Tarihî Gerçeklerimiz

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Milletimiz yüzyıllar boyunca fırtınalı havada denize açılan gemiler gibi çok şiddetli fırtınalara maruz kalmış; fakat o gemiyi karaya çıkaran güçlü bir kaptan gibi lider komutanlar yetiştirmiştir. Bu fırtınalarda çok büyük mal ve can kaybına uğramış; fakat yeniden neslimizi yok olmaktan kurtarmışlar, bu günleri bizlere taşıyarak dünya coğrafyasının en güzel yerinde vatan bırakmışlardır.

Atatürk, o vatanı Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak korumasını, yaşamasını daha ileri taşımasını genç nesillerimize, Gençliğe Hitabesi’yle emanet etmiştir.

Ancak tarihimizi çocuklarımıza evlerinde, okullarında; doğruları anlatamazsak kendi kendimizi yok etmiş oluruz.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı kazandıran, bu günlere gelmemizi de ve Anadolu’da tekrar Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran liderimiz olduğu gibi Türkler ilelebet onu unutmayacaktır. Kısaca, ordularının başında Çanakkale’de kurşunun biten gecenin karanlığında süngü savaşı veren; Büyük Taarruz’da kurşunun bittiği yerde geri çekilmeden, yeri geldiğinde süngü savaşı vererek Türk milletinin dünya üzerinde özgürlük savaşçı olan asil bilinen ve başka mazlum milletlerin umudunu canlandırmıştır.

Bazı zamanlarda basın yayın kuruluşlarında Enver Paşa’nın çok vatansever olduğu çok milliyetçi ve cesur olduğu; hatta yıllar önce bir konuşmacının övgüsünde Atatürk’ten fazla cesur olduğu anlatılınca içimi sızladı. Onun başarılarını ve vatanseverliğini yargılamak veya değerlendirmek değil amacım. Fakat yazlık elbiseyle 90 bin askerimiz donarken o neredeydi? Ordunun başında o niçin donarak ölmedi? Ona bu sebepten dolayı “Paşam” diyemem, övemem. Fakat tarihimizde kara bir leke, felaket olarak ders olmasını unutulmamasını isterim.

Fatih Sultan Mehmet’in babası İkinci Murat’ın Kosovasını kazanınca bir suikastçı tarafından şehit olmasına ve Fatih’in ordularının başında bir sancak gibi durarak ölmüne savaşarak İstanbul’u fethetmesine ve nice benzeri kahraman padişahlarımıza saygılarımızı ifade ederken Pilevne savunmasını yapan Gazi Osman Paşa, 5 ay canı pahasına aç ve susuz kalmasına rağmen, karşısında tam donanımlarıyla saldıran düşman orduları sürekli takviye almasına rağmen İstanbul hükümetinden niye yardım gitmedi, bilemem. O günkü padişah hasta mıydı, rehine miydi, onu da bilemem. Fakat ona da padişahım diyemem.

İslam âleminin değerli evliyaları, halkımıza manevi ışık tutanlar Veysel Karaniler, Ahmet Yeseviler… Saymakla bitiremeyeceğimiz Anadolu erenleri, Yunuslar, Mevlanalar ve daha niceleri kalplerimizi rahatlatırken, günümüzde halkımızı kandırarak soyan, yezitleşen, nemrutlaşan; kendilerini din âlimleri, şeyhler, şıhlar olarak tanıtanlara da “hocam” diyemem. Gizledikleri yüzleri halkımızın yüksek imanı sayesinde ortaya çıkmaktadır. Ne mutlu doğruları bulan milletim bağırsaklarını temizlercesine sağlıklı yükselmesine devam edecektir.

Cumhuriyetimizin 103’üncü kuruluş bayramını kutlar, milletimize ileri daima daha ileri götürecek çalışmalarında başarılar dilerim.

Tarihî Gerçeklerimiz