Dünyadaki kültürel miras büyük bir yap-boz gibidir. Her eser, her cisim bu resmin yeri doldurulamaz bir parçasıdır. Her biri bize, kökenlerimiz, gelişmemiz ve bugünkü yaşamlarımız hakkında bilgi verir, diğer kültürleri anlamamıza ve takdir etmemize yardım eder.
Her keşif, her yeni tercüme bu yap-boza bir parça daha eklemekte ve resmi daha anlaşılır hale getirmektedir. Gelecek nesillerin de aynı olanaklara sahip olabilmesi için her bir parçanın korunmasını sağlamak zorundayız.
Bugün birçok insan kültürel mirasın deprem ve sel gibi ani doğal felaketlerden, kirlenme gibi yavaş ilerleyen süreçlerden ve insanlığın diğer faaliyetlerinden kaynaklanan risklere maruz kaldığının bilincinde değildir.
Eski çömleklerden ya da mozaiklerden hatıra amacıyla küçük parçalar alınması gibi en masum görülen hareketler bile, binlerce kişi tarafından tekrarlandığında yıkıcı bir özellik göstermektedir. Tekstil, taş ya da metal bir nesneye dokunulması onun üzerinde yağ izi ya da terden kaynaklanan asit bırakmaktadır.
Bir tarihi yapıya tırmanılması onun aşınmasına ve dağılmasına neden olmaktadır. Yazı yazılması ya da isim kazınması giderilmesi imkansız zararlara neden olmaktadır. Dar ve kalabalık ortamlarda büyük poşetlerle ya da sırt çantaları ile dolaşılması bir parçayı devirebilir ya da duvardaki bir resmi çizerek tahrip olmasına neden olabilir.
Farkında olmadan kültürel mirasın yok edilmesine katkıda bulunduğumuz sayısız yol vardır.