2/3
(Geçen makalenin devamı)
Kadınlar ve genç kızlar kadar çocuklar da onun yolunu gözler, takas için hazırlıklarını önceden yaparlardı. Her ne kadar Nasreddin Hoca fıkrasında tebessüm konusu olsa da çalılara takılmış yünler bugün için toplanır veya folluktan aşırılmış, daha doğrusu aşırılmasına göz yumulmuş yumurtalar bugün için saklanırdı. “Çerçi geldi” sözü duyulunca genç kızların ve çocukların masum hırsızlıklarla dolu bütün sırları ortaya dökülür ve çerçiyle takas pazarlığı başlardı. Köy ahalisi çerçiyi de öğretmen, imam, dede, âşık gibi önemli şahsiyetler arasında görür ve gerek iş ahlaklarına gerekse insan ilişkilerine güvenir; çocukların ve genç kızların onlarla alışverişinden kaygı duymazdı.
Çocuklar daha çok sapan lastiği, balon, akide şekeri, kenger sakızı, leblebi, keçiboynuzu, “kıstırma” veya “püskevit” yapmak için bisküvi ve lokum gibi şeyler isterdi. Kadınlar için lamba şişesi, mandal, plastik, alüminyum, çinko veya melamin kap-kacak; genç kızlar içinse ataların “çerçi kızı boncuğa âşıktır” sözünü doğrularcasına ayna, tarak, küpe, kolye gibi süslenme eşyaları merak konusu olurdu. Bunların hepsi buğday, yumurta, yün, tiftik, peynir, pekmez, bal vb. köyde üretilenle takas edilir; kimse para nedir bilmezdi. Yani kent, köy için; köy de kent için üretir, çerçi de bu takasa aracılık ederdi. Kısacası çerçiler çağında kimse tüketici kelimesini bilmezdi, herkes ihtiyaca göre ve takasa dayalı üreticiydi.
Sanayileşme çağında köyden şehre göç sonucu geride kalan yaşlı nüfus büyük oranda üretimden vazgeçti. Dağlar kuzusuz koyunsuz, kümesler horozsuz tavuksuz, tarlalar arpasız buğdaysız, bahçeler sebzesiz meyvesiz kaldı. Böylece Sivaslı Âşık Emrah’ın mısralarının Ali Kızıltuğ’un dilinde yankılandığı “asr-ı gurbet harap etmiş köyünü” türküsüne yansıdığı gibi bağlar bostanlar, evler ocaklar viran oldu. Bu dönemde çerçinin rol ve işlevini karşılamasa da yeni bir seyyar satıcı türü ortaya çıktı: Gezici marketler.
Eşekli veya at arabalı çerçinin yerini alan ve kamyon, kamyonet, minibüs gibi motorlu araçlar kullanan bu gezici marketler, geldiklerini haber veren ritmik korna sesleriyle köy köy dolaşıyorlar ve araçlarına doldurdukları yumurtadan ekmeğe, peynirden süte, soğandan sarımsağa, domatesten bibere kadar her şeye kolayca müşteri buluyorlar. Takasın adı bile geçmiyor, herkes nakit para hatta kredi kartı kullanıyor.
Yani eski çerçilerin köyden aldıklarını günümüzde çerçilerin yerini alan gezici marketler köye satıyor. Günümüz köylüsü, sabah kahvaltısına oturmak için gezici marketin korna sesini ve fırından getireceği beyaz ekmeği bekliyor. Böyle olunca da çerçiden aldığı köy ürünlerini satan mahalle bakkallarının tezgâh ve raflarını da fabrikasyon ürünler dolduruyor.
(Devamı var)

