Kutsal alanın adı Labraunda olarak yazılmaktadır ancak Labranda, Lambraunda ve Labraynda şeklindeki yazılışları da doğrudur. Bu karmaşanın sebebi bu adın Antik çağda asırdan asra değişmesi ve hem Antik kaynaklarda hem de ören yerindeki yazıtlarda hepsinin de var olmasıdır. En eski edebi kaynak olan MÖ 5’inci yüzyılda yaşamış Herodotos buranın adını Labraunda olarak yazmıştır ve Hellenistik dönemde (MÖ 3. yy – 1. yy) kullanılan en yaygın yazım şekli budur. Ancak MÖ 4’üncü yüzyılda kısa bir süreliğine resmi olarak Lambraunda denildiği anlaşılıyor çünkü yazıtlarda tanrının adı Zeus Lambraundos olarak geçiyor. Roma döneminde, MÖ 1’inci yüzyılın sonlarından itibaren, Labranda yazımı giderek daha yaygınlaştı. Latincede Yaşlı Plinius (1. yy) tanrının adını Labrayndus olarak yazmıştır ki, bu durumda onun kullandığı kaynaklarda yerin adı Labraynda olarak geçmekteydi.
Bu değişik yazımlar irdelendiğinde Labraunda ve Labraundos adlarının 4 heceli Karca sözcükler olduğu görülür çünkü au harfleri diftong olmayıp iki ayrı seslidir ve vurgu a harfinin üzerinde olup u harfi nerdeyse sessizdir. Telaffuzu ise Labránda gibi olabilir. 4’üncü yüzyılda kullanılan Lambraunda biçimindeki –m– harfi ise adın Karcada nazal telaffuz edildiği anlamına gelebilir ve de bu durum sonradan değişmiş olabilir. Ayrıca şunu da aklımızda tutmalıyız ki, yer adı olarak Labraunda, tıpkı Mylasa gibi, çoğuldur.
Labraunda tek başına bir kutsal alandı ve insanlar buraya yürüyerek veya at üstünde geliyordu. En yakın kent olan Mylasa (bugünkü Milas) 14 kilometre uzaktadır. Elbette burada sürekli yaşayan kimseler vardı, örneğin rahipler ve aileleri, tapınak hizmetlileri ve köleleri, kutsal yapıların bakım ve onarımı için tutulan işçiler ve de zeytin ve başka ürünlerin yetiştirildiği kutsal alan arazisini kiralayıp işleyen çiftçiler gibi. Ama yakınlarda normal anlamda bir köyün varlığına dair hiçbir bulgu yoktur.
Bu değişik yazımlar irdelendiğinde Labraunda ve Labraundos adlarının 4 heceli Karca sözcükler olduğu görülür çünkü au harfleri diftong olmayıp iki ayrı seslidir ve vurgu a harfinin üzerinde olup u harfi nerdeyse sessizdir. Telaffuzu ise Labránda gibi olabilir. 4’üncü yüzyılda kullanılan Lambraunda biçimindeki –m– harfi ise adın Karcada nazal telaffuz edildiği anlamına gelebilir ve de bu durum sonradan değişmiş olabilir. Ayrıca şunu da aklımızda tutmalıyız ki, yer adı olarak Labraunda, tıpkı Mylasa gibi, çoğuldur.
Labraunda tek başına bir kutsal alandı ve insanlar buraya yürüyerek veya at üstünde geliyordu. En yakın kent olan Mylasa (bugünkü Milas) 14 kilometre uzaktadır. Elbette burada sürekli yaşayan kimseler vardı, örneğin rahipler ve aileleri, tapınak hizmetlileri ve köleleri, kutsal yapıların bakım ve onarımı için tutulan işçiler ve de zeytin ve başka ürünlerin yetiştirildiği kutsal alan arazisini kiralayıp işleyen çiftçiler gibi. Ama yakınlarda normal anlamda bir köyün varlığına dair hiçbir bulgu yoktur.
Labraunda, MÖ 4’üncü yüzyıldan önce de asırlarca bir kutsal alandı. Kazılarda bugüne kadar ele geçen en eski seramik parçaları MÖ 7’nci yüzyıl ortalarına tarihleniyor ama bu kutsal yer daha da eski olabilir. Kutsal alanın hemen yukarısındaki dikkat çekici bir kaya nedeniyle Labraunda’nın kutsal sayıldığı fikri akla yatıyor. Bu kaya adeta bir yıldırım çarpmasıyla ikiye yarılmışa benzer. Buralarda zaman zaman yaşanan fırtınalı yağmurlarla birlikte düşünüldüğünde civardaki insanların bu kayanın gök tanrısının ikamet yeri olduğuna inanması olasıdır. Bu yarık kayanın tam altında bir pınar kaynıyor ve Antik çağda buraya bir çeşme yapısı inşa edilmiştir. Bu alandaki en eski bulguların bu pınar-çeşmesi civarında ele geçmesi muhtemeldir. 1940’larda İsveçli kazı ekibi kaynak civarını kazmaya çalışmış ama açmaların suyla dolması nedeniyle çabalar boşa gitmişti.
