Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DÜNYA TARİHİ

DÜNYA TARİHİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(Bölüm 6)

Hindistan anakarası, tarihteki en eski medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Pek çok antik uygarlık gibi, burada yaşayan İndus Vadisi Uygarlığı halkı da bir nehirle özdeşleştirilmiştir. Günümüzde bu ülkeye verilen isim bile (Hindistan, “indus”tan türemiştir), Sanskritçede kabaca büyük su kütlelerini, özellikle de devasa Ganj Nehri’ni ifade eden Sindhu sözcüğünden gelmektedir. Hindu sözcüğü de aynı kök sözcükten gelir. Adına Hindistan denilen ülke, tıpkı Amerika Birleşik Devletleri’nin Mississippi ve Missouri eyaletleri gibi, adını özel bir nehirden alır.

Hindistan’da İndus Vadisi Uygarlığı, MÖ 3300-1300 yılları arasında varlık gösterdi. İndus Vadisi uygarlığının alfabesi çözülemediğinden, sadece arkeolojik kazılar ve teoriler ile bilgi sahibi olunmaktadır. Bu antik şehirlerde arkeologların bulduğu İndus Vadisi yazıları, bölgenin diğer yazılarıyla benzerlikler taşımakla beraber, kısa ibarelerin anlamlarının ortaya çıkarılmasına yarayacak yeterlilikte değildir. Kimi uzmanlar, İndus Vadisi dilinin aslında gerçek bir dil bile olmayabileceğini, bunun yerine bir imza veya marka logosu gibi işlev gösteren bir dizi kişiselleştirilmiş mühür olabileceğini öne sürmüştür. İndus medeniyetinin yıkılışı da hâlâ tartışmalıdır.

İlerleyen yüzyıllarda Hindistan, Aryan göçleri sonrasında Vedik Çağı (MÖ 1500-500) yaşadı. Kuzey Hindistan, önce Perslerin ve ardından Büyük İskender komutasındaki Makedonyalıların işgaline uğradı. Makedonya ordusunun Hindistan’dan çekilmesinden sonra bir güç boşluğu oluştu. Bu güç boşluğundan yararlanan Chandragupta Maurya, MÖ 321’de, ilk Hint imparatorluk gücü olan Maurya İmparatorluğu’nu kurdu. İmparatorluk, MÖ 185’e kadar varlık gösterdi.

Ayrıca Antik Çağ’da, bu bölgelerde Budizm ve Jainizm dinleri doğdu. Budizm, Siddhartha Gotama tarafından insanların acılarını anlamaya çalışırken aydınlanması ile MÖ 6. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıktı. Budizm, daha sonraları ticaret yolları vasıtası ile yayıldı.

Maurya İmparatorluğu’ndan sonra, MÖ 185 yılında kurulan Sunga İmparatorluğu, Hindistan’ın büyük bir kısmını MÖ 73’e kadar yönetti. Daha sonrasında Hindistan, Kuşan işgaline uğradı.

Gupta İmparatorluğu, MS 4. ve 6. yüzyılın sonlarına kadar Hindistan’ın belli bir kısmına hükmetti. Hindistan, Gupta Hanedanlığı döneminde altın çağını yaşadı. Ardından bölge, Ak Hun işgaline uğradı.

Uygarlıklar hiçbir zaman uygarlıklar olarak başlamaz. Sümerler gibi, Mısır da bir grup nehir yerleşiminden türemiştir. Sümer’in Fırat ve Dicle’si varsa, Mısır’ın da Nil’i vardı. Antik Mısır Uygarlığı, Nil Nehri sayesinde gelişti.Sümer gibi, Mısır da şehirlerle başladı. Zamanla bu şehirler iki krallık hâlinde birleşti: Ulusal simgesi şahinle temsil edilen, Horus isimli tanrı olan Aşağı Mısır ile simgesi akbaba başlı tanrıça Nekhbet olan Yukarı Mısır. MÖ 3000 civarında Firavun Narmer ya da Menes tarafından Yukarı ve Aşağı Mısır birleştirildi. Bu birleşmenin ardından Eski Krallık Dönemi başladı. Eski Krallık döneminde piramitler inşa edildi.

MÖ 2900 civarında “hiyeroglif” adı verilen bir yazı sistemi Mısır’da gelişmeye başladı ve dönem dönem değişime uğradı. Daha sonraki dönemlerde Hiyeratik yazı sistemi geliştirildi ve genel anlamda günlük hayatta kullanıldı. Hiyerogliflerin gizemi 19. yüzyıl başlarında, Rosetta Taşı’nın incelenmesi sonucunda çözülebildi.

MÖ 2181 – 2055 yılları arasında Birinci Ara Dönem yaşandı ve Mısır karışıklığa sürüklendi. Sonra Orta Krallık (MÖ 2060 ile 1802 yılları arası) başladı.         Orta Krallık, İkinci Ara Dönem ile bitti. Ara dönemden sonra Yeni Krallık Devri başladı. Yeni Krallık döneminde Akhenaton dinî reform gerçekleştirdi.

Akhenaton’un oğlu Tutankhamun, lanet iddiaları ile ünlü oldu. Yeni Krallık döneminde emperyalist bir politika izleyen Mısır, günümüz Suriye toprakları için Hititler ile bir dizi savaş gerçekleştirdi. Yeni Krallık döneminden sonra Mısır toprakları; Asurlular, Babiller, Aksum Krallığı, Persler (Ahamenişler) ve en sonunda Makedonyalılar tarafından işgal edildi.

Mısır halkı ölüleri sıradan mezarlara gömdükten sonra, kuru çölde gömülen bedenlerin, yaş zemine gömülen bedenlerden daha iyi muhafaza edildiğini fark ettiler. Kuruluk ile korunma arasında bir bağlantı olduğunu isabetli biçimde tespit eden Mısır’ın papaz sınıfı, çok geçmeden cesetleri kuru tutma ve çürümeden koruma sanatını mükemmelleştirerek, hükümdarlarının bedenlerini ruhsal masumiyetlerinin bir simgesi olarak muhafaza etmeye başladı ve mumyacılık da böylece ortaya çıktı.

İlk firavunlar benzeri sebeplerle, bu dünyada kurban edilen ve bir sonraki yaşamlarında onlara hizmet edecek canlı hizmetkârlarla beraber gömüldüler. Anlaşılan bu uygulamanın insanlık dışı olduğu düşünüldü ve sonraki firavunlar, gelecek dünyada hizmetkarlarını temsil edecek küçük uşabti heykelleriyle beraber gömülmeye başlandı.

DÜNYA TARİHİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481