Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulum aşaması birde Türkiye dışındaki Tarihçilerden dinleyelim.
ABD’li Tarihçi Justin MeCarthy yazdıklarına bakalım 1821 – 1922 yılları arasında etnik kıyıma uğrayan Osmanlı Müslümanlarının sadece çok geniş Toprakları kayıp etmediklerini Emperyalistler tarafından adeta yok edildiklerini belirtir. Çoğunluğu Türk olan Milyonlarca Müslüman ölmüş ya da öldürülmüş, milyonlarcası da şimdi Türkiye dediğimiz yer olan Anadolu yarımadasına kaçmışlar. 1821 – 1922 yılları arasında beş milyondan fazla Müslüman Topraklarından sürülmüştü Beş buçuk milyon Müslümanda ölmüştü. Bir kısmı savaşlar sırasında katledilmiş geriye kalanın da mülteci olup açlık ve hastalıktan kırılmıştı. Balkanlar, Anadolu ve Kafkasya tarihinin çoğu o Topraklardaki Müslüman mültecilerin akıbeti sorgulamadan Müslüman ölülerin sayıları incelemeden yeterince anlaşılmaz. Bu inceleme özellikle milliyetçilik ve Emperyalizmin tarihçesi için gereklidir. Diye yazmıştır.
Günümüzün Balkan ve Güney Kafkasya coğrafyası savaşlar ve isyanlar sonucunda oluşan Ulus Devletlerle doludur. Bu Ülkelerin aynı ırk ve Dini paylaşan Nüfusa kavuşması bir zamanlar o Topraklarda yaşayan Müslümanların dışarıya atılmasıyla elde edilmiş ardında Yeni ulus Devletler kurulmuştur.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaptığı savaşlar anımsandığında batılı egemenlerin bir yandan İmparatorluğu zayıflatıp çökertirken bir yandan da milli bilinç anlamında uyanışa zemin hazırladığı görülür. Trablusgarp Harbi 1911 Balkan savaşları (1912 – 1913) Birinci Dünya savaşı (1914–1918) bu savaşlara kurtuluş savaşı da (1919 – 1923) hesaba katığımızda Türkler aralıksız bir biçimde on yıldan fazla bir surede savaştığı ve bu savaşlar sonucunda Emperyalistler tarafında adeta Tarih sahnesinde sildikleri, Osmanlı Devleti yerine, genç Türkler yeniden bir Devlet kurmuşlardır. Bu Devletin adı Türkiye Cumhuriyetidir.
Devletler sıradan kurumlar değildir. Her Devletin kendine özgü kuruluş biçimleri ve kurulma süreçleri kurucu felsefeleri, stratejileri, hedefleri vardır. Söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti olduğunda kurucu özellikleri sayısı artar. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Ulusal bölgesel ve küresel ölçekte Dünya Tarihinin çok önemli kırılma noktasında Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde kurtuluş savaşı vermiş devrim yaparak kurulmuş bir Devlettir. Birinci Dünya savaşı sonrasında Emperyalist güçler tarafından tasfiye edilen Osmanlı imparatorluğunun parçalanması sonucu 20’den fazla Devlet 60 dolayında etnik millet ortaya çıkmış Türklerin ulusal kurtuluş savaşı ise çok daha çetin çok daha zorlu ve çok da kanlı olmuştur.
İmparatorluğun tasfiyesi için Emperyalizm yüz yıldan fazla mücadele etmiş Dönemin büyük güçleri aralarında birçok çıkar çatışması olmuştur amma en önemlileri ise. Karadeniz İstanbul ve Türk boğazları kimin elinde kalacağı. Osmanlıya ait Ortadoğu petrol zengini bölgelerin nasıl paylaşılacağı soruları ve sorunların savaşların müzakerelerin ittifakların açık ve gizli antlaşmaların temeli olmuştur Emperyalistler kendi aralarında hesaplaşırken en büyük zararı ise Türkler ve Müslümanlar görmüştür en büyük acıyı onlar çekmiştir.
Ayrıca Avusturya Devlet nişanı sahibi Prof. Dr. Erich FEİGL Türklüğünü unutup Arap milliyetçiliğini Türk milletine dayatan ve Emperyalist İngiltere ABD ve İsrail elemanlığını kabul edenlerin bilmedikleri gerçekleri Nisan 2005 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi konferans salonunda verdiği konferansta şöyle açıklama yapmaktadır.
Bu topraklar sadece size Türkler aittir. Türkler Anadolu ya Malazgirt zaferiyle yerleşmediler Çatalhöyük te çıkan arkeolojik bulgular sizleri (Türkler) 10,000 yıldan daha uzun suredir Anadolu Toprakları üzerinde bulunduğunuzun kanıtıdır. Halbuki 1071 yılında Müslüman Türklerin Anadolu ya ilk gelişlerinin tarihidir. Oysa Türkler M.Ö 13 bin yılında Anadolu ya gelip Anadolu’nun köklü ve kadim kültürünü oluşturdukları Türkler Anadolu ya göçebe olarak değil göçmen olarak geldiler.
Şölgen mağarasında Rus – Fransız araştırmacılar tarafından bulunan yazıtlarda ( M.Ö ) 13 bin yılında Türklerin tanrının birliğine inandıkları ve yazıyı buldukları yazmaktalar.
Kırgızistan saymalıtaş vadisinde bulunan eserlerde Türklerin tekerleği icat etikleri tekerlekli sabanla tarla sürdükleri Geyik – At – Köpek gibi hayvanları ehlileştirdikleri kanıtlanmıştır.
Anadolu yarım adası Dünya üzerinde üç kıtanın birleşim noktasındaki stratejik konumu nedeniyle tarih öncesi çağlardan bu yana birçok medeniyetin beşiği olan Anadolu aynı zamanda binlerce yıllık kültürel zenginliği ve geçmişiyle sayısız uygarlığa da ev sahipliği yapmıştır. Güneşin doğduğu yer olarak da bilinir. Bizanslıların güneşin doğduğu yer anlamında kullandıkları gerçek (Anatolia) kelimesinden türemiştir.
Anadolu’nun dünya haritası üzerinde bulunduğu yer coğrafyacılar tarafından Asya kıtasının en batısında Karadeniz – Akdeniz ve Ege denizi arasında kalan yarımada olarak tanımlarlar.
Asya kıtasının tüm özelliklerini, içerdiğinde Anadolu adı henüz yaygınlaşmadan önce bu bölgeye küçük Asya adı verilmiştir.
Anadolu Dünyanın en eski kara kıtaları olan Asya – Afrika ve Avrupa kıtaları arasında bağlantı sağlayan en önemli geçit olma özelliğine sahip olmasındandır. Aynı zamanda bu özeliği Anadolu’nun İnsan topluluklarının adı geçen üç kıtadan diğerine geçmek için göç yolu olarak kullandıkları köprü olma görevi görmesine vesile olmuştur.
Özetle ilk uygarlığın doğduğu Anadolu toprakları zengin su havzalarıyla enerji nakil hatlarıyla üç tarafı denizlerle çevrili üç kıtanın ortasında konumlanmış ve aynı anda dört mevsimin bir arada yaşandığı coğrafi bir bölge olarak halen ilgi odağı olma konumunu sürdürmektedir.
Türkler Anadolu ya bilinenin aksine ilk kez (M.Ö) 13 bin yıl önce gelmişleri hakkında elde bu kadar kanıt ve belge varken bu konunun günümüzde hala tartışıyor olması çok şaşırtıcıdır.
Mustafa Kemal ATATÜRK 1930 yılında Türk Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptırdığı kazılar sonucunda bulunan TÜRK Tarihi ile ilgili bilgiler karşısında kendi el yazısıyla şunları yazmıştır.
Bu memleket Dünyanın beklediği ve asla unutmadığı bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık bir Türk beşiğidir. Beşiği rüzgâr salladı beşikteki O çocuk tabiatın yıldırımlarından şimşeklerinden, kasırgalarından, evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı onları tabiatın Babası olarak tanıdı, onların oğlu oldu şimşek oldu, yıldırım güneş oldu Türk oldu işte Türk budur yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir, hatta yaşam kaynağıdır.
Bu topraklarda ihanet ve zülüm çok uzun sürebilir asla ebedi olamaz.