Karya bölgesinin iç kesimleri Arkaik dönemde (MÖ 7. – 6. yy) kentleşmemişti ama çok sayıda küçük köy ve mezra vardı. Bu yerleşmeler kendi ortak çıkarları için çeşitli birlikler veya konfederasyonlar kuruyordu. Bu birliklerin MÖ 5 ve 4’üncü yüzyıllarda en büyüğüne hoi kares deniyordu. Hem Karyalılar birliğinden hem de Labraunda’dan ilk bahseden yazar MÖ 5’inci yüzyılda yaşayan Herodotos’tur. Bodrumlu (eski Halikarnassos) olan Herodotos’un babasının adı Lykses, Karca idi. Herodotos’a göre Karya güçleri Labraunda kutsal alanına sığındı ve akabinde burada Perslerle bir savaş yapıldı. Anlaşılan Labraunda Karya birliği için önemli bir buluşma yeriydi. Bir düşünceye göre bir asır sonra İran’ın Büyük Kralının Hekatomnos’u Karya satrapı olarak atamasının sebebi Hekatomnos’un hâlihazırda Karya birliğinin lideri ve Kralı konumunda bulunmasıydı ki, babasının ölümünden sonra Maussollos bu konumu devralmış olabilir. Bu durumda Hekatomnosoğullarının Labraunda’yı neden tercih ettikleri de açıklığa kavuşur.
MÖ 3’üncü yüzyılda en önemli Karya konfederasyonu Khrysaoreis denen başka bir birlikti. MÖ 1’inci yüzyılın sonlarında veya MS 1’inci yüzyılın başlarında yazan Antik coğrafyacı Strabon’a göre bu birliğin toplanma yeri Stratonikeia teritoryumundaki Zeus Khrysaoreis tapınağı idi. Ancak bu her zaman böyle değildi. Bir yazıta göre bu birlik MÖ 267 yılında Labraunda’da toplanıyordu; Labraunda’da ele geçen başka yazıtlarda da Khrysaoreis’ten söz ediliyor.
Labraunda’nın en önemli dönemi MÖ 4’üncü yüzyıl idi, özellikle de Maussollos (hd. MÖ 377–352) ile İdrieus (hd. MÖ 351–344)’un Karya’yı yönettiği yıllardı. Maussollos’tan önce kutsal alan, şimdiki tapınak terasının kuzey kısmını oluşturan tek bir terastan ibaretti. Muhtemelen yalnızca tek bir yapı vardı: önde iki sütunlu küçük bir tapınak ve bir sunak. Tabii bir de büyük bir çınar korusu vardı. Maussollos önce yeni ve büyütülen teraslar için istinat duvarları ve Mylasa’dan buraya kadar taş döşeli bir yol inşa ettirdi çünkü taş döşeli bir yol olmadığı takdirde büyük ebatlı mermer blokların 700 metre rakımlı Labraunda’ya getirilebilmesi söz konusu bile olamazdı. Maussollos daha sonra bir stoa (Kuzey Stoa) ve kutsal şölenler için büyük bir bina yani bir andron (Andron B) inşa ettirdi. Anlaşıldığına göre Maussollos, tüm Karyalılar tarafından sevilmiyordu. Halikarnassos, Labraunda ve diğer yerlerdeki inşaat projeleri bu hoşnutsuzluğun sebeplerinden biri olabilir çünkü finansmanları Karyalılara büyük yük getiriyordu. Yazıtlardan öğrendiğimize göre ona karşı dört komplo kurulmuştu. Bunlardan biri, 355/354 yılında Labraunda’daki yıllık kurban şenlikleri sırasında bir suikast girişimiydi. Anlaşılan güvenlik iyi işliyordu ve Maussollos son anda kurtulmuştu. Manitas adındaki katil adayı hemen oracıkta öldürülmüştü. Onun ve destekçisi Thyssos’un malvarlığına el konulmuş ve gelirleri Maussollos’a devredilmişti.
Tapınağın ve diğer yapıların inşası muhtemelen Maussollos tarafından planlanmış, hatta başlanmış bile olabilir ancak Maussollos 352 baharında inşaatlar tamamlanamadan öldü. Dolayısıyla Hekatomnosoğullarının yaptırdığı binaların çoğu İdrieus’un adıyla anılır oldu. İdrieus, yeni Zeus tapınağını ve arkasındaki iki odalı Oikoi Binasını inşa ettirdi veya tamamlattı. Bunların yanı sıra, ikinci bir ziyafet binası (Andron A denilen bina), bir giriş yapısı (Güney Propylon) ve yanındaki, olasılıkla bir çeşme yapısı olan küçük Dorik Binayı yaptırttı. Yine Hekatomnosoğulları dönemine tarihlenen bir başka yapı ise, giriş bölümünün yüksek kuzey duvarının ardındaki büyük kompleksin parçası olan Doğu Stoadır.
İzlenilen üç yüz yıl içinde kutsal alanın mimari çehresine küçük bir çeşme yapısı haricinde bir şey eklenmemiş göründüğüne ve, Roma ve sonraki dönemlerde de çok az yapı inşa edildiğine göre, Labraunda’yı hâlâ gerçek bir Hekatomnosoğulları yapısı olarak görebiliriz.

