365 gün, 7 gün 24 saat çalışıyoruz…
Gazetecilik, takvimde işaretli bir güne sığdırılacak bir meslek değildir. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü elbette kıymetlidir; bir hatırlanma, bir farkındalık günüdür. Ancak bu günü, “yemekli toplantılar”, “çaylı buluşmalar” ve bir güne sıkıştırılmış onlarca gündemle geçiştirmeye çalışmak, mesleğin ruhunu da, gazetecinin emeğini de doğru anlatmaz.
Yanlış anlaşılmasın…
Yemek de, çay da elbette birer nezaket göstergesidir; hoşnut oluruz. Ancak ne beklenti içindeyiz ne de bunun için bu mesleği yapıyoruz. Bizim asıl beklentimiz; soru sorabildiğimiz, cevap alabildiğimiz, sorunları masaya yatırabildiğimiz ve çözüm odaklı gerçek toplantılardır. Bunlar için özel günleri beklemeye de gerek yok. Çünkü biz zaten sizlerle konuşmak, tartışmak, sorgulamak için her gün fırsat kolluyoruz.
Eğer 10 Ocak aklınıza geldiğinde “gazetecileri bir gün ağırlayalım, bir günde her şeyi anlatalım” düşüncesi doğuyorsa, burada bir yanılgı vardır. Onlarca gündem başlığını tek bir güne sığdırmak, gazeteciyi onurlandırmak değil, onu daha fazla çalıştırmaktır. Çünkü o gün söylenen her söz, verilen her mesaj, açıklanan her başlık; bizler için yeni haberler, yeni sorular ve yeni araştırmalar demektir.
Unutulmamalıdır ki gazeteciler, özellikle yerelde, size en yakın olanlardır. Sokağın nabzını tutan, vatandaşın derdini ilk duyan, sesi duyulmayanın sesini kamuoyuna taşıyan bizleriz. Sabahın erken saatinde bir kazada, gece yarısı bir yangında, yağmurda, fırtınada, kriz anında hep sahadayız. Bayramda, tatilde, özel günde değil; her gün gazeteciyiz.
Bu meslek, sadece haber yazmak değildir. Bu meslek, bazen rahatsız etmektir. Bazen görmezden gelinen bir gerçeği ısrarla gündeme taşımaktır. Bazen de yüksek sesle söylenemeyeni, halk adına kaleme almaktır.
Bu noktada, George Orwell’in o unutulmaz sözü, gazeteciliğin pusulası olmaya devam ediyor:
“Gazetecilik, başkasının basılmasını istemediği şeyi basmaktır; diğer her şey halkla ilişkilerdir.”
Bizim yayıncılık anlayışımız da tam olarak buradan beslenmektedir. Basılması istenmeyenleri, dile getirilemeyenleri, üstü örtülmek istenenleri yazmak… Kişisel konforu değil, kamusal faydayı gözetmek… Alkış almak için değil, gerçeği savunmak için kalem tutmak…
Ne yazık ki bu anlayış, geçmişten bugüne ağır bedeller de ödetmiştir. Öldürülen, susturulmak istenen, tehdit edilen gazeteciler; bu mesleğin sadece romantik bir anlatıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda ciddi bir mücadele alanı olduğunu göstermiştir. Bugün kalemini özgürce oynatabilen her gazeteci, dün bedel ödeyen meslektaşlarının mirasını taşımaktadır.
Bu nedenle 10 Ocak, yalnızca bir kutlama günü değil; gazeteciliğin ne olduğunun, ne olmadığının yeniden hatırlanması gereken bir gündür.
Gazetecilik; broşür dağıtmak, metin kopyalamak, soru sormadan açıklama yayımlamak değildir. Gazetecilik; sorgulamaktır, rahatsız etmektir, kamu adına denetlemektir.
Bizler, dün olduğu gibi bugün de yarın da;
Basılması istenmeyenleri basmaya,
Sesli ifade edilemeyenleri yazmaya,
Gerçekleri halk adına savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü gazetecilik bir gün değil, bir ömürdür.
365 Gün Gazeteciyiz, 1 Günlük Hatırlanmak Yetmez
0
Paylaş

