Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Milas Meydanından Sanal Meydanlara

Milas Meydanından Sanal Meydanlara

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir zamanlar insanlar haberleri kahvehanelerde öğrenirdi.

Mahallede olup bitenler bakkalın önünde konuşulur, şehrin meseleleri meydanlarda tartışılırdı. Milas’ta bir düğün olsa da, bir cenaze olsa da, bir sorun yaşansa da insanlar yüz yüze gelir, göz göze konuşur, aynı havayı soluyarak fikir alışverişinde bulunurdu.

Bugün ise yeni bir meydanımız var.

Adına sosyal medya diyoruz.

Artık haberler kahvehaneden değil telefondan geliyor. Tartışmalar meydanlarda değil ekranlarda yaşanıyor. İnsanlar birbirlerine komşu olmaktan çok takipçi oluyor.

Peki bu değişim bize ne kazandırdı?

Daha önemlisi, bizden ne götürdü?

Aslında sosyal medya çağımızın en büyük icatlarından biridir.

İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu başka bir dönem yaşanmadı. Dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeyi saniyeler içinde öğrenebiliyor, binlerce kilometre uzaktaki insanlarla iletişim kurabiliyoruz.

Bir zamanlar yalnızca büyük gazetelerin ve televizyonların sahip olduğu yayın gücü bugün sıradan insanların da elinde.

Bir çiftçi yaşadığı sorunu duyurabiliyor.

Bir öğrenci düşüncelerini paylaşabiliyor.

Bir sanatçı eserlerini sergileyebiliyor.

Bir vatandaş gördüğü yanlışları milyonlara ulaştırabiliyor.

Bu yönüyle bakıldığında sosyal medya önemli bir özgürlük alanıdır.

Özellikle afet dönemlerinde bunun ne kadar değerli olduğunu gördük.

Depremlerde, yangınlarda, sellerde insanlar sosyal medya aracılığıyla birbirlerine ulaştı. Yardımlar organize edildi. Kayıplar bulundu. Sesini duyuramayanların sesi olundu.

Bu yönüyle sosyal medya çağımızın en güçlü dayanışma araçlarından biri haline geldi.

Ancak her nimetin bir külfeti olduğu gibi bunun da bir bedeli vardı.

Çünkü sosyal medya insanlara ses vermekle kalmadı, gürültüyü de büyüttü.

Eskiden bir yalanın yayılması zaman alırdı.

Bugün ise bir yanlış bilgi birkaç dakika içerisinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.

Ne yazık ki artık birçok insan okumadan yorum yapıyor, araştırmadan inanıyor, doğrulamadan paylaşıyor.

Bilgi çağında yaşamamıza rağmen bazen bilgi kirliliğinin esiri oluyoruz.

Sosyal medya sayesinde bilgiye daha kolay ulaşıyoruz ama doğru bilgiye ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Bir başka sorun ise zaman meselesi.

Çoğumuz sabah uyandığımızda ilk olarak telefona bakıyoruz.

Yatmadan önce son baktığımız şey yine telefon oluyor.

“Birkaç dakika bakıp çıkacağım” dediğimiz uygulamalarda bazen saatlerimizi kaybediyoruz.

Farkında olmadan hayatımızın en değerli hazinesi olan zamanı tüketiyoruz.

Oysa zaman satın alınabilen bir şey değildir.

Kaybedilen para geri kazanılabilir.

Kaybedilen eşya yerine konabilir.

Ama kaybedilen zaman bir daha geri gelmez.

Belki de sosyal medyanın bizden çaldığı en değerli şey budur.

Daha da önemlisi, sosyal medya bizi birbirimize yakınlaştırırken bazen birbirimizden uzaklaştırıyor.

Aynı evde yaşayan insanlar birbirleriyle konuşmak yerine ekranlara bakıyor.

Aynı sofrada oturan aileler aynı fotoğraf karesinde yer alıyor ama aynı sohbetin içinde yer alamıyor.

Takipçi sayımız artarken dostlarımız azalabiliyor.

