Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. GÜNEY KOMŞUMUZ SURİYE

GÜNEY KOMŞUMUZ SURİYE

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(3.Bölüm)

Nitekim DEAŞ’ın ortaya çıkmasından sonra Avrupa ülkelerinde yaşayan bazı kişiler bu örgütün ideolojisini benimsemeye ve kendilerini DEAŞ’ın bir “Savaşçısı” olarak görmeye başlamıştır. Avrupa’da doğmuş ve Avrupa kentlerinde kendisini “Öteki” olarak gören bu kesimler, DEAŞ sonrası dönemde çok kısa sürede radikalleşmiştir. Bu radikalleşme, ilerleyen süreçte AB üyesi ülkeler için iki farklı tehdidi ortaya çıkarmıştır.

Bunlardan ilki bu grupların DEAŞ’ın ideolojik savunuları kapsamında Avrupa’da terör saldırıları gerçekleştirmesi olmuştur. Nitekim Paris’te Charlie Hebdo, Bataclan konser salonu ve çevresindeki saldırılar, Nice’deki kamyonlu saldırı, Brüksel’de havalimanı ve metro istasyonunda gerçekleştirilen saldırılar genel olarak DEAŞ ile bağlantılı bu radikalleşmiş teröristler eliyle yapılan saldırılar olmuştur. İkinci tehdit ise Avrupa’daki bu radikal grupların Suriye’ye geçerek DEAŞ saflarında savaşmaları ve ilerleyen süreçte yeniden Avrupa’ya dönmeye başlamaları olmuştur. Avrupa’dan normal bir yolcu gibi seyahat etmek için çıkan bu gruplar, Türkiye’ye geldikten sonra buradan Suriye’ye geçerek DEAŞ’a katılıyor ve burada bombalı saldırılar konusunda eğitim alıyordu. Bu durum AB için yeni bir tehdit alanına dönüştü.

2014 yılında DEAŞ’ın Amerikalı ve İngiliz gazetecileri öldürmesi ile başlayan ve sonraki süreçte Avrupa’da gerçekleştirilen saldırılarla yeni bir boyut kazanan bu tehdit, Suriye sorununun AB için büyük bir güvenlik konusuna dönüşmesine neden olmuştur. AB için 2014 sonrası dönemde Suriye krizi, “terör ihraç eden”, “tehdit üreten”, “sınır güvenliğini yok eden”, “göçmen ihraç eden”, “vatandaşlarının güvenliğini tehdit eden” bir alana dönüşmüştür. Bu durum Suriye’nin AB için güvenlikleşmesine neden olmuştur.

Örneğin Paris saldırılarından sonra açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, “savaşımız acımasızca olacak” açıklamasını yaparken, Fransa savaş uçakları Suriye’de hava saldırıları gerçekleştirmiştir. AB, saldırılardan sonra Fransa ile birlik mesajı verirken, “sınır güvenliğinin artırılacağını” açıklamıştır.

Almanya, Fransa ve İngiltere DEAŞ ile mücadele koalisyonuna desteği artıracaklarını ve bu kapsamda ülke güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirlerin alınacağını duyurmuştur.

Türkiye, bu çerçevede Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliğinin muhafazası temelinde, ülkenin terör unsurlarından arındırılması, ekonomik kalkınmasının ve yeniden inşasının sağlanması, kapsayıcı bir geçiş yönetimi eliyle Suriye halkının haklı beklentilerinin karşılanması boyutlarına bilhassa önem atfetmektedir.

Türkiye 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatıyla Suriye ile ilişkilerde yeni bir evreye girmiştir. Güvenlik bağlamında Türkiye Suriye ilişkileri, Suriye’nin Osmanlı’dan ayrılışı ve Fransız manda yönetimi, Hatay Meselesi, İsrail Devleti’nin kuruluşu ve etkileri, Suriye ile Fırat Nehri sularının paylaşımı ve terör sorunu, Suriye’nin etnik ve dini yapısı ve Türkiye Suriye sınır coğrafyasının ilişkilere etkisi ele alınmalıdır.

Suriye’den hemen hemen her gün katliam haberlerinin gelmesi, buna bağlı olarak ülkelerinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayılarının yaklaşık 19 bini bulması, buna rağmen Esad Yönetiminin şiddete ve öldürmeye devam etmesi, 1998 yılından beri ciddi gelişme kaydeden Türkiye-Suriye ilişkilerinin neredeyse tamamen ortadan kalkmasına neden oldu. Başta Cumhurbaşkanımız, Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer, Esad Yönetimi tarafından Suriyelilere yapılanların kabul edilemez olduğunu her fırsatta açık bir şekilde dile getirdiler getirmektedirler. Türkiye’nin baskı karşısında halkın yanında olduğunu açıklamasından sonra, Beşar Esad’ın Türkiye’ye karşı tutum alarak baba Hafız Esad’ı hatırlatan yeni oyunlara başvurduğu görülmektedir. Nitekim, Suriye resmi haber ajansı (SANA), Suriye Ordusu’ndan ilk ayrılan subay olan yarbay Hüseyin Harmuş’un 15 Eylül 2011 akşamı itiraflarını yayınlayacağını duyurdu. Daha sonra da Suriye devlet televizyonu, Harmuş’un “itiraflarını” yayınlayarak, muhaliflerin Müslüman Kardeşler tarafından silahlandırılmış gruplar olduğunu göstererek, Esad Yönetiminin katliamları haklı gösterilmeye çalışıldı.

Türkiye’ye sığınan Suriyeliler ve konuk edildikleri kamplarla ilgili muhtelif iddiaların ortaya atıldığı görülmektedir. Bu iddiaların esas olarak kendi içindeki meseleler karşısında Suriye kaynaklı dezenformasyon faaliyetlerinin parçası olduğu gözlenmektedir. Konunun doğru bir zeminde değerlendirebilmesi için bazı hususların kamuoyunun dikkatine sunulmasında yarar görülmüştür.

Türkiye tarihi boyunca, dünyanın değişik yerlerinden çok sayıda insana ve insan gruplarına sığınak olmuştur. Bu insanların hiçbir çıkar veya emel gözetilmeden himaye edilmesi ulusumuzun asil geleneğidir. Bu geleneğimiz, hiç şüphesiz insanlık onuruna yakışır, demokratik, müreffeh, kendisi ve komşularıyla barışık bir Suriye’de yaşama talebinde bulunan ve bu bağlamda tam desteğimize sahip Suriyeli kardeşlerimiz için ziyadesiyle geçerlidir.

GÜNEY KOMŞUMUZ SURİYE
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481