Milas, Anadolu’nun güneybatısında Muğla ilinin en büyük ikinci ilçesidir. 27 derece 30 dakika – 28 derece 30 dakika doğu boylamları ile 37 derece – 37 derece 30 dakika kuzey enlemleri arasındadır. Yüzölçümü 235.224 hektardır.
Kuzeyinde; Bafa Gölü ve Beşparmak Dağları ile Çomakdağı da kapsayan Batı Menteşe Dağları yer alır. Doğusunda; Kurukümes Dağı, Akdağ ve Marçalı Dağları yükselir. Güneyinde; Gökova (Kerme) Körfezi ile körfezin karşı kıyısında Datça (Reşadiye) Yarımadası vardır. Batısında ise Güllük (Mandalya) Körfezi ile Bodrum Yarımadası bulunur. Milas’ın komşuları; kuzeyde Aydın’ın Söke, Koçarlı ve Çine ilçeleri, doğusunda Muğla’nın Yatağan ve Muğla merkez ilçeleri, batısında ise Bodrum ilçesidir.
Milas, en az 5 bin yıllık geçmişi ile bir tarih ve kültür kentidir. İlkçağlarda Anadolu’nun güneybatısında hüküm süren Karia Uygarlığının en önemli kentiydi. Antik çağlardaki adıyla Mylasa, bu dağlık ülkenin batısında, Sodra Dağı’nın eteğinde kurulmuştur. Tarihte iki kez, Karia ve Menteşe Beyliği dönemlerinde, başkentlik yapmıştır. Milas’ta Karia, Roma, Bizans, Selçuklu, Menteşe ve Osmanlı uygarlıkları hüküm sürmüştür. Bugün Milas ve çevresinde bu uygarlıklardan kalma çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır.
Adını rüzgarlar tanrısı Ailos’un soyundan gelen Mylasos’dan alan Mylasa’nın, arkeolojik araştırmalara göre kuruluşu İ.Ö 1.bine kadar uzanmaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan ünlü coğrafyacı Strabon’a göre Karia Sözcüğünün kökeni “sorguçlu tolga” dan gelmektedir. Kent, Karia Döneminde önemli bir şehir ve satraplık merkezi olmuştur. İ.Ö. 280 yıllarından sonra ise Pergamon Krallığı, Karya’ya hakim olmuştur.
Milas’ın tarihinde 27 antik kent kurulmuş ve bu kentlerden günümüze İasos, Labranda, Euromos ve Herakleia antik kentleri gelmiştir. Ayrıca günümüze kadar tüm elemanlarıyla ayakta kalabilen tek mezar anıt olan Gümüşkesen Mezar Anıtı, Bodrum’da bulunan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan Moseleum’dan esinlenerek yapılmış olup onun bir minyatürüdür. Roma dönemine ait su kemerleri, Menteşe Beyliği kenti olan Beçin’de o döneme ait eserleriyle ayakta durmaktadır.
İlkçağlarda Milas mermerleriyle ünlü bir kenttir. Şehrin yakınında olan Sodra’da mermer ocaklarının bulunması, inşaat için gereken malzemenin kolayca elde edilmesi, Mylasa’nın çok sayıda mabetle donatılmasını sağlamıştır. Daha sonra Mylasa Roma egemenliği altına girmiş ve Bizans çağında Milas sınırları en geniş halini almıştır. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise Türklerin hakimiyetine girmiştir. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur.
Geçmişte, Milas’ta Türklerden sonraki ikinci etnik grup Rumlar kabul edilir. 19.yüzyılda Milas’ta Rumlardan sonraki ikinci azınlık Musevilerdir. Milas’ın 19.yüzyıla ait bilgisini veren W.Turner’a göre 18181 yılınmda Milas’ın nüfusu 2.000 hane idi. Bu hanelerin 130’u Rum,30’u Ermeni ve 10 tanesi Yahudilere aitti. Yahudiler, Milas’ta “Yahudi Mahallesi” olarak da bilinen Hocabedrettin Mahallesi’nde ikamet etmişlerdir. Yahudi aileler zamanla Milas’tan göç etmişler göçleri 1965-1975 yılı arasında yoğunlaşmıştır. Bugün Milas’ta Yahudilere ait bir mezarlık bulunmaktadır. Milas geçmişte farklı kültür ve inanıştan insanların barış içinde yaşadığı bir kent olmuştur.