Mesajlarımız çoğalırken samimi sohbetlerimiz azalabiliyor.

Oysa insan dediğimiz varlık sadece iletişim kurmak istemez.

Temas etmek ister.

Hissedilmek ister.

Anlaşılmak ister.

Hiçbir ekran gerçek bir dostun omzuna dokunmanın yerini tutamaz.

Hiçbir beğeni samimi bir tebessüm kadar değerli değildir.

Bir diğer tehlike ise kıyas hastalığıdır.

Sosyal medyada herkes mutlu görünür.

Herkes gezer.

Herkes kazanır.

Herkes başarılıdır.

Herkes kusursuz bir hayat yaşıyor gibidir.

Fakat gerçeğin tamamı bu değildir.

İnsanlar genellikle hayatlarının en güzel karelerini paylaşırlar.

Kimse gözyaşlarını paylaşmaz.

Kimse geceleri yaşadığı kaygıları paylaşmaz.

Kimse başarısızlıklarını vitrine koymaz.

Böyle olunca özellikle gençler kendi hayatlarını başkalarının sergilediği hayatlarla kıyaslamaya başlıyor.

Sonuçta mutsuzluk ortaya çıkıyor.

Yetersizlik hissi ortaya çıkıyor.

Özgüven sorunları ortaya çıkıyor.

Oysa her insanın hikâyesi farklıdır.

Her yolculuk kendine özgüdür.

Bir başkasının vitrini, sizin gerçeğiniz olmak zorunda değildir.

Sosyal medyanın toplumsal etkilerine baktığımızda ise daha büyük bir sorun görüyoruz.

Kutuplaşma…

Eskiden insanlar farklı fikirleri dinlemek zorundaydı.

Bugün ise algoritmalar bize sadece hoşumuza giden düşünceleri gösteriyor.

Kendi görüşümüzü destekleyen paylaşımları görüyoruz.

Bizim gibi düşünen insanlarla karşılaşıyoruz.

Farklı sesler giderek kayboluyor.

Böyle olunca insanlar birbirlerini anlamaktan uzaklaşıyor.

Konuşmak yerine suçluyor.

Dinlemek yerine bağırıyor.

İkna etmek yerine yaftalıyor.

Toplumun ortak aklı zayıflıyor.

İşte bu noktada sosyal medya bir iletişim aracı olmaktan çıkıp bir ayrışma aracına dönüşebiliyor.

Peki çözüm nedir?

Sosyal medyayı tamamen hayatımızdan çıkarmak mı?

Hayır.

Artık bu mümkün değil.

Mesele sosyal medyanın varlığı değil, onu nasıl kullandığımızdır.

Milas’ın sokaklarında yürürken birbirimize selam vermeyi unutmazsak…

Bir çay sohbetinin değerini kaybetmezsek…

Telefon ekranı kadar karşımızdaki insanın yüzüne de bakabilirsek…

Paylaşmadan önce düşünür, inanmadan önce araştırırsak…

Sosyal medya bizim için faydalı bir araç olmaya devam edecektir.

Çünkü teknoloji ne iyi ne kötüdür.

Ona anlam yükleyen insandır.

Bir bıçakla ekmek de kesebilirsiniz, zarar da verebilirsiniz.

Sosyal medya da böyledir.

Mesele araçta değil, onu kullanan zihniyettedir.

Bugün Milas Meydanı’ndan başlayıp dünyanın her köşesine ulaşabilen bir çağda yaşıyoruz.

Ama unutmamamız gereken bir gerçek var;

İnsanlığın geleceğini belirleyecek olan şey internet hızımız değil, vicdanımızın derinliğidir.

Takipçi sayımız değil, kurduğumuz gerçek dostluklardır.

Paylaşımlarımız değil, paylaştığımız değerlerdir.

Ve belki de en önemlisi…

Sanal meydanlarda ne kadar görünür olduğumuz değil, gerçek hayatta ne kadar insan kalabildiğimizdir..!!

Milas Meydanından Sanal Meydanlara
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter