İletişim, sadece kelimelerden ibaret değildir.
Kimi zaman bir bakış, kimi zaman bir sessizlik, kimi zaman da bir duraksama…
İnsan, konuşurken aslında kendini anlatır; ama durduğunda, gerçekten anlamayı seçer.
Bugün insanlar çok konuşuyor, ama az anlaşılıyor.
Herkes anlatmak istiyor, kimse anlamak istemiyor.
Oysa sağlıklı iletişim, iki dudağın arasından çıkan kelimelerde değil;
İki kalbin arasında kurulan görünmez köprüde başlar.
Bir konuşmada en etkili an, çoğu zaman sessiz kaldığın andır.
Çünkü o duraksama, karşı tarafın sözlerini, mimiklerini, duygularını tartma fırsatıdır.
Durmak, iletişimi kesmek değil, derinleştirmektir.
Dinlemeyi, duymayı ve anlamayı öğrenmiş insan; konuşmadan da anlatabilir bazen.
Ne var ki çağımız “hız” çağında yaşıyor.
Hızla düşünüp, hızla cevap veriyoruz.
Bir sözü sindirmeden, bir duyguyu hissetmeden, bir fikri anlamadan hemen yanıtlıyoruz.
Böylece diyaloglar, birer monolog savaşına dönüşüyor.
Herkes konuşuyor ama kimse kimseye dokunmuyor.
Halbuki gerçek iletişim, durmayı bilen insanlarla mümkündür.
Çünkü durmak, kibirli bir suskunluk değil; bilinçli bir tevazudur.
“Bir dakika, doğru mu anladım?” diyebilmek, bir insanın iletişim olgunluğunun göstergesidir.
Bu cümle hem empatiyi hem samimiyeti içinde taşır.
O kısa duraklama, ilişkileri kurtaran, kırgınlıkları önleyen küçük bir mucizedir.
İletişim, anlamanın sanatıdır.
Anlamak içinse bazen susmak, bazen de geri çekilmek gerekir.
Kelimelerin gürültüsü arasında kaybolan bir dünyada, sessizliğin bilgece gücünü hatırlamak, insan olmanın inceliğidir.
Belki de en doğru söz şudur;
“İyi konuşmak, bazen iyi susmaktır.”
Durmayı bilen insan, anlamayı bilir.
Anlamayı bilen, konuşmadan da anlatır.
Ve işte o zaman iletişim, sadece bir eylem değil, bir bağ, bir bilinç, bir huzur olur.

