Yanan yalnızca orman değil; vicdan. Dumanı tüten her dağ, her tepe; bu ülkenin adaletsizliğe, rantçılığa, ilgisizliğe attığı sessiz çığlıktır. Son olarak İzmir Menderes’te ve Bursa Kestel, Gürsu çevresinde alevler bir kez daha yükseldi. Kimi yerlerde kontrol altına alındı, kimi yerde hâlâ tütüyor. Ama kontrol altına alınamayan başka yangınlar da var: Ekonomide, eğitimde, sağlıkta, adalette ve vicdanda…
Yangınlar Tesadüf Değil, Sonuçtur
Yıllardır kıyılar, ormanlar, meralar sistematik bir şekilde ya imara açılıyor ya da “yanarak” temizleniyor. Bize bunu “iklim krizi” diye yutturmaya çalışıyorlar. Elbette kuraklık bir gerçek; ama bu yangınlar sadece kuraklıktan değil, iktidarın rant politikalarından çıkıyor. 2021’de Manavgat, 2023’te Marmaris, 2024’te Ayvalık… Şimdi 2025’te İzmir ve Bursa. Giderek yeşil azalıyor, beton artıyor.
Adına “İklim Kanunu” dedikleri yasal düzenlemelerle aslında orman alanlarını “enerji yatırımı”, “turizm bölgesi”, “stratejik maden sahası” gibi kılıflarla şirketlerin hizmetine sunuyorlar. Orman yanıyor, ardından yol yapılıyor. Zeytinlik gidiyor, yerine maden geliyor. Buna da “kalkınma” diyorlar!
Ekonomide, Eğitimde, Sağlıkta Yangın
Ekonomi desen duman altı… Enflasyonun gerçek yüzü artık sofralarda: Ekmek küçüldü, maaş eridi, umut kayboldu. Gençler ülkeden kaçmak için vize randevusu kovalıyor. İşsizliğin üzerine ÖTV, MTV, zam sağanağı eklenince millet nefes alamaz hale geldi.
Eğitim sisteminde ise yangın daha sessiz ama daha derin. Sürekli değişen müfredat, ezbere dayalı bir sistem ve atama bekleyen yüz binlerce öğretmen… Liyakatin yerini sadakatin aldığı bir sistemde ne bilgi kalır ne gelecek.
Sağlık desen, şifa değil sabır taşıyor vatandaş. Randevu almak imkânsız, doktorlar birer birer istifa ediyor. Övünülen şehir hastaneleri şehirlerden bile uzak.
Halkın Üzerine Yağmur Gibi Yağan Zulüm
Sosyal yardımlar, seçim yatırımı haline geldi. Gerçek ihtiyaç sahibi değil, siyasi destekçi gözetiliyor. Emekli, asgari ücretli hayatta kalma savaşı veriyor. Aile yapısı çözüldü, gençlik yalnızlığa ve bağımlılığa sürüklendi.
İşte bu atmosferde, halkın gözünün içine baka baka “hizmet ediyoruz” diyorlar. Üstelik bunu derviş kisvesiyle, tevazu süsüyle yapıyorlar. Oysa millet görüyor: Hırkanın altında zırh var; kibir zırhı, zulüm zırhı, rant zırhı…
Çözüm Var mı? Var! Ama Önce Samimiyet Gerek
Ekonomide üretim esas alınmalı. Tarım desteklenmeli, sanayi teşvik edilmeli, yerli üretim ayağa kaldırılmalı. Vergi adaleti sağlanmalı. İtibardan tasarruf olmaz diyenler, itibarı millete iade etmeli.
Eğitimde bilim esas alınmalı. Yandaş kayırma bitmeli, öğretmenler hak ettiği değeri bulmalı. Okullar düşünceyi özgürleştiren mekânlar haline gelmeli.
Sağlık sisteminde erişim artırılmalı. Aile hekimliği güçlendirilmeli, doktorlar desteklenmeli. Hastaneler reklam panosu değil, şifa yuvası olmalı.
Doğa ve çevre anayasal güvenceye alınmalı. Yangın çıkan her bölgeye 50 yıl imar yasağı getirilmeli. İklim yasaları değil, rant yasaları iptal edilmeli.
Sosyal politikalar güçlendirilmeli. Yoksulluğu yöneten değil, yok eden bir sistem inşa edilmeli. İnsan onuruna yakışır bir yaşam, devletin asli görevi olmalı.
İzmir yanıyor, Bursa yanıyor. Ama en çok milletin içi yanıyor. Ve her yangın sonrası halk bir şey daha öğreniyor: Bu yangınlar kader değil, tercihtir. Bu düzen değişmediği sürece, yarın başka bir orman, başka bir şehir alev alacak. Ama unutmasınlar: Bu millet, o yangınların altından küllerinden yeniden doğacak.
Bu vesileyle ben tüm Milas halkını nöbete davet ediyorum ormanlarımızda olsun bir gözümüz bir kulağımız doğanın feryadını duyalım duyalım ki zira bir gün feryat edecek halimiz bile kalmaz.!!!

