Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM”

“ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Milas Belediyesi Evlendirme ve Toplantı salonunda, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde, 10 Ekim Cuma, 9.00 – 20.00 saatleri arasında gerçekleşen Sempozyumun başlığı “Bir Yok Oluş Hikayesi”ydi. Sempozyumun bitiminde de İlkay Nişancı’nın Yavaş Ölüm adlı belgesel filmi gösterildi.

“Sen ben bizim oğlan”, “Körler sağırlar birbirini ağırlar”, “Dostlar alışverişte görsün” türü etkinliklerden olmamasını dileyerek biraz gecikmeli gittim. (Zaten konuşmacılardan bazıları da kendi konuşma saatlerine yakın geldiler.)

Aylardır, “Yeni Maden Yasası” da denilen 7554 Sayılı “Torba Yasa”nın yürürlüğe girmesinden sonra, katıldığım toplantılar, okuduğum makaleler, izlediğim videolar ve televizyon programları, uzman görüşleri alarak yazdığım yazılar nedeniyle, anlatılanların çoğu benim için tekrar niteliğindeydi. O nedenle toplantının bir bölümünü izlemediğim gibi; dikkat çekecek, yeni sayılabilecek, önemli gördüğüm bazı notları ve önerilerimi yazmakla yetineceğim. Mevlana’nın Büyük Divanı’nın daki bir dizesini o yüzden başlık yaptım: “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım Cancağızım.”

Öncelikle, çok değerli akademisyenlerin, demokratik kitle örgütü ve meslek kuruluşu temsilcilerinin, hekimlerin, mühendislerin, uzmanların, köylülerin, eylemcilerin, gazetecilerin ve hatta konuklar arasındaki sendika üyelerinin de söz aldığı, neredeyse 11 saat süren bilgi şöleni (sempozyum), başka toplantı (panel ve forum) türlerini de içeriyordu. Ayrıca, Milaslı olduğu halde, Milas’a girmesi mahkeme kararıyla yasaklanan Temiz Hava Hakkı Platformu Sözcüsü, Deniz Gümüşel’in yanı sıra Ahmet Demirtaş (Kırsal Çevre Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği), yurtdışındaki Göksen Şahin LICHA (ICLEI Avrupa Politika ve Savunuculuk Lideri) gibi konuşmacılar, internet aracılığıyla sunum yaptılar.

Eleştirilerim:

Çok uzundu. Günümüzde pek çoğumuzun genelde uzun yazı okumadığı, uzun video izlemediği düşünüldüğünde, çok sayıda konuşmacıya 15’er dakika süre verilmesi (Bazıları süresini aştı, pek azı daha kısa konuştu), arada soru sorma bahanesiyle söz alıp uzun uzadıya konuşan izleyiciler nedeniyle süre sarktı. Bazı konuşmacılar, önemli başka programları olduğundan kendi sıralarını beklemeden ayrılmak zorunda kaldı.

Bilgi Şöleni sonuda gösterilen belgesel filmi izlemek için kalan 5-6 kişiden biri de bendim. Afşin – Elbistan termik santralinin kuruluş sürecini anlatan “Yavaş Ölüm” belgeseli, konunun ve görüntülerin iç karartıcılığı yetmezmiş gibi; fonda kullanılan “Death Metal” grubu Obituary’nin müziğiyle iyice bunaltıcı bir hal aldı. Dayanamayarak, filmin bitimine yakın salonu terkettim.

Konuşmacılar için de izleyiciler açısından da yorucu bir etkinlikti.

Toprağın üstü mü, altı mı; insan mı doğa mı değerli?

Sorunları ortaya koymakta iyiyiz de uygulanabilir, gerçekçi çözüm önerileri sunmakta ve bunları uygulamakta yetersiziz.

Bu bağlamda; Göksen Şahin LICHA’nın “Adil Geçiş ve İklim Politikaları” konusunda verdiği Belçika – Brüksel örneğine değinmek isterim: Halk enerji tasarrufuna yönlendirilerek, madenlerin kapatılması aşamasında üretilen projelerle, bozulan alanlar doğaya kazandırılıyor. İşçilere eğitimle ve ilgi alanlarına göre yeni iş alanları yaratılıyor…

Toplantının izleyemediğim bölümünde söz alarak çok fazla konuşup tepki çeken bir sendikacıya verilen en güzel yanıt da bence şu olmuş: “Toprağın üstündeki zeytinyağının fiyatı, kömürden daha pahalı!”

