürecek interaktif bir sergi olacak. Bu süreçte BaBa ZuLa olarak tiyatro oyuncularını ağırlayacağımız, afişi yapılan oyunlardan metinlerin ve müziklerin harmanlandığı özel gösteriler sunacağız.

Ayrıca BaBa ZuLa olarak sessiz filmlere canlı müzik yapma projemiz uluslararası boyutta devam ediyor. İstanbul’da çekilen ilk yabancı uzun metrajlı film için yaptığımız performansın ardından, şimdi de Viyana Film Müzesi ve Amsterdam Film Müzesi iş birliğiyle Viyana’da özel bir gösterim ve resepsiyon gerçekleştireceğiz. Hem müzik hem de tiyatro alanındaki bu üretimleri sürdürmekten büyük heyecan duyuyoruz.

MÜZİK, BİRDEN FAZLA DİSİPLİN VE MİRAS: BAŞARILI SANATÇILAR MURAT ERTEL VE ESMA ERTEL İLE SÖYLEŞİ