Helenistik devirde (M.S. 3-1 yüzyıllar) sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda; M.S. 1-2 yüzyıllarda Kuzey Stoa yeniden inşa edilmiş ve 2 hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiştir. M.S. 4. yüzyılda, yöre halkının Hıristiyanlığı kabul etmesi ile Doğu Propylon yakınında bir Bizans Kilisesi yapılmıştır. Yine M.S. 4. yüzyılda meydana gelen büyük bir yangın felaketi nedeniyle kutsal alan kültür yeri olmaktan çıkmıştır.
Günümüzde ise Milas’a kadar uzanan 8 metre genişliğindeki kutsal yolun kalıntıları, birkaç yerde korunabilmiştir.
Milas İlçesi, Selimiye Mahallesi sınırları içinde yer alan ve doğusundaki Kızılbayır dağının eteklerine yayılan Euromos Antik Kenti, Milas’a yaklaşık 12 km. mesafededir. Romalı yazar yaşlı Plinius tarafından “Eurome” olarak adlandırılan kent, daha erken dönemde Kyromos, Hyromos ve Hellenistik Dönemde de kullanılmış olan Europos isimleriyle de anılmıştır.
Tarihi Milas evlerinin büyük bir kısmı 19. Yüzyıla aittir. İki katlı, avlulu evlere giriş avludandır. Evlerin ahşap destekli çıkmaları sokağa taşar. Evlerin çoğu önlük adı verilen açık sofa ile avluya bakmaktadır. Zemin katlar genellikle depo ve kiler olarak kullanılır. Mutfak, tuvalet, ahır avlunun bir köşesindedir. Avludan üst kata ahşap ya da mermer merdivenle çıkılır. Plan bakımından Milas’ın tarihi evleri önlüklü ve sofalı olmak üzere ikiye ayrılır.
Bu evlerin belirgin özelliği ağırlıklı olarak taş işçiliğiyle yapılmış olmalarıdır. Oda bölümlerini oluşturan iç duvarlar ise tuğladan veya bağdadi yapılmıştır. Milas bacaları Muğla bacalarının devamı niteliğindedir. Milas bacasının dört tarafının açık olarak yapılması baca tıkanmalarını ve soba tütmesini engellemektedir. Üzeri kapalı, geniş ağızlı bacalar, yörenin geleneksel çatı örtüsü malzemesi olan 28 adet yağlı kiremitle çok çabuk yapılabilmekte olup bacaların onarımı da kolaydır.
Bunların yanı sıra, gayri müslim Milaslıların ibadetleri için de ibadethaneler inşaa edilmiştir. Hoca Bedrettin mahallesinde olan Milas Halk evi binası, Musevi vatandaşların ibadethanesi olarak yıllarca hizmet vermiştir. Bunun dışında manastır olarak hizmet verilen yapılar da Milas’ta bulunmaktadır.
Bölgede yer alan manastırlardan en büyüğü “yediler manastırı” dır. Manastır alanı doğuda büyük, batıda tamamen kayalar ile çevrilmiş birer küçük avludan oluşmaktadır. Küçük avlunun kuzeyinde, çevresi duvarlar ile çevrelenmiş bir yukarı kale, güneyinde tek bir kaya üzerinde mazgallarla savunması güçlendirilmiş küçük bir sığınma kalesi vardır.
Ana kapı güneyde olup, içinden bir kısmı kemerlerle örülmüş bir derenin geçtiği birinci avluya açılır. Doğuda bir trepeza, bir apsisi, yanlarda kanat oluşturan mekanlarıyla küçük bir hamamı olan dikdörtgen biçimli bir salon bulunur. Bunu güneyde mutfak ve kiler yapıları izlemektedir. Bunlar konumları itibarıyla avluyu kuzeye doğru kapamaktadırlar.
Güneybatıda muhtemelen bir dinsel merkez bulunmaktaydı. Orada iki şapel ve şapel olarak kullanılan, iç tarafında bir duvarla oluşturulmuş apsise sahip bir mağara bulunmaktadır. Şapelin yer altına yapılmış ön odasına giriş, kilisenin batı duvarının önündeki dar merdiven vasıtasıyla sağlanmaktadır.
İkinci avluyu çoğunlukla, bazıları çok katlı olan hücre yapıları çevrelemektedir. Yukarı kalenin batı ve kuzey yanlarında da dünümüze iyi korunmuş durumda ulaşmış tonozlu hücre odalar bulunmaktadır. Bu odalar içten içe 4×2.5 m boyutlarındadır ve doğu duvarının iç yüzüne bir ibadet nişi yapılmıştır. Buradaki bir şapel oldukça zengin süslemeli, fakat günümüze sadece kalıntılarını görebildiğimiz 13. Yüzyıla has tuğla bezemesine sahiptir.
Manastırın yapı tarzı düşman saldırısı durumunda ne gibi savunma önlemleri alınacağına ve bu tehlikenin nasıl savuşturulabileceğine ilişkin plan hakkında fikir edinmemize yardımcı olmaktadır: Birinci avlunun duvarları, sadece istenmeyen yabancıları ve hayvanları buradan uzak tutmaya yarar. İkinci avlunun da düşman tarafından ele geçirilme tehlikesi baş gösterdiğinde kesişlerin yukarı kaleye sığınmaları mümkündü. Yukarı kale, savunma duvarı ve kuleleriyle tahkim edilmiş gerçek bir savunma yapısı niteliği taşır. Manastırın yapı tarzı, bu yörede sürekli olarak düşman saldırılarının beklendiği dönemde yapıldığını göstermektedir.
Hristiyanlık için önemli olayların anlatıldığı Lazarus’un dirilişi, Hz İsa’nın çarmıha gerilişi, mezar konusu ve anastasis (diriliş) sahnesi, ‘Hz. İsa’nın yaşamına, yaptıklarına ve ölümüne ilişkin sahnelerin yer aldığı freskler bulunmaktadır.
Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 28.04.2015 tarih ve 3276 sayılı kararında da belirtildiği üzere söz konusu alanda rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanabilmesi için Müzesince temizlik çalışması yapılmasında sakınca bulunmadığı ibaresi yer almaktadır. İlgili kurul kararı gereği Müdürlüğümüzce 01.12.2015 tarihinde temizlik ve basit onarım çalışmaları yapılmıştır fakat restorasyon projesi iletilmemiştir.
Çeşitli din ve inanışların yaşandığı Milas, geçmiş de ki yaşamın anılması, yad edilmesi için, Milas’a günümüzde de gayrimüslim topluluklar tarafından ziyaret edilmektedir.


Y kuşağı bir anne olarak yazını okuduğumda çok hoşuma gitti bu zincirleri çocuğumla kırdığımı fark ettim, ben hep müzik okumak istiyordum ancak babam destekçi olmadı aksine küçük, ucuz gördü. Bende edebiyat öğretmeni oldum ama içim hep kıpır kıpır şarkı söyleyip piyano çalma isteği ile doluydu bende bu isteğimi oğlumla gerçekleştirdim ne olursa olsun oğlumun hayallerini destekleyen bir anne olacağım.
Oğlum gitar çalmayı piyanodan daha çok seviyor ve özgürce sanatla iç içe olması duygularını yansıtabiliyor olması beni çok mutlu ediyor . Yazını okuduğumda aklıma bunlar geldi ve paylaşmak istedim genç bir yazar daha kazandığımızı görünce çok sevindim başarılarının devamını dilerim.