Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Milas’tan Türkiye’ye Vicdan Ekonomisi Çağrısı

Milas’tan Türkiye’ye Vicdan Ekonomisi Çağrısı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Uzun zamandır aynı şeyi konuşuyoruz.

Pazarda, kahvede, iş yerlerinde, aile sofralarında, sosyal medyada…

“Hayat çok pahalı.”

Haklıyız.

Çünkü artık insanlar sadece ay sonunu değil, ertesi haftayı bile hesap etmekte zorlanıyor. Emekli aldığı maaşın yetmediğinden şikâyet ediyor. Esnaf satış yapamamaktan yakınıyor. Çalışanlar geçim derdiyle boğuşuyor. Gençler geleceğe umutla bakmakta zorlanıyor.

Peki bütün bunların sebebi yalnızca ekonomi yönetimi mi ?

Yoksa konuşmaktan kaçındığımız başka gerçekler de var mı ?

Elbette ekonomik politikaları belirleyenlerin büyük sorumluluğu vardır. Faizden enflasyona, üretimden yatırımlara kadar alınan her karar milyonlarca insanın hayatını etkiler. Yanlış kararların bedelini de çoğu zaman vatandaş öder.

Ancak dürüst olalım.

Bugün yaşadığımız pahalılığın tamamını sadece Ankara’ya yüklemek de gerçeğin tamamını görmek değildir.

Çünkü enflasyon bazen rakamlarda değil, insan davranışlarında büyür.

Bir dönem otomobil bulunamıyordu.

Galerilerde sıfır araç yoktu.

Ne oldu ?

Bazı insanlar sıfır aracın üstünde fiyat koyup satmaya başladı.

Mantık şuydu;

“Nasıl olsa almak zorunda.”

Bir don olayı yaşandı.

Bir ürünün arzı azaldı.

Bu kez başka bir fırsatçılık başladı.

Geçen hafta 20 liraya satılan ürün bir anda 100 liraya, 120 liraya çıktı.

Çünkü mantık yine aynıydı;

“Nasıl olsa almak zorunda.”

İşte tam bu noktada ekonomik bir problemle değil, ahlaki bir problemle karşı karşıya kalıyoruz.

Çünkü ticaret başka şeydir, fırsatçılık başka şey.

Kazanç elde etmek başka şeydir, insanların mecburiyetlerinden yararlanmak başka şey.

Bugün hepimiz yüksek fiyatlardan şikâyet ediyoruz. Ancak aynı zamanda kendi elimizdeki malı satarken en yüksek fırsatı kollamaktan da geri durmuyoruz.

50 bin lira edecek bir mala 300 bin lira istemeyi normal görebiliyoruz.

Maliyeti çok az artan bir ürüne birkaç kat fiyat ekleyebiliyoruz.

Kiraları piyasanın değil, açgözlülüğün belirlediği noktalar oluşabiliyor.

Sonra dönüp enflasyondan şikâyet ediyoruz.

Belki de artık biraz aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü bir toplum sadece yöneticilerinin kararlarıyla şekillenmez.

Aynı zamanda vatandaşlarının vicdanıyla şekillenir.

Bugün siyasette de benzer bir tablo görüyoruz.

İktidar muhalefeti suçluyor.

Muhalefet iktidarı suçluyor.

Ekranlarda, sosyal medyada ve gazetelerde sürekli bir taraf diğer tarafın hatalarını anlatıyor.

Ancak çözüm konuşuldukça değil, sorumluluk alındıkça ortaya çıkar.

Biz ise çoğu zaman çözüm üretmekten çok karşı tarafı eleştirmeye enerji harcıyoruz.

Gerçek sorunlarımızı çözmek yerine bazen kendi siyasi mahallelerimizin sınırları içerisinde hayali zaferler kazanıyoruz.

Oysa mutfaktaki yangın siyasi görüş sormuyor.

Pazardaki fiyat etiketi parti rozetine bakmıyor.

Geçim sıkıntısı ideoloji tanımıyor.

Bu nedenle artık yeni bir bakış açısına ihtiyaç var.

Ben buna “Vicdan Ekonomisi” diyorum.

Vicdan ekonomisi; kâr etmeyi reddetmek değildir.

Ticareti küçümsemek değildir.

Başarıya karşı olmak hiç değildir.

Vicdan ekonomisi; kazancın yanında insanlığı da koruyabilmektir.

Bir ürünü satarken sadece cebimizi değil karşımızdakinin şartlarını da düşünebilmektir.

Kısa vadeli fırsatların peşinde koşarken uzun vadeli toplumsal zararları görebilmektir.

Helal kazancın sadece yasal değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele olduğunu hatırlamaktır.

Belki de bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni ekonomik programlar değildir.

Yeni bir toplumsal bilinçtir.

Yeni bir sorumluluk anlayışıdır.

Yeni bir ahlak seferberliğidir.

İşte bu yüzden Ege’nin kadim şehri Milas’tan bir işaret fişeği göndermek istiyorum.

Binlerce yıllık geçmişiyle medeniyetlere ev sahipliği yapan bu topraklar, yalnızca tarihiyle değil insanlığıyla da örnek olabilir.

Çünkü değişim bir gecede Ankara’da başlamayabilir.

Ama bir sokakta başlayabilir.

Bir dükkânda başlayabilir.

Bir pazarcının vicdanında başlayabilir.

Bir esnafın insafında başlayabilir.

Bir vatandaşın “Ben fırsatçılık yapmayacağım” demesiyle başlayabilir.

Biz başarırsak bizim sokak başarır.

Bizim sokak başarırsa mahallemiz başarır.

Mahallemiz başarırsa Milas başarır.

Milas başarırsa Muğla başarır.

Muğla başarırsa Ege başarır.

Ege başarırsa Türkiye başarır.

Çünkü büyük dönüşümler önce küçük vicdanlarda filizlenir.

Belki her şeyi tek başımıza değiştiremeyiz.

Ama kendi payımıza düşeni yapabiliriz.

Kendi ahlakımızdan sorumluyuz.

Kendi vicdanımızdan sorumluyuz.

Kendi davranışlarımızdan sorumluyuz.

Unutmayalım…

Bir ülkeyi sadece yanlış ekonomik kararlar yoksullaştırmaz.

Bazen fırsatçılık da yoksullaştırır.

Bazen açgözlülük de yoksullaştırır.

Bazen merhametin azalması da yoksullaştırır.

Ve unutmayalım ki;

Enflasyonun en tehlikeli türü fiyatların yükselmesi değil, vicdanların değer kaybetmesidir.

“Belki de Türkiye’nin ihtiyacı olan ilk reform, ekonomide değil; vicdanlarımızdadır.”

Milas’tan Türkiye’ye Vicdan Ekonomisi Çağrısı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter