Hayatın en büyük yanılgılarından biri, başarının sorun yaşamamakla ilgili olduğunu sanmaktır. Oysa gerçek tam tersidir. Başarılı insanlar da, başarılı kurumlar da, başarılı toplumlar da sorun yaşar. Onları diğerlerinden ayıran şey, karşılarına çıkan engeller değil; o engelleri nasıl yönettikleridir.
Çünkü mesele sorunun ne olduğu değildir.
Mesele, o sorunu nasıl yönettiğinizdir.
Bugün iş hayatına baktığınızda da, aile ilişkilerine baktığınızda da, devlet yönetimlerine baktığınızda da aynı gerçeği görürsünüz. Her yerde problemler vardır. Eksikler vardır. Hatalar vardır. Krizler vardır.
Asıl farkı oluşturan ise kriz anında ortaya çıkan insan profilidir.
Bir grup insan vardır; saatlerce sorunu konuşur. Kimin suçlu olduğunu tartışır. Dedikodu üretir. Suçlu arar. Geçmişi didikler. Herkesin yanlışını ezbere bilir ama çözüm adına ortaya tek bir fikir koyamaz.
Diğer grup ise sessizce çalışır.
Durumu analiz eder.
Öncelikleri belirler.
Riskleri hesaplar.
İnsanları organize eder.
Kararlar alır.
Sorumluluk üstlenir.
Ve günün sonunda sorun ortadan kalkar.
İşte başarı ile başarısızlık arasındaki çizgi tam da buradadır.
Çünkü sorun konuşmak kolaydır.
Sorun yönetmek ise karakter ister.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan çözüm üretmek yerine sorunlardan besleniyor.
Sorun ne kadar büyürse kendisini o kadar önemli hissediyor.
Toplantılarda saatlerce aynı problemler konuşuluyor.
Aynı cümleler tekrar ediliyor.
Aynı şikâyetler dillendiriliyor.
Fakat toplantı bittiğinde herkes odadan çıktığında geriye yine aynı sorun kalıyor.
Çünkü konuşulan şey çözüm değil, problemin kendisidir.
Oysa iyi yöneticiler bilir ki;
Sorunun büyüklüğü değil, çözüm hızının yüksekliği önemlidir.
Bir problem masaya geldiğinde ilk sorulması gereken soru “Kim yaptı?” değildir.
İlk soru şudur;
“Bu sorunu en kısa sürede nasıl çözeriz?”
Suçlu aramak geçmişi değiştirmez.
Çözüm üretmek ise geleceği değiştirir.
İnsan psikolojisinin ilginç bir yönü vardır.
Sorun devam ederken ortalıkta görünmeyen bazı insanlar, çözüm ortaya çıktığında bir anda sahneye çıkar.
Emek verilmiştir.
Uykusuz geceler geçirilmiştir.
Risk alınmıştır.
Kararlar verilmiştir.
Krizin en ağır yükünü birileri omuzlamıştır.
Ama işler düzeldiğinde alkış için gelenlerin sayısı, mücadele edenlerden çok daha fazladır.
Çünkü başarı görünür.
Fedakarlık ise çoğu zaman görünmez.
Bir gemi fırtınaya yakalandığında herkes kaptanı eleştirir.
Ama limana sağ salim ulaşıldığında birçok kişi kendisini o yolculuğun kahramanı ilan eder.
Oysa gerçek kahramanlar, fırtına sırasında dümeni bırakmayanlardır.
Sorun yönetimi sadece bilgi işi değildir.
Aynı zamanda soğukkanlılık işidir.
Panik bulaşıcıdır.
Ama güven de bulaşıcıdır.
Bir lider kriz anında telaş yaparsa ekip dağılır.
Bir yönetici öfkeyle hareket ederse hatalar büyür.
Bir aile büyüğü paniğe kapılırsa evde huzur kalmaz.
Bu yüzden gerçek liderler önce kendi duygularını yönetir.
Çünkü kendini yönetemeyen, hiçbir süreci yönetemez.
Sorun yönetiminde en büyük hata mükemmeli beklemektir.
Bazıları bütün şartların oluşmasını ister.
Bütün bilgilerin gelmesini ister.
Hiç risk almak istemez.
Sonuç?
Karar veremez.
Oysa zamanında alınan yüzde seksen doğru bir karar, geç kalınmış yüzde yüz doğru karardan çoğu zaman daha değerlidir.
Çünkü krizler beklemez.
Sorunlar kendi kendine küçülmez.
Yönetilmeyen her problem büyür.
İhmal edilen her küçük hata, yarının büyük felaketine dönüşebilir.
İyi yöneticiler sorunları gizlemez.
Ama onları büyütecek şekilde de yaygara koparmaz.
Her problemi herkesin önünde tartışmanın çözüm olmadığını bilir.
Çünkü gereksiz paniğin maliyeti bazen sorunun kendisinden daha ağır olabilir.
Profesyonellik tam da burada başlar.
Problemi doğru kişilere taşımak…
Doğru zamanda müdahale etmek…
Doğru kaynakları kullanmak…
Ve süreci kontrollü yönetmek…
İşte gerçek yönetim budur.
Hayatta her insanın önüne çözmesi gereken düğümler çıkacaktır.
Bazıları o düğüme bakıp saatlerce neden oluştuğunu anlatacaktır.
Bazıları ise sessizce ipin ucunu bulup çözmeye başlayacaktır.
Toplumların gelişmesini sağlayanlar ikinci gruptur.
Şirketleri büyütenler ikinci gruptur.
Aileleri ayakta tutanlar ikinci gruptur.
Çünkü medeniyetler, sorun anlatanlarla değil; sorun çözenlerle yükselmiştir.
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek daha vardır.
Her sorunun mutlaka bir bedeli vardır.
Ama yönetilemeyen sorunların bedeli katlanarak büyür.
Küçük bir iletişim hatası büyük bir kavgaya dönüşebilir.
Küçük bir teknik arıza milyonlarca liralık zarara neden olabilir.
Küçük bir ihmal insan hayatına mal olabilir.
Bu yüzden akıllı insanlar sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce sistem kurarlar.
Çünkü en iyi kriz yönetimi, hiç yaşanmayan krizdir.
Bugün kendimize şu soruyu samimiyetle sormalıyız:
Ben sorun çıktığında nasıl bir insan oluyorum?
Şikâyet edenlerden biri mi?
Suçlu arayanlardan biri mi?
Kenarından izleyenlerden biri mi?
Yoksa sorumluluk alıp çözümün bir parçası olanlardan mı?
Çünkü dünya, problem sayısıyla değil; çözüm üreten insan sayısıyla değişir.
Ve unutmayalım…
Sorunları herkes görebilir.
Eksikleri herkes söyleyebilir.
Eleştiriyi herkes yapabilir.
Asıl meziyet; karmaşanın içinde sakin kalabilmek, doğru kararları alabilmek, insanları ortak bir hedef etrafında toplayabilmek ve süreci en az hasarla sonuca ulaştırabilmektir.
İşte gerçek başarı budur.
Çünkü tarihte iz bırakanlar, sorunlardan kaçanlar değil; onların karşısında dimdik durup çözüm üretenler olmuştur.
Günün sonunda insanlar sizin kaç problem yaşadığınızı hatırlamaz.
Ama o problemleri nasıl yönettiğinizi asla unutmaz.
Çünkü mesele hiçbir zaman sorunun kendisi değildir.
Mesele, sorunu yönetebilme iradesi, aklı ve cesaretidir.

