Ahmet Şenol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HALK KÜLTÜRÜMÜZDE “ALKIŞ”

HALK KÜLTÜRÜMÜZDE “ALKIŞ”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

3/3

(Geçen makalenin devamı)

Karşılık görmeyen eski kara sevdalıların, platonik âşıkların “dilerim Tanrı’dan gülmesin yüzün” diye başlayan beddua şarkıları veya “iki güzel pencereden el eder/birin alsan birin intizar eder” diyen delikanlı kaygıları, günümüzün saldıran, öldüren canilerinin yanında “sen sağ ben selamet” diyeni alkış veriyor, dua ediyor kabul etmek gerekir. Saplantılı âşıkların veya takıntılı eski eşlerin dilinden duyulacak “artık ne duamsın ne bedduam” sözü, hayatı tehdit altında olana herhâlde “ömrün uzun olsun” alkışı gibi gelecektir.

Yananın, yalvaranın, haksızlığa uğrayanın, çaresiz kalanın hele oğlundan kızından, yakınından yöresinden zulüm görenin “dilerim Allah’tan…” diye başlayan ahının tuttuğuna inanılır, işi bir türlü yolunda gitmeyene “beddua sinmiş”, “beddua almış” veya “beddualı” denirdi.

Bu nedenle, “haksız beddua döner sizi bulur” hadisinde Peygamberimizin buyurduğu gibi, yerli yersiz beddua etmek, ilenmek de hoş karşılanmaz, “yağlı kurşunlara gelesin” şeklinde olura olmaza kargış verenler “hayır dile komşuna, hayır gele başına” diye uyarılırdı. Haksız yere beddua edene son söz olarak “köpeğin duası kabul olsa, gökten kemik yağardı” atasözü hatırlatılırdı.

Fıkra bu ya, rüyasında Nasreddin Hoca’ya Allah doksan dokuz altın vermiş, Hoca “ille yüz isterim” diye direnirken kan ter içinde uyanmış. Bakmış ki etrafta değil doksan dokuz bir altın bile yok, o zaman açmış ellerini yummuş gözlerini “verdiğine razıyım Allah’ım, doksan dokuz da olur” diye duaya başlamış.

Baba erenler camide “Allah’ım akşam soframa para isterim” diye dua ederken yan tarafta “Allah’ım çok para ver, zengin olayım” diyen biri “al şu parayı da git yanımdan, dikkatimi dağıtıyorsun” diye çıkışmış. Baba erenler parayı almış ve “Allah’ım teşekkür ederim, duamı hemen kabul ettin” diyerek adamın yanından uzaklaşmış.

Kültürümüzde borçluyu borcundan kurtarmak önemli bir alkış vesilesidir. “Borçlunun duacısı alacaklısıdır” atasözünden başlayarak borç-alacak konusundaki alkış ve kargışlar toplansa, belki de veresiye defterlerinden veya haciz evrakından daha kalın bir kitap olurdu.

Sanırım eskiler, alkış ile kargış arasındaki orta yolu, kula dönüp “layığını versin”, Allah’a seslenip “bildiğin gibi yap” deyip susmakta veya kişiyi “Allah az verip gezdirsin, çok verip azdırsın” diye çetin bir sınavla baş başa bırakmakta bulmuşlar.

(Not: Prof. Dr. Öcal Oğuz çalışmalarından derlenmiştir.)

HALK KÜLTÜRÜMÜZDE “ALKIŞ”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter