Burhan Ekinci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİR DİLİN YOK OLUŞU ÜZERİNE

BİR DİLİN YOK OLUŞU ÜZERİNE

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir dilin ölümü, sessiz bir çığlıktır.

Ne bir mezar taşı vardır, ne bir ağıt; yalnızca kelimeler birer birer susar, cümleler dağılır, anlamlar yavaşça ebedi ve dönülmez bir yolculuğa çıkar… Bir milletin yüzyıllar boyunca biriktirdiği hatıralar, düşünceler, duygular, atasözleri ve dualar; kâğıtlardan ve zihinlerden birer toz tanesi gibi savrulup gider zamanla…Dolayısıyla dile bağlı olarak gelişen kültür, sanat, deyişler, halk anlatıları, hikayeler ve daha  sayamadığımız nice hatıra ve geleneklerin dillerin yok olmasıyla  ya da yok sayılması ile birlikte tarihin şahitlik ettiği bir maziye gömülür… İletişim kopar ve ahenk ebediyen bozulur.

Dil, yalnızca bir iletişim aracı değildir. O, bir milletin hafızasıdır. İnsan, nasıl ki geçmişini unutup kimliğini kaybederek yok oluyorsa, toplumlar da dillerini yitirince kendilerini unutur. Çünkü dil, düşüncenin evidir; o ev yıkıldığında, insan artık dünyayı aynı biçimde görmemeye başlar. Bu sebeple başkalaşım ve diğer dillere, diğer kültürlere özenme ile ortaya çıkan yozlaşmış bir kültür ortaya çıkmaya başlar. Ve insanın kültürüyle beraber düşüncesi de değişmeye yozlaşmaya başlar. Zamanla aheste aheste yok olmaya yüz tutar. Bu yok oluş, ardından bir daha aynı dili doğuramadığı gibi bir insanlık hatırasını da beraberinde götürür.

Bir dil yok olurken aslında bir dünya görüşü yok olur.

Bir çocuğun ninesinden duyduğu ninni, bir dağ köyünde söylenen türkü, bir kavmin kendine özgü doğa ve insan algısı… Hepsi birer gölgeye dönüşür. Dil, onları taşıyan tek gemidir; gemi batarsa, içindekilerle birlikte bir medeniyet de batar.

Kimi zaman diller savaşla, baskıyla, yasakla ölür; kimi zaman da ilgisizlikle, sessizce. İnsanlar kendi dillerini “geri kalmışlık” sanıp başka bir dilin ışıltısına kapıldıkça, ana dilleri arka sokaklara çekilir. Oysa hiçbir dil “küçük” değildir; her biri insanlığın büyük hikâyesinin bir parçasıdır.

Bir dilin yaşaması için yasaya değil, sevgiye ihtiyaç vardır.

Bir kelimeyi çocuğuna öğretmek, bir türküyü unutturmamak, bir masalı kendi dilinde anlatmak… Bunlar, dilin kalbini yeniden attırır. Çünkü dil, konuşulduğu kadar yaşar; sustuğu kadar ölür.

Unutma:

Bir dilin yok oluşu, bir halkın kalbinde yankılanan son sestir.

Ve o sesi korumak, hepimizin insanlık görevidir.

BİR DİLİN YOK OLUŞU ÜZERİNE
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

0 Yorum

  1. Çok güzel olmuş


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481