Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Çürüme Tavandan Mı Başlar, Tabandan Mı?

Çürüme Tavandan Mı Başlar, Tabandan Mı?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Son yıllarda hemen her sohbet aynı yerde düğümleniyor.

Ekonomi kötü…

Adalet tartışmalı…

Eğitim yetersiz…

Siyaset kutuplaşmış…

Gençler umutsuz…

İnsanlar mutsuz…

Herkes teşhiste büyük ölçüde hemfikir. Ancak iş sebebe geldiğinde herkes parmağını bir başkasına çeviriyor.

Siyasetçi bürokratı suçluyor.

Bürokrat siyasetçiyi.

Vatandaş yönetenleri.

Yönetenler vatandaşı.

Muhalefet iktidarı.

İktidar muhalefeti.

Peki hiç kendimize dönüp bakıyor muyuz?

Belki de asıl soru şu:

Çürüme gerçekten tepeden mi başlar, yoksa insanın içinden mi?

Bugün içinde yaşadığımız çağın en büyük problemi ekonomik kriz olmayabilir. Çünkü ekonomik krizler gelir ve geçer. Savaşlar biter. Hükümetler değişir. Sistemler yenilenir.

Ama bir toplum anlamını kaybetmeye başladığında ortaya çok daha derin bir sorun çıkar.

İnsan neden yaşadığını unutmaya başlar.

İşte o zaman her şey yer değiştirmeye başlar.

Makam hizmet etmek için değil, üstünlük kurmak için istenir.

Bilgi öğrenmek için değil, gösteriş yapmak için kullanılır.

Para ihtiyaçları karşılamak için değil, insanın değerini ölçmek için kullanılmaya başlanır.

Sosyal medya ise bu dönüşümün en görünür sahnesi haline gelir.

Artık insanlar yaşamak için üretmekten çok görünmek için yaşamaktadır.

Mutluluk paylaşılmaz, sergilenir.

Başarı yaşanmaz, ilan edilir.

Dostluk kurulmaz, takipçi biriktirilir.

Bilgi aranmaz, beğeni aranır.

Öyle bir çağın içindeyiz ki insanlar gerçekte ne olduklarından çok internette nasıl göründükleriyle ilgileniyor.

Bir fotoğrafın filtresi karakterden daha önemli hale gelebiliyor.

Bir paylaşımın aldığı beğeni, yapılan iyiliğin değerinden daha fazla konuşulabiliyor.

Sonra da neden yalnızlaştığımızı anlamaya çalışıyoruz.

Oysa insan kendisini vitrine dönüştürdüğünde ruhunu ihmal etmeye başlar.

Ruh ihmal edildiğinde ise boşluk büyür.

İşte bu boşluğu ne para doldurabilir ne makam ne de şöhret.

Bugün gençlerin önemli bir kısmı yurt dışına gitmenin hayalini kuruyor.

Bu durum yalnızca ekonomik sebeplerle açıklanamaz.

İnsanlar sadece daha yüksek maaş istemiyor.

Daha adil bir düzen, daha öngörülebilir bir gelecek ve emeklerinin karşılığını almak istiyor.

Çünkü liyakatin zedelendiği yerde umut da zedelenir.

Bir toplumda insanlar çalışmaktan çok bağlantı kurmanın önemli olduğuna inanmaya başlarsa üretim düşer.

Eğer insanlar bilgiden çok tanıdıkların değer gördüğünü düşünürse öğrenme isteği azalır.

Eğer dürüstlük yerine kurnazlık ödüllendirilirse ahlak zayıflar.

Bunların hiçbiri bir gecede olmaz.

Çürüme sessiz ilerler.

Tıpkı bir ağacın içten içe kuruması gibi.

Dışarıdan bakıldığında gövde hâlâ ayaktadır.

Yapraklar yerindedir.

Ama kökler zayıflamıştır.

Bugün toplum olarak sık sık sonuçlarla mücadele ediyoruz.

Enflasyonla mücadele ediyoruz.

İşsizlikle mücadele ediyoruz.

Göçle mücadele ediyoruz.

Kutuplaşmayla mücadele ediyoruz.

Fakat köklere yeterince bakmıyoruz.

Çünkü köklerde insan vardır.

İnsan bozulursa kurumlar bozulur.

İnsan bozulursa siyaset bozulur.

İnsan bozulursa ekonomi bozulur.

İnsan bozulursa şehirler ruhunu kaybeder.

Bugün birçok şehirde devasa binalar yükseliyor.

Ancak insanlar birbirine yabancılaşıyor.

Yollar genişliyor ama ufuk daralıyor.

Telefonlar akıllanıyor ama ilişkiler yüzeyselleşiyor.

Teknoloji ilerliyor ama vicdan aynı hızla gelişmiyor.

Belki de bu yüzden modern çağın bütün konforuna rağmen insanlar iç huzuru bulmakta zorlanıyor.

Çünkü insan sadece tüketen bir canlı değildir.

Anlam arayan bir varlıktır.

Hayatını yalnızca kendi çıkarı üzerine kuran insan bir süre sonra yalnızlaşır.

Toplumlar da böyledir.

Herkesin sadece kendisini düşündüğü yerde ortak gelecek kurulamaz.

Ortak gelecek olmadan ortak umut doğmaz.

Ortak umut olmadan da güçlü bir toplum inşa edilemez.

Bu yüzden mesele sadece siyaset değildir.

Sadece ekonomi değildir.

Sadece eğitim de değildir.

Mesele insan meselesidir.

Kendimizi yeniden hatırlama meselesidir.

Belki de yıllardır yanlış sorular soruyoruz.

“Bizi kim kurtaracak?” diye soruyoruz.

Oysa önce şu soruyu sormalıyız:

“Biz ne zaman kendimizi düzelteceğiz?”

Çünkü hiçbir toplum, onu oluşturan insanların karakterinden daha güçlü değildir.

Gerçek değişim seçim sandığında değil, vicdanda başlar.

Gerçek kalkınma bütçelerde değil, ahlakta başlar.

Gerçek ilerleme binalarda değil, insanın kendisinde başlar.

Ve belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir liderden, yeni bir projeden veya yeni bir slogandan önce şudur:

Kendimize yeniden dönüp şu soruyu sormak;

“Ben bu toplumun sorunlarının ne kadar parçasıyım, çözümünün ne kadar parçasıyım?”

Çünkü yönünü kaybeden toplumların pusulası haritalarda değil, insanın vicdanında bulunur.

Vicdan sustuğunda çürüme başlar.

Vicdan konuştuğunda ise yeniden diriliş mümkün olur.

Çürüme Tavandan Mı Başlar, Tabandan Mı?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter