Milas bu hafta yüreğini yakan bir haberle sarsıldı…
Bir vatan evladının, Şehit Astsubay Başçavuş Emrah Kuran’ın bayrağa sarılı tabutunun altında birleşen acı, tarifsizdi. Bu toprakların bedeli ne kadar ağır olursa olsun, şehitlik haberleri her defasında yüreğimizde aynı derin yarayı açıyor…
Düşünün ki; Emrah Kuran, sıradan bir vatandaş olarak vefat etseydi, cenazesine ailesi, köylüsü, sevenleri katılır, sessiz bir definle ebediyete uğurlanırdı. Birkaç gözyaşı, birkaç dua ve geride kalanların özel acısı…
Ama o, bu vatan için canını veren bir şehit oldu. Şehit olduğunda acı artık yalnızca ailesinin değil, bütün bir milletin acısı haline geldi.
Akrabası ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Cihan Kuran’ın,
“O bu dünyanın en iyi insanıydı”
sözleri aslında her şeyi özetliyordu.
O; bir evlattı…
Bir kardeşti…
Bir eşti…
Ve en zoru… Bir babaydı.
Bir Ailenin Omzuna Çöken Dağ Gibi Acı
Cenaze töreninde acı, insanın iliklerine kadar işliyordu.
Baba Osman Kuran, evladının fotoğrafını kucağında taşırken, gururla dimdik durmaya çalışıyordu. Gözleri doluyor, ama ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Bir babanın yaşayabileceği en ağır sınavdı belki bu…
Anne Huriye Kuran bitkindi… Sanki yıllarca sürecek bir yorgunluk çökmüştü omuzlarına.
Kardeşleri tabutun başında ağabeylerine sarılıyor, son kez kokusunu içine çekmek istercesine tabutu okşuyor, sessiz çığlıklarını tutamıyordu.
Eşi Gülşah öğretmen, güçlükle ayakta duruyordu…
Küçücük ellerinden tuttuğu oğullarının verdiği güçle ayakta kalmaya çalışıyor; her adımı, her nefesi, sabrın en ağır sınavıydı.
Daha 7 aylık olan minik Barlas ise hiçbir şeyin farkında olmadan, kalabalığın içinde, Aile ve Sosyal Hizmetler çalışanlarının kucağında korkuyu üzerinden atmaya çalışıyordu.
Ağabeyleri Aras (10) ve Bartu (5) ise ölümün o acı yüzüyle ilk kez bu kadar yakın karşılaşıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı…
Acısıyla Veda Eden Halk, Gösteriş Yarışına Giren Protokol…
Vatandaşlar, şehidine son görevini yapmak için saf tutmuşken; ne yazık ki bazı protokol mensuplarının poz verme, kameraya oynama çabası, gururla ve hüzünle dolu bir veda gününün ağırlığına gölge düşürdü.
En çok tepki çeken ise, Aydın Ayaydın ve Fevzi Topuz arasında dışa yansıyan gülüşme ve samimi görüntülerdi.
Sıra kavgası, fotoğraf yarışı, itişmeler… Oysa ortada fotoğraf değil, bir şehidin emaneti vardı.
Ancak bütün bu nahoş görüntülere rağmen, asıl unutulmaması gereken gerçek;
O çocuklar bir daha asla “baba” diyemeyecek.
Bir kadın bir daha eşinin nefesini hissedemeyecek.
Kardeşler bir daha ağabeylerine sarılamayacak.
Bir anne ve bir baba, evlatsız her yeni günü yeniden yaşayacak.
Asıl mesele buydu…
Acının en ağır, en sahici hali buydu.
Kardeşim Ali Ballı’nın kadrajına da yansıyan görüntüm sosyal medya ve haber sitelerinde ‘bir basın mensubunun en zor görevi’ başlığıyla taşınmış ve beni daha fazla duygulandırmıştı. O göz yaşını Zabdetmek için ne mücadele verdiğimi sıktığım dişlerim ve ısırdığım dudaklarım bilir ama zordu ve göz yaşlarıma hakim olamıyordum. Mertebelerin en büyüğü de olsa Şehitlik, ben bir babayım geride kalan evladın acısı, ben bir ağabeyim kardeşlerin sırtını dayayacağın dayanağı ben bir evladım anamın babamın güvencesi olmayı empati yaptığımda ağlamadan duramazdım ki bende güçlü durmaya ancak bu kadar dayana bildim.
Bir Helallik Meselesi…
Hoca, “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye sorduğunda;
Ben içimden, “Benim ne hakkım olabilir ki şehidimde?” diyerek mahcupça şehidimden helallik istedim.
Ama asıl soru şuydu:
Aras, Bartu ve minik Barlas bize haklarını helal edecek mi?
Baba Osman amca… Anne Huriye anne… Eşi Gülşah öğretmen… Onlar bize haklarını helal edecek mi?
İşte bunun cevabını hayat boyu taşımamız gerekiyor.
Çünkü evlatsız kalan onlar… Eşsiz kalan onlar… Babasız büyüyecek olan o üç küçük yürek…
Gönülden Teşekkür…
Bu acı günümüzde, şehit ailesine destek olan; bir an bile yalnız bırakmayan Aile ve Sosyal Hizmetler Milas personeli, askerlerimiz ve komutanlarımız; tabut başında gözyaşlarını tutamayan kahraman Mehmetçikler… Hepsine şükran borçluyuz.
Atatürk’ün emaneti olan bu vatanda, şehitlerimizin hakkı ödenmez.
Bazıları bunu anmasa da, bu vatan onların sayesinde ayakta duruyor.
Bu Vatan Size Emanettir
Ben, asker ocağında ettiğim yeminle, nefesim yettiği sürece şehitlerimizin ailesine, özellikle de çocuklarına bir kardeş olarak sahip çıkacağıma söz veriyorum.
Onları da vatan sayıyorum.
Çünkü vatan, üstünde yaşayan insanların birbirine emanetiyse;
Ben de bu emanete sahip çıkmaya hazırım.
Ve kalbimin en derininden sesleniyorum:
“Vatan Sana Canım Feda…”

