Milas, Bodrum hattında artık haber bültenlerinin değişmeyen bir cümlesi var:
“Yine kaza oldu…”
Kimi zaman bir hafriyat kamyonu devriliyor, kimi zaman bir motosiklet sürücüsü yaşamını yitiriyor, kimi zaman da parçalanmış araçların arasında insanların hayatları yarım kalıyor. Ve her kazadan sonra aynı cümleler kuruluyor:
“Kontrolünü kaybetti…”
“Direksiyon hakimiyetini yitirdi…”
“Feci şekilde can verdi…”
Peki gerçekten sadece sürücüler mi suçlu?
Elbette bilinçsiz araç kullanımı büyük bir problem. Özellikle ağır tonajlı hafriyat kamyonlarının hız sınırlarını hiçe sayması, aşırı yük taşımaları, uygunsuz sollamalar yapmaları ve trafikte adeta yarışır gibi hareket etmeleri bu bölgedeki kazaların en önemli sebeplerinden biri haline geldi. İnsanlar artık arkalarında bir hafriyat kamyonu gördüğünde tedirgin oluyor. Çünkü o araçların bir kısmı yolda taş değil, korku taşıyor.
Ama bütün suçu direksiyondaki insana yüklemek de kolaycılık olur.
Çünkü Milas, Bodrum yolu artık birçok noktada yol olmaktan çıktı.
Adeta bir sabır testi, hatta yer yer ölüm koridoruna dönüştü.
Çukurlar, yamalar, çökmeler, bozuk zeminler, daralan şeritler, eksik çizgiler, yetersiz aydınlatmalar… Özellikle gece saatlerinde bazı bölgelerde araç kullanmak tamamen refleks işine dönüşüyor. Sürücü bir yandan karşıdan gelen aracı kolluyor, bir yandan çukuru, bir yandan aniden önüne çıkabilecek kamyonu düşünüyor.
Bir şehir düşünün…
Turizmin göz bebeği olsun.
Milyarlarca liralık yatırımlar yapılsın.
Lüks oteller yükselsin.
Milyonlarca turist ağırlansın.
Ama o şehrin yolları köstebek yuvası gibi olsun.
İşte insanın canını en çok yakan şey bu çelişki.
Bodrum dünyanın konuştuğu bir turizm merkeziyse, Milas Türkiye’nin en önemli geçiş noktalarından biriyse, bu yollar neden hâlâ bu halde? Neden yıllardır aynı sorunlar konuşuluyor? Neden her seçim döneminde “çözülüyor” denilen yollar birkaç ay sonra yeniden parçalanıyor?
Vatandaş artık şunu sorguluyor;
Gerçekten yol mu yapılıyor, yoksa sadece görüntü mü kurtarılıyor?
Çünkü kalıcı çözüm üretilmediği ortada. Yapılan birçok çalışma kısa süre sonra tekrar bozuluyor. Bir yerde asfalt atılıyor, başka bir noktada aylarca çalışma yarım bırakılıyor. Trafik yönlendirmeleri yetersiz kalıyor. Özellikle ağır tonajlı araçların yoğun kullandığı bölgelerde yol dayanıklılığı çoktan çökmüş durumda.
İşin daha acı tarafı ise şu:
Bu tablo artık kanıksanmış durumda.
İnsanlar kaza haberi görünce şaşırmıyor artık. Çünkü herkes biliyor ki bu düzen değişmediği sürece yeni kazalar olacak. Belki bugün tanımadığımız biri, yarın komşumuz, ertesi gün ailemizden biri…
Peki sorumluluk kimde?
Sadece şoförde mi?
Sadece şirkette mi?
Sadece belediyede mi?
Sadece karayollarında mı?
Hayır.
Bu mesele artık topyekun bir yönetim probleme dönüşmüş durumda.
Maden şirketleri “iş yetiştirme” baskısıyla hareket ederken trafikte insan hayatını ikinci plana atmamalı. Hafriyat kamyonları denetlenmeli. Tonaj kontrolleri artırılmalı. Sürücü eğitimleri zorunlu hale getirilmeli. Trafikte terör estiren araçlara caydırıcı cezalar uygulanmalı.
Ama aynı zamanda devlet kurumları da şu gerçeği görmek zorunda;
Bozuk yol kader değildir.
Bir yol yıllarca aynı halde kalıyorsa orada sadece asfalt sorunu yoktur; orada planlama sorunu vardır, denetim sorunu vardır, öncelik sorunu vardır.
Çünkü mesele sadece ulaşım değil, doğrudan insan hayatıdır.
Bir ambulansın çukurlu yolda vakit kaybetmesi de bu sorunun parçasıdır.
Bir motosikletlinin dengesini kaybedip savrulması da…
Bir ailenin bayram yolunda hayatını kaybetmesi de…
Bugün Milas, Bodrum hattında insanlar direksiyon başına korkuyla geçiyorsa burada ciddi bir alarm vardır.
Üstelik bölge nüfusu sürekli artıyor. Yaz aylarında trafik katlanıyor. Turizm sezonunda yollar mevcut yükü bile kaldıramaz hale geliyor. Buna rağmen hala yıllardır konuşulan projelerin bir kısmı tamamlanamıyor ya da gecikiyor.
İnsan sormadan edemiyor;
Bu yolların düzelmesi için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor?
Çünkü Türkiye’de ne yazık ki birçok problem ancak acılar büyüyünce gündem oluyor. Bir facia yaşanıyor, birkaç gün konuşuluyor, açıklamalar yapılıyor, sonra her şey unutuluyor. Ta ki yeni bir kaza olana kadar…
Oysa gerçek çözüm, mezar taşları çoğalmadan harekete geçmektir.
Bugün yetkililerin makam odalarında oturup bu yazıyı sadece “eleştiri” olarak görmesi büyük hata olur. Çünkü mesele siyaset üstüdür. Bu mesele sağcılık-solculuk meselesi değil, yaşam meselesidir.
Vatandaş artık laf değil, güvenli yol görmek istiyor.
Çünkü insanlar evlerinden çıkarken sevdiklerine “hakkını helal et” diyerek yola çıkmak istemiyor.
Milas ve Bodrum gibi iki büyük değeri birbirine bağlayan yol, insanların korkulu rüyası olmamalı. Bu bölge Türkiye’nin vitriniyse, o vitrinin en temel altyapısı da insan hayatını koruyacak yollar olmalıdır.
Bugün atılmayan her adım, yarının kazalarına davetiye çıkarıyor.
Ve artık herkes şunu bilmeli:
Bazı kazalar “kaza” değildir.
Bazı kazalar göz göre göre gelir.

