(Bölüm 5)
M.Ö. 10.000 civarında başlayan Neolitik Devrim, insanın yaşam tarzını temelden değiştiren tarımın gelişimine neden oldu. Tahıl mahsulü ve hayvan evcilleştirmesi, Orta Doğu’da (Mezopotamya) en az MÖ 8.500’de buğday, arpa, koyun ve keçi şeklinde gerçekleşti. Çin’deki Yangtze Vadisi, MÖ 8.000 civarında pirinci evcilleştirirken; Sarı Irmak Vadisi ise MÖ 7.000’e kadar darı yetiştirmiş olabilir. Domuzlar, Çin’de evcilleştirilmiş en önemli hayvandı. Sahra’daki insanlar, MÖ 8.000 – 5.000 yılları arasında sorghum ve diğer bazı mahsulleri yetiştirirken, Etiyopya yaylalarında ve Batı Afrika yağmur ormanlarında başka tarım merkezleri ortaya çıktı.
İndus Nehri Vadisi’nde MÖ 7.000’de ekinler ekildi ve MÖ 6.500’de sığırlar evcilleştirildi. Amerika’da ise kabak, Güney Amerika’da en az MÖ 8.500’de yetiştirildi ve ararot, MÖ 7.800 civarında Orta Amerika’da ortaya çıktı. Patates ise ilk olarak Güney Amerika’nın And Dağları’nda yetiştirildi, lama da bu bölgelerde evcilleştirildi.
Neolitik Devrim’in neden gerçekleştiği konusunda bilimsel bir fikir birliği yoktur. Örneğin, bazı teorilerde tarım, insanların yeni gıda kaynakları aramasına neden olan nüfus artışının bir sonucuyken diğerlerinde tarım, gıda arzı geliştikçe nüfus artışının bir sebebiydi. Önerilen diğer faktörler arasında iklim değişikliği, kaynak kıtlığı ve ideoloji sayılabilir. Bu dönemde yerleşimler daha kalıcı bir hâle gelmiş, bazılarında kerpiçten yapılmış dairesel evler, bazılarında ise ailelerin tek ya da birden fazla odada yaşadığı dikdörtgen kerpiç evler görülmüştür. Mezar bulguları bir atalar kültünün varlığına işaret etmektedir ve Vinča kültürü en eski yazı sistemini yaratmış olabilir.
Tarım, çok daha yoğun nüfuslara ve ilk şehirlerin ve eyaletlerin çıkışına izin verdi. Şehirler birer ticaret, imalat ve siyasi güç merkezleriydi. Şehirler, çevrelerindeki kırsal bölgelerle bir ortak yaşam kurdular, tarım ürünlerini emdiler ve bunun karşılığında mamul mallar ve değişen derecelerde askerî kontrol ve koruma sağladılar. Antik bir yerleşim bir “şehir” olarak anıldığında, orada insanların yaşamış olduğu söylemekle kalınmaz; aynı zamanda söz konusu o yerin kendi özgün kültürünü geliştirecek kadar uzun süre ve yeterince istikrarla varlığını sürdürdüğü ima edilir.Tarihçiler, bu ve diğer tanımları kullanarak, şehirlerin 15.000 yıldır var olduğunu düşünmektedirler. İnsanlığın şehir kurma tarihinin büyük bölümünde, dünyanın tüm müreffeh şehirleri tek bir yerde bulunabilirdi:[168] Afrika, Asya ve Avrupa’yı birleştiren, “Orta Doğu” olarak adlandırılan “Bereketli Hilal”. İlk şehirler de bu bölgelerde ortaya çıktı: MÖ 6.000 civarında Eriha’da (günümüzde Filistin Devleti) ve Çatalhöyük’te, Güney Doğu Anadolu’da görülmektedir.
Bu medeniyet hareketleri, metal işleme olarak yeni bir aşamaya gelmiştir. Metal işleme ilk olarak MÖ 6.400 civarında bakır aletlerin ve süs eşyalarının yapımında kullanıldı. Altın ve gümüş, kısa bir süre sonra özellikle süs eşyalarında kullanıldı. Erken insan yerleşiminin birçok bölgesi gerekli cevherlerden yoksun olduğundan, metal cevherlerine duyulan ihtiyaç ticareti teşvik etti. Bir bakır ve kalay alaşımı olan bronzun ilk işaretleri MÖ 2.500 civarına kadar uzanmaktadır; ancak bu alaşım, çok daha sonraya kadar yaygın olarak kullanılmadı.
Neolitik uygarlıklar genellikle antropomorfik tanrılara tapıyorlardı. Güneş, Ay, Dünya, gökyüzü ve deniz gibi varlıklar genellikle tanrılaştırıldı. Karmaşık bir rahip ve rahibe hiyerarşisi ve diğer görevlilerle tamamlanan tapınak kuruluşlarına dönüşen türbeler gelişti.
Türkiye’nin Şanlıurfa ilindeki MÖ 9.600–8.000 tarihli Göbeklitepe’nin geniş kompleksi, Neolitik bir dinî veya sivil sitenin muhteşem bir örneğidir. Yerleşik bir nüfustan ziyade avcı–toplayıcılar tarafından inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir.
İlk Çağ (veya Antik Çağ), tarihî çağların ilki ve en uzunudur. İlk uygarlıklar bu çağda yükseldi. Antik tarihin en eski uygarlıkları Mezopotamya, Hindistan, Mısır ve Çin’dir. İlk Çağ, yazının icadı (y. MÖ 3000) ile başlamaktadır. Frig göçleri, Aryan göçleri, deniz kavimleri göçleri gibi dünyanın etniğini etkileyen göçler İlk Çağ’da gerçekleşti. İlk semavî din olan Yahudilik bu çağda doğdu. Bunun yanında Budizm, Konfüçyüsçülük, Taoizm gibi Uzak Doğu dinleri de doğdu. Pozitif bilimler ve felsefenin kökleri de Antik Çağ’a dayanmaktadır. Her ne kadar bitiş tarihi olan erken Orta Çağ büyük oranda göreceli olsa da, çoğu Batılı akademisyen, 375 civarında başlayan Kavimler Göçü’nü veya Batı Roma İmparatorluğu’nun 476’daki çöküşünü Antik Çağ’ın ve Antik Avrupa tarihinin sonu olarak tanımlar. Yine de Antik Tarih, MÖ 3000 – MS 500 zaman aralığında insanların yaşadığı tüm kıtaları kapsar.
Yazının icadı, şehirlerin yönetimini, fikirlerin ifade edilmesini ve bilginin korunmasını kolaylaştırdı. Akademisyenler, yazının en az dört eski uygarlıkta bağımsız olarak gelişmiş olabileceğini kabul ederler: Mezopotamya’da (MÖ 3400 ile 3100 arasında), Mısır’da (MÖ 3250 civarında), Çin’de (MÖ 2000 civarı) ve Mezoamerika’da (MÖ 650’ye kadar). Hayatta kalan en eski yazılı dinî metinler arasında, en eskileri MÖ 2400-2300 arasına tarihlenen Mısır Piramit Metinleri bulunmaktadır.
Mezopotamya’da bulunan Sümerler, MÖ 4. binyılda ilk şehir devletlerini geliştiren, bilinen ilk karmaşık medeniyettir. Bilinen en eski yazı biçimi olan çivi yazısı, MÖ 3000 civarında bu şehirlerde ortaya çıktı. Fakat, yazı birdenbire ortaya çıkmadı. İnsanlar önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. Ancak bu resimler, bir olayı anlatsalar da yazı niteliği taşımamaktaydılar. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik yazı şekli ortaya çıktı.Tarih boyunca birçok araç ve yazı malzemesi kullanıldı. Bunlar arasında taş tabletler, kil tabletler, bambu çıtalar, papirüs, parşömen, kâğıt, balmumu tabletleri, bakır levha, kalemler, mürekkep fırçaları ve daha birçok litografi stili vardır. İnka medeniyeti, kayıtları tutmak için quipu olarak bilinen düğümlü kordonlar kullandılar.
Mezopotamya coğrafyası, Dicle ve Fırat nehirleri arasında gelişmiş ve birçok bilimsel keşfe imkân sağlamış bir medeniyet coğrafyasıdır. “Mezopotamya” sözcüğü, Eski Yunanca mésosμέσος (“orta, ara”) ve yine Eski Yunanca potamós ποταμός (“nehir”) kelimelerinden gelir.
Bilinen en eski Mezopotamya medeniyeti Sümer medeniyetidir. Sümer medeniyeti Sami olmayan bir halk olup, bölgeye MÖ 4500-4000 yılları arasında yerleştiler. Sümerler yazıyı geliştirdi ve tekerleği keşfetti; Ay yılı esaslı takvimi buldular ve astronomi alanında da önemli keşifler yaptılar. Sümer medeniyetinin inançları çok tanrılıydı. Kültürleri, daha sonraları pek çok Mezopotamya medeniyetini etkilemekle kalmadı; Mezopotamya’nın dışına da etki etti. Sümerler, şehir devletleri hâlinde varlık gösteriyordu. Sümerler, besinlerinin nereden geldiğini biliyordu ve kıtlığa yenik düşmeleri için yalnızca tek bir kötü hasat yeterliydi. Bu durum, uzun dönem boyunca hayatta kalabilmek adına, Sümer şehirleri arasındaki anlaşmaları elzem kılıyordu. Sümerlerin bir dizi kralı (lugal) olmasına karşın, bunlar genellikle bölgesel diplomatik güçler verilen kimi şehir devletlerinin valileriydi. Hiçbir şehir devleti bu otoriteyi tamamen tekeli altına almamıştı. Önce bir, sonra bir başka şehirden krala sahip olmak ender bir durum değildi.
Daha sonraları Sami kökenli Akadlar, Mezopotamya coğrafyasına gelip Büyük Sargon döneminde tarihin ilk imparatorluğu olan Akad İmparatorluğu’nu kurdular. Daha sonraları, ilk başta Akad, daha da sonraları Sümer medeniyeti çöktü.
Ardından Mezopotamya’da 2000 yıl boyunca Babil medeniyeti hüküm sürdü. Babiller, Antik Dünya’nın yedi harikasından olan Asma Bahçeleri inşa etti; ama bu bahçenin yeri ve hatta tarihî gerçekliği tartışmalıdır. Kral Hammurabi döneminde insanlık tarihinin en sert yasalarından birisi olan Hammurabi Yasaları geliştirildi. Asurlular tarafından işgal edilen Babil kenti, ardından tekrar Neo-Babil adıyla kuruldu. Mezopotamya daha sonraları, sırasıyla Medler, Ahamenişler, Makedonyalılar, Selevkoslar ve en sonunda Roma İmparatorluğu kontrolünde kaldı.

