Gıda maddelerindeki sürekli artış insanları bir yere sürüklemektedir. Bunun sebebini araştırabiliyor muyuz? Gıda deyince akla gelen soru köylülerdir. Çünkü gıda üreticisi, çoğunlukla köylülerdir.
Köylüyü köyünde ne kadar tutabildik, ona bir bakmamız gerekiyor. Doğu illerimizdeki köylülerin terör gibi karışıklıklar nedeniyle köyünü terk etmesi, Batı illerimizdeki köylülerimizin ne diye köyünü terk ettiğini araştıran var mıdır?
Bugün de köylerde belirsizlik yaşanmaktadır. Ege Bölgesi’nin “beyaz altını” denilen pamuk, Nazilli kumaş fabrikalarında en güzel kumaşları halkımıza sunarken Sümerbank mağazaları satışını yapar, halkımız kazanırdı. Ege’nin dağ köylerinde zeytin yetiştiren köylümüz de “altın” diye yağını tutar, günlük yaşantısı yetiştirdiği meyve, sebze, peynir ve yoğurdu pazara götürür; onunla ihtiyacını karşılardı. Büyük ihtiyaçları olunca yağını satarak karşılardı.
Yıllardır zeytin yağının alımış olduğu darbeler köy halkını şaşkına çevirdi. Köylüler çocuklarının kendilerini ancak şehirde kurtarır umuduyla köyünü terk etmek zorunda kalmıştır. Pazara giren memur maaşı yetmeyecek; şehre inen köylü iş bulmakta zorlanacaksa nasıl gıda maddesi alınacak? Çare çocuk edinmemekse en kötü çare olacak. Türk’ün düşmanı olanların beklediği sonuç budur.
Milas yöremizde zeytin hasadı yaklaşmaktadır. Hasat şenliğimiz de yakındır. Fakat 1980 yılından bu yana TBMM bizi savunup savunmadığını bilmediğimiz siyasi vekillerimiz tek tek sahneye çıkıp konuşurken, bir tane üreticimiz ve bir tane tüketicimiz konuşma hakkına sahip olamıyor.
Başınız sağ olsun sayın üretici ve tüketici kardeşlerimiz.

