Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SAĞLIK TİCARETLE SINANMAZ

SAĞLIK TİCARETLE SINANMAZ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sağlık sistemi, birçok Avrupa ülkesine kıyasla her ne kadar ileri bir noktada olsa da; kronikleşmiş bazı sorunlar hala can yakmaya devam ediyor. Üstelik bu sorunlar, istatistiklerde değil, doğrudan vatandaşın bedeninde ve vicdanında hissediliyor.

Son dönemde eczanelerin sıkça dile getirdiği bir problem var.

İlaç yok.

Peki neden yok?

Sorulduğunda verilen cevap düşündürücü; Zam beklentisi nedeniyle bazı firmalar ilaçları depolara vermiyor, depolarda olan ilaçlar ise eczanelere ulaştırılmıyor. Bu ilaçların bir kısmı hayati öneme sahip. Yani sırf ticari kaygılar uğruna vatandaşın sağlığı açıkça riske atılıyor.

Eğer bir firma “Zam gelecek” diye ilacı piyasaya vermiyorsa, bunun hukuki bir karşılığı olmak zorunda değil mi?

Eğer firma ilacı veriyor ama depolar ticari gerekçelerle eczaneye ulaştırmıyorsa, buna da ciddi yaptırımlar uygulanmalı.

Ve şayet bu zincirin herhangi bir halkasında eczane de varsa, o da aynı sorumluluğun içinde değerlendirilmelidir.

Çünkü sağlık, ticari hesaplara kurban edilemez.

Bir diğer önemli mesele SGK politikaları…

SGK bazı ilaçları hiç ödemiyor, bazılarını ise güncel fiyatlara göre revize etmiyor. Sonuç ne oluyor? Aradaki fark yine gariban vatandaşın cebinden çıkıyor. İlacını almak zorunda olan insan, her geçen gün daha fazla fark ödemek zorunda kalıyor.

Ekonomik gücü yerinde olan bunu belki sorgulamaz. Ama ülkenin ortalama şartları ortada. Vatandaş zaten vergisini ödüyor. Bu nedenle tartışmaya açık olmadan, tüm ilaçların Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanması gerekir. Sağlık, lüks değil temel haktır.

Sahadaki aksaklıklar bununla da sınırlı değil.

Nöbetçi eczaneler ile nöbetçi doktorlar arasında ciddi bir iletişim ve koordinasyon eksikliği var. Basit bir kod hatası yüzünden hasta hastane ile eczane arasında 2-3 kez mekik dokuyor. Yazılan ilacın eczanede olmadığı, muadil gerekebileceği gibi durumlarda bu iletişimin il ve ilçe sağlık müdürlükleri tarafından sistemli şekilde sağlanması şart.

Bir başka sorun da acil servislerde yaşanıyor.

Acil doktorunun hastayı uzmana yönlendirmesi kimi zaman tepkiyle karşılanıyor. Oysa kızılması gereken yönlendirme değil, yönlendirilen hastaya hızlı ve etkili tedavi üretememektir.

Fiziki şartlar ise başlı başına bir başka sorun…

Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneğinde olduğu gibi; ultrason, röntgen gibi birimler 2. katta, doktor 1. katta, kan alma zemin katta. Hasta koca hastaneyi 3-5 kez inip çıkmak zorunda kalıyor.

Tekerlekli sandalye kullananlar, ağrılı, sızılı hastalar için bu durum resmen işkence.

Büyük hastanelerde her katta kan alma, röntgen, MR ve ultrason birimlerinin olması artık bir lüks değil, zorunluluktur.

Ve en hassas konu…

Yakından tanıdığımız Göktuğ KARAKAYA ve Göktuğ KURT evlatlarımızın da mücadele ettiği DMD gibi ağır hastalıklar, vicdanlara ve bağış kampanyalarına terk edilemez. Hiçbir hastalığın tedavisi “yardım toplanırsa olur” noktasına bırakılmamalı. Devlet, “bana ne” deme lüksüne sahip değildir.

Tüm ilaçlar ve tedaviler SGK kapsamında olmalı, kamu kaynakları bu alan için seferber edilmelidir.

Bu ve benzeri sorunlar çözüldüğünde, işte o zaman açık ara dünyanın en iyi sağlık sistemlerinden birine sahip oluruz.

Aksi halde tabelalar ne kadar parlak olursa olsun, içerideki aksaklıklar can yakmaya devam eder.!!

SAĞLIK TİCARETLE SINANMAZ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481