Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Tarikat, Arapça “yol” (tarîk) kelimesinin çoğulu olan “yollar” anlamına gelir. İslami tasavvuf terminolojisinde ise Allah’a ulaşmak, onun rızasını ve hakikatini kazanmak amacıyla izlenen manevi yol ve bu yol üzerine kurulan müesseseler (topluluklar) anlamında kullanılır.

“Allah yoluna girmiş derviş ve sâliklerin ta’kib ettiği yol” ma’nâsınadır.

Tasavvuf Istılahı’nda tarîkat önceleri âhıreti kazanmak için bu dünyâdan yüz çevirerek, rûhî kuvvetleri terbiye, nefis ve tabiata âid güçleri kontrol altına alabilmek için zâhidâne bir yaşayış ma’nâsına iken daha sonra kurulmaya başlayan ve kalbi tasfiye, nefsi tezkiye metodları üzerine binâ edilen husûsî müesseselerin adı olmuştur.

İslâm’ın ilk devirlerinde bütün diğer dînî ilimler (tefsîr, hadîs, fıkıh vs.) gibi tasavvuf ilmî de müstakıl bir ilim olmayıp Kur’ân ve Hadîs’in içinde bulunuyordu. İslâm’ın kısa zamanda geniş bir sâhaya yayılması bu dine giren ba’zı kimselerin eski inançlarını hemen söküp atamamaları, çeşitli felsefî fikirlerin münâkaşa zemîni bulması ve zamanla siyâsî merkeziyetin zaafa uğraması halkın bir bölümünü bu baş döndürücü, zihinleri bulandırıcı ve rûhu daraltıcı havadan kaçıp zâhidâne bir hayât yaşamaya sevk etmiştir. İşte bu devrede sâfiyetini muhâfaza edebîlen ba’zı islâm büyükleri etrafında halk, kümelenmeye başlamıştır. Netîcede bu topluluklar zamanla tarîkat olarak tanındı.

Bugünkü ma’nâdaki teşkîlâtıyla ilk tarîkatlar Abdulkadir Gîlânî (561/1165 – 1166) ve Ahmed Rifâî Hazretleri’nin (575/1179) kurduklarıdır.Tarîkat nasların zâhirî ma’nâsını ifâde eden şerîatten, öz ve derûnî ma’nâ demek olan “hakîkat”e giden yoldur. Ancak bu yolun bir rehberi olmalıdır. Şeyh ve mürşid denilen bu rehber Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uzanan kesiksiz bir silsileye sahip bulunmalıdır.

Tarîkatın mezhebden farkı, tarîkatın tasavvufî, mezhebin fıkhî ve i’tikâdî oluşundadır. Tarîkat mensûpları ayrıca bir mezhebe de mensûpturlar. Nitekim sünnî tarîkatlar, sünnî mezheplere bağlıdırlar.

Tarîkatların ortaya çıkış ve yayılışında iki esaslı faktörün rol oynadığı görülmektedir. Bunlardan birincisi ma’nevî faktördür ki, o da sahâbe devrinden ilk sûfîlerin yaşadığı zamanâ kadar olan devrede ma’nevî husûsiyetlerin ma’nevî şahıslarda temerküz ve tezâhür etmesidir. İkinci ictimâî faktördür ki, o da tasavvufun zamanla halk tabakalarına yayılarak her sınıftan insanın tasavvufa meyletmesidir. Bu iki faktör sâyesinde tasavvuf halka mâl olarak tarîkatlar teessüs etmiştir.

Tarîkat yol demektir. Fıkhî ve îtikâdî konularda meydana gelen fırkalara mezheb denildiği gibi, tasavvufî eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteblere tarîkat denilir. Tarîkatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır.

Tasavvuf ile tarîkat aynı şey değildir. Tasavvuf daha genel, tarîkat ise özeldir. Tasavvuf İslâm’ın bütün rûhânî hayâtını kurum ve kavramlarıyla anlatan bir ilimdir. Dolayısıyla insan eğitimini konu alan ve tasavvufî birer kurum olan tarîkatlar, tasavvufun içindedir. Ama tarîkat özel anlamıyla tasavvufun bütün kurum ve kavramlarını kuşatamaz.

Tasavvufta tarîkat kavramının kullanılması III. ve IV. asırlarda başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin etrafında toplanan mürîdânın tekke ortamında muhtelif usûllerle eğitilmesi anlamına tarîkat, Abdülkâdir Geylânî ve Ahmed Rifâî’nin yaşadığı h. VI. m. XII. asırlarda ortaya çıkmıştır.

Tarîkat, tasavvufun gerçekleştirdiği kurumsal yapılardan biridir.

Tarikat ve cemaatlerin kökeni aynı tarihsel noktaya bağlanamaz. Tarikatların ortaya çıkışında, İslam’ın erken dönemlerinde gelişen zühd anlayışı ve daha sonra sistemleşen tasavvuf düşüncesi belirleyici oldu. İlk sûfîler daha çok ibadet, ahlak, nefis terbiyesi ve manevi arayış üzerinde yoğunlaşırken, belirli şeyhlerin çevresinde oluşan eğitim halkaları sonraki yüzyıllarda kurumsal yapılara dönüştü.

Tarikatların belirli silsileler, ritüeller, eğitim yöntemleri ve tekkeler etrafında örgütlenmesi sonra ki yüzyıllarda gerçekleşti. Bu nedenle tasavvuf, tarikat ve cemaat kavramlarını aynı anlamda kullanmak tarihsel açıdan yanıltıcıdır.

İlk tarikatların ortaya çıkışı, tasavvufun kurumsallaşmaya başladığı 11. ve 13. yüzyıllar arasındaki döneme denk gelir. Bir tarikat genellikle belirli bir şeyhin manevi öğretisi, müridleri ve kendisinden sonraki temsilcileri üzerinden gelişen bir gelenek olarak şekillendi.Kadiriyye, Abdülkadir Geylânî ile, Mevleviyye ise Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin çevresinde oluşan tasavvuf geleneğiyle ilişkilendirilir. Nakşibendiyye, Rifâiyye ve Halvetiyye gibi tarikatlar da İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde yayıldı. Tarikatların yayılmasında şeyh-mürit ilişkisi, zikir ve sohbet toplantıları, tekke ve dergâhlar ile halifeler aracılığıyla kurulan silsileler önemli rol oynadı.

Anadolu’da tarikatların yaygınlaşması Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hızlandı. Tekke ve dergâhlar yalnızca dinî eğitim verilen yerler değil, dönemine göre sosyal yardım, misafir ağı ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü merkezler olmuştur.

Türkiye’de ise, tarikat ve cemaat yapılanmaları belirli bir şehirle sınırlı olmayıp ülke genelinde, özellikle büyükşehirlerde ve kökenlerinin bulunduğu bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı Kanun gereğince Türkiye’de tekkeler, zaviyeler ve tarikatlar yasal olarak kapatılmış ve yasaklanmış durumdadır.

Ancak bu yapılar ne yazıktır ki, Türkiye genelinde çeşitli dernek, vakıf, Kur’an kursu veya cemaat adı altında halen faaliyet göstermektedirler.

 

Tarikat