Bu ülkede yıllardır aynı soruyu soruyoruz?
Neden normalleşemiyoruz?
Cevabı aslında çok basit:
Çünkü biz hakikati gündemde tutmak yerine, gündemi hakikatin önüne koyuyoruz.
Memleketin çözülmesi gereken onlarca temel meselesi varken geçim sıkıntısı, adalet açığı, liyakat çöküşü, gençlerin umutsuzluğu bir bakıyoruz ki yine meseleler değil, kişiler konuşuluyor. Yine sistem değil, şahıslar tartışılıyor. Yine yoksulluğun değil, yolsuzluğun magazini yapılıyor.
Son haftalarda belediyelerde yaşananlar, aslında bu ülkenin neden normalleşemediğinin en canlı örneği.
Bir bakıyorsun Ankara’da operasyon…
Bir bakıyorsun İstanbul’da tutuklamalar…
Öbür gün Bayrampaşa’da, Kemalpaşa’da, başka şehirlerde rüşvet, zimmet, usulsüz harcama iddiaları…
Bu yaşananlar elbette tek bir partiye, tek bir belediye başkanına, tek bir döneme indirgenemez. Çünkü sorun kişi değil, zihniyet. Sorun başkan değil, düzen. Sorun partiler değil, denetimsizliğin kurumsallaşması.
Bizde yolsuzluk bir skandal değil; neredeyse yönetim biçimine dönüşmüş bir refleks.
Ve her olaydan sonra aynı oyun sahneleniyor;
Kişileri öne çıkar, sistemi perdele.
Görünür olanı büyüt, görünmeyeni göm.
Toplumu sars, ama gerçeği sakla.
Böylece milletin hakiki dertleri hayat pahalılığı, kiraların yangını, işsizlik, tarımdaki çöküş, gençlerin ülkeden kaçışı bir kez daha sisin içinde kayboluyor.
Belediyelerde yaşananlara bakınca görüyoruz ki;
1- Biz kişilerle uğraşırken düzen kendini koruyor.
Her krizde yeni bir isim ortaya çıkıyor, fakat mekanizma hep yerinde duruyor. Kim giderse gitsin, çark aynı dönüyor.
2- Siyaset skandalları temizlemiyor, kullanıyor.
Bir belediye soruşturması hukuk mudur, yoksa siyasi operasyon mu? Halk artık ayırt edemiyor. Çünkü şeffaflık yok, hesap verebilirlik yok, tutarlılık yok.
3- Gündem büyüdükçe hakikat küçülüyor.
Saatlerce kim ne yaptı diye tartışıyoruz ama şu soruları kimse sormuyor:
Bu paralar nasıl denetleniyor?
Bu sistemin yanlışa açık noktası neresi?
Bu düzeni kim kurdu?
Kim sürdürüyor?
4- Toplumun hafızası sürekli manipüle ediliyor.
Her skandal bir öncekini unutturuyor. Her yeni tartışma bir önceki gerçek yarayı örtüyor.
Bu memleket aslında normalleşmek istemiyor; rahatlatılmak istiyor.
Biri çıkıp “Gündem budur” dediğinde, asıl gündemden kaçıyor.
Birileri “Şu suçu işledi” dediğinde, suçu doğuran düzeni konuşmuyoruz.
Birileri “Hesap soruyoruz” dediğinde, tam tersine hesap sorulamaz bir sistem büyüyor.
Oysa bu mesele bir belediye meselesi değil.
Bu mesele bir siyasi parti meselesi değil.
Bu mesele şahısların değil, halkın hakkı meselesi.
Gerçek normalleşme ancak hakikatle olur.
Kişileri değil, sistemi konuştuğumuz gün.
Operasyonları değil, düzeni değiştirdiğimiz gün.
Gündemi değil, dertleri merkeze aldığımız gün.
Siyasi polemiği değil, toplumsal sorumluluğu öncelediğimiz gün.
İşte o gün bu memleket normalleşmeye başlar.
Değilse…
Biz daha çok belediyeler konuşuruz, çok başkan değiştiririz, çok operasyon izleriz…
Ama hakikat olduğu yerde durur:
Bu memleketin gerçek sorunları hâlâ çözüm bekliyor.