Ankara’dan İzmir’e taşınıp orada gazetecilik yapmaya başladığım 1990’ların sonundan beri tanığım iki değerli çevreci; Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Ali Osman Karababa ile Av. Arif Ali Cangı da bilgi şölenindeki konuşmacılardandı.

Karababa; yıllar önceki İzmir Bergama örneğini vererek, eylemlerin dikkat çekici, yaratıcı olması gerektiğinin altını çizdi. Birinci kanser nedeninin hava kirliliği olduğunu yineledi. Belediyelerin halka temiz su sağlamak zorunda olduğunu anımsattı.

Hukuksal süreci öğleden önce anlatan Av. Cangı ise özeleştiri yaparak; “Bizim kuşağın günahı çok. Dünyanın en fazla kirletilmesinin müsebbibiyiz. Termik santralden vazgeçmek zorundayız. Dünyanın altına ne kadar ihtiyacı var? Biz doğanın bir parçasıyız, efendisi değiliz. Türümüzün devamını istiyorsak, ekolojik önlemler almalıyız…” diye konuştu.

“Ziraat Mühendisleri Odası yanımızda değil”

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Milas Sözcüsü Neşe Tuncer ise “Dünyanın en değersiz kömürü ve en kirli termik santrali için doğanın mahvolmasına izin verildiği”ni dile getirdi. İhtiyaç fazlası üretim ve tüketimin zararını vurguladı. “Ziraat Mühendisleri Odası ve Ticaret Odası gibi kuruluşlar yanımızda değil.” dedi.

TMMOB İlk Koordinasyon Kurulu Başkanı Coşkun Çatalkaya’nın kendisinin sorduğu “Çevre ile Madencilik bir arada olur mu?” sorusuna “Evet” yanıtı vermesini, kendi meslek kolundakileri koruduğu şeklinde yorumlayanlar oldu… Çatalkaya, Türkiye’de maden ve enerji sektöründe ‘fayda ve maliyet analizi’ yapılmamasını eleştirdi.

Bilgi şöleninin ‘Forum’ bölümünü yöneten Prof. Dr. Ahmet Tuncay Turgut (Sivil toplum gönüllüsü, Hekim), kapsayıcı işbirliğinin, katılımcı mekanizmaların, veriye dayalı karar almanın önemini vurguladı.

Direnişin simgelerinden Akbelen Muhtarı Nejla Işık, yıllardır olayların içinde, birebir acısını yaşayan bir köylü. Dolayısıyla göz yaşlarını tutamayarak yaptığı doğaçlama konuşması etkileyiciydi. (Arada kendisiyle yaptığım söyleşiye, ayrıca yazdığım haber metninde uzunca yer verdim. Eylüldeki ağaç sökümü ve patlatma sonrası ortaya çıkan koku, duman ve hava kirliliğiyle ilgili Alo 181’e yaptıkları şikayette benim yaptığım haberi de kullanmış olmaları hoşuma gitti. Yararlı olmak  güzel.) Pek çok etkinlikte ve toplantıda olduğu gibi, buraya da yine aynı yüzlerin geldiğini söyleyen Işık, “Bir direniş, eylem olduğunda Milaslıları göremiyoruz. Köyümüzde genç kalmadı. Zeytinler bitince, yakında mezarlarımızı da sökerler… Milas 2 şirketten büyük. Bunu herkese gösterelim.” Diye konuştu.

Forum bölümünde seyrettirilen kısa video kaydında; Yatağan Termik Santrali’nin işletilmeye başlandığı dönemde yöreyi ziyaret eden Başbakan Turgut Özal’ın karşısında, santrale ilişkin olumsuz görüşlerini açıklayan kız çocuğu, şimdinin ev hanımı Hatice Çakır da forum bölümünde çok kısa söz aldı. Onun sözlerinden çok, zaman içerisinde siyasal yaşamımızın geldiği nokta dikkate değerdi: “O zaman bir köylü kızı, başbakanın karşısında düşüncelerini rahatça dile getirebilirken, şimdi…” Çakır, “O zaman basın sesimizi duyurmadı” dedi. (Şimdi iyi ki sosyal medya var değil mi?…)

“ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

0 Yorum

  1. 13 Ekim 2025, 16:44

    Çok güzel bir değerlendirme.. Ortada mevcut soruna çözüm sağlamak, eyleme geçmek gibi seçenekler Milas Belediye Başkanı ve diğer sivil toplum örgütlerinin gündemine girmiyor..Biraz sahte göz yaşından fazlası olmayan bir sempozyum diyebiliriz..


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481