Ramazan ayı kalplerin biraz daha yumuşadığı, insanların biraz daha kendine döndüğü, göğe kaldırılan ellerin çoğaldığı mübarek bir zaman dilimi.
Tam da böyle bir ayda bir genç çıktı ve söyledi:
“Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah…”
Bir anda sosyal medya dalgalandı. Günler içinde milyonlarca insan bu ilahiyi dinlemeye başladı. Müzik listeleri değişti, videolar paylaşıldı, dünyanın farklı köşelerinde insanlar aynı ezgiyi mırıldanmaya başladı.
Bir Roman kardeşimizin, bir gencin, gönlünden kopan bir ilahiyle dünyaya ulaşması elbette küçümsenecek bir şey değildir. Bunun arkasında emek vardır, cesaret vardır, inanç vardır. Her şeyden önemlisi samimiyet vardır.
Ama burada asıl mesele sadece bir müzik başarısı değildir.
Asıl mesele Allah’ın hikmetini görebilmektir.
Bugün gençliğin büyük bir kısmının içi boş popüler kültürün içine çekildiği bir çağda yaşıyoruz. Şarkılar var ama anlam yok… Ritmler var ama ruh yok… Milyonlarca izlenme var ama kalbe dokunan sözler yok.
İşte tam da böyle bir dönemde bir gencin çıkıp Allah’ı zikreden bir ilahiyle milyonlara ulaşması sıradan bir olay değildir.
Bu aynı zamanda bir işarettir.
Toplumun kalbinin hala manaya açık olduğunun bir göstergesidir.
Bugün İslam’a yönelik saldırıların arttığı, değerlerin küçümsendiği, inancın zaman zaman alaya alınmaya çalışıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Daha da üzücü olanı ise bazen Müslümanların yerini “süslümanlık” dediğimiz, inancı sadece görüntüde yaşayan bir anlayışın almaya başlamasıdır.
İşte böyle bir zamanda bir gencin, bir ilahiyle milyonların diline düşmesi bize şunu hatırlatıyor;
İnsanların kalbi hâlâ Allah’ı anan sözlere açıktır.
Yeter ki biri samimiyetle o kapıyı çalabilsin.
Bu yüzden bugün yapılması gereken şey sadece bu gencin başarısını konuşmak değildir. Asıl yapılması gereken şey bu değere sahip çıkmaktır.
Hatta neden daha ileri gitmeyelim ?
Milas gibi kadim bir şehirde, Ramazan’ın ruhuna yakışan bir ilahi ve manevi müzik şenliği düzenlenemez mi ?
Bu genç kardeşimiz Celal Karatüre’yi, belki onunla birlikte gönüllere dokunan sesiyle Abdurrahman Önül’ü ve şiirleriyle milyonların kalbine hitap eden Dursun Ali Erzincanlı’yı Milas’ta ağırlayamaz mıyız ?
Düşünün…
Milas’ın meydanında veya uygun bir alanda binlerce insanın bir araya geldiği, ilahilerin söylendiği, şiirlerin okunduğu, gençlerin manayla buluştuğu bir gece…
Böyle bir organizasyon sadece bir konser olmaz.
Aynı zamanda bir manevi buluşma, bir kültür şöleni, bir değer hatırlatması olur.
Buradan açık bir çağrı yapmak isterim.!!!
Başta Milas Kaymakamlığı, Milas Belediyesi, ilgili kamu kurumları, dernekler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları bu konuda bir araya gelmeli ve böyle anlamlı bir organizasyonu Milas’a kazandırmalıdır.
Çünkü bazen bir şehir sadece yollarla, binalarla, projelerle değil; ruhuyla, kültürüyle ve değerleriyle büyür.
Belki de bu küçük gibi görünen hikaye bize büyük bir gerçeği hatırlatıyor.
Bazen bir genç, bir ilahi ve bir samimiyet…
Toplumun kalbinde unutulmuş bir duyguyu yeniden uyandırabilir.
Yeter ki o hikmeti görebilelim.
Çünkü hakikati gören gözler bilir ki; bazen bir ezgi, bir nasihatten daha güçlüdür.
Bakalım bu güzel organizasyon için bir adım gelecek mi ? Gelecekse ilk adım nerden ve nasıl gelicek.

