-1965 yılında sapan ile serçe vurarak avcılığa ilk adımı sekiz yaşında attım.
Daha sonra kapan ve fak kurarak bu hevesimi on beş yaşıma kadar devam ettirdim. Yaşım elverince bu tür küçük avlar bana az gelmeye başlamıştı ve sonrası zor koşullarda edindiğim ilk tek kırma tüfeğimi rahmetli sevgili babacığımla semercilerden aldığımız çıkıntı kıl keçelerden kestiğimiz tapaları, oyuncak tabanca mantarından yaptığımız kapsülleri, atılmaktan eskimiş kağıt fişekleri bant ile tamir edip, tekrar, tekrar doldurmayı, 50 gram dahi dumansız barut bulamayıp, kara baruta talim edişimizi, heyecandan uyuyamayıp saat 03,00 te kalkıp başkalarının araçla gittiği avlaklara yayan gittiğim günleri, Babam ile birlikte Müsüroğlu kahvesinde ava gitmek için sabırsızca araç beklemeyi, arabayı bulunca da yüzümüze yansıyan mutluluğu, kış aylarının dondurucu soğuğunun bile o yıllardaki farklılığını o soğukta bile suyun içinde saatlerce üşümeden nasıl durduğumu, sabah avında acaba hangisine atalım diye şaşırdığımız irili ufaklı ördekleri, rahmetli Çoban dedenin Kayık çıkaranda ki gümesinde sessizce oturuşunu, rahmetli Hüseyin Başoğlu’ nun av vuracağım diye yarı beline kadar suyun içinde tir, tir titrediği halde gösterdiği tahammülü, onlar gibi hakkı rahmetine kavuşmuş, Kocakışlalı Ali Atıcı dedenin, Göçmen Hüseyin dedenin, Ormancı Kemal amcanın, Ormancı Cafer Sobucalı amcanın, Ali Rıza Uzunay amcanın, Demirci Murat Tavaslı amcanın ve Yetim dayı diyerek büyüdüğümüz İbrahim Ardıç amcanın, Karaimam Yılmaz Uzunay abimin av vuramayınca küsmesini, Güllük bataklığının şimdilerde kamışlarla kaplı ve av yapılması imkansız hale gelen “GULAK” denilen avlağındaki neşeli hallerini özledim.
Yaşımın ilerlemesi dolayısıyla çıkmak istesem de çıkamadığım dağların zirvesini özledim.
Ben eskiden olduğu gibi mis gibi kokan dağları, ovaları, gölleri, çamur
kokan bataklıkları, sessizliği, el değmemişliği, eski arkadaşlık ve dostlukları,
iyi yi, güzeli, samimiyeti, dürüstlüğü, saygıyı, sevgiyi ve bütün
Yaşanmışlığı mı özlüyorum…

