Siyaset; bir ülkenin kaderini konuşma yeridir.
Birbirinin ailesini, özel hayatını, geçmişini didikleme yeri değil.
Fikir üretemeyenler, bel altına iner.
Çözüm sunamayanlar, hakarete sarılır.
Projesi olmayanlar, iftirayı yöntem zanneder.
Oysa siyaset; sorun çözme sanatıdır.
Bir ülkede siyaset yumrukla yapılıyorsa, orada fikir zayıftır.
Bir ülkede siyaset aileler üzerinden yürüyorsa, orada ahlak zedelenmiştir.
Rakibini ailesiyle, özel hayatıyla, mahremiyle hedef almak; siyaset değildir.
Bu, çaresizliğin ilanıdır.
Çünkü güçlü olan fikirle konuşur.
Bilgiyle tartışır.
Veriyle ikna eder.
Siyaset; kavga etme alanı değil, doğruyu arama alanıdır.
Evet, çatışma olacaktır.
Ama bu çatışma; hakaretle değil, argümanla olmalıdır.
Birbirimizi susturarak değil, birbirimizi dinleyerek büyürüz.
Bel altı vuran bir siyaset anlayışı; toplumu ikiye böler.
Aileleri zehirler.
Gençlere kötü bir örnek olur.
Bugün çocuklarımız ekran başında siyaset izliyor.
Ne görüyorlar?
Bağıran insanlar.
Hakaret eden liderler.
Gerçek sorunlardan kaçan tartışmalar.
Sonra diyoruz ki;
“Toplum neden bu kadar gergin?”
Çünkü siyaset dili toplumu şekillendirir.
Siyaset; özel hayatı değil, kamu hayatını konuşmalıdır.
Aileyi değil, adaleti tartışmalıdır.
Geçmişi değil, geleceği inşa etmelidir.
Bir siyasetçi rakibine şunu diyebilmelidir;
“Seninle aynı fikirde değilim ama senin onuruna saygı duyuyorum.”
İşte olgunluk budur.
Bel altı vurmak kolaydır.
Zor olan; fikri savunmak, veriye dayanmak, çözüm üretmek.
Ve unutulmamalıdır;
Ahlakını kaybeden bir siyaset, ülkenin ruhunu yaralar.
Bizim ihtiyacımız olan şey; öfkeyi büyüten bir siyaset değil, sorunu küçülten bir siyasettir.
Bağırarak değil, anlatarak.
Kırarak değil, inşa ederek.
Aşağı çekerek değil, yukarı taşıyarak.
Çünkü siyaset bir meydan kavgası değil, bir milletin ortak aklıdır.
Ve ortak akıl; ancak saygıyla, bilgiyle ve vicdanla büyür.
“Fikri olmayan hakarete sarılır; vizyonu olan çözüm üretir.”

