Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 yılı politika faizi kararları ve IMF projeksiyonlarına dikkat çeken Ergun, Türkiye’de politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğunu ifade etti. ABD’de faizin yüzde 3,75, Euro Bölgesi’nde yüzde 2,15, Japonya’da ise yüzde 0,75 seviyesinde bulunduğunu belirten Ergun, Türkiye’nin faiz oranının ABD’nin yaklaşık 10 katı, Avrupa’nın ise 17 katından fazla olduğuna vurgu yaptı.
Yüksek faiz oranlarının üretim ve yatırım üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu kaydeden Ergun, sanayicinin yatırım yapmakta zorlandığını, esnafın işletme sermayesini çeviremediğini ve çiftçinin üretim sürecinde finansmana ulaşmakta büyük sıkıntı yaşadığını dile getirdi. Gençlerin iş kurarken yüksek faiz engeliyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Ergun, vatandaşların konut, araç ve ihtiyaç kredilerine erişimde de ciddi sorunlar yaşadığını söyledi.
Türkiye’de yüksek faize rağmen enflasyonun hâlâ çift haneli seviyelerde seyrettiğine dikkat çeken Ergun, IMF verilerine göre 2026 yılı ortalama enflasyon beklentisinin yüzde 28,6 olduğunu belirtti. “Bir yanda yüksek faiz, diğer yanda yüksek enflasyon… Bedeli ise millet ödüyor” diyen Ergun, vatandaşın alım gücünün her geçen gün eridiğini savundu.
Ekonomide üretim yerine finansal rantın teşvik edildiğini öne süren Ergun, Türkiye’nin günübirlik faiz politikalarından ziyade üretim ve yatırım odaklı kalıcı bir kalkınma modeline ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Tarımın, sanayinin, ihracatın ve üretimin merkezde olduğu bir ekonomik anlayışın benimsenmesi gerektiğini belirten Ergun, “Çiftçinin tarlada, sanayicinin fabrikada, esnafın dükkânda kazanacağı bir düzen kurulmadan ne enflasyon kalıcı olarak düşer ne de refah artar” dedi.
Açıklamasında “Faize değil üretime, borca değil yatırıma, sıcak paraya değil alın terine dayalı bir ekonomi anlayışı şarttır” ifadelerini kullanan Ergun, dünyanın en yüksek faizlerinden birini uygulayan bir ülkede vatandaşların hâlâ geçim sıkıntısı çekmesinin mevcut ekonomik modelin yeniden sorgulanmasını zorunlu hale getirdiğini söyledi.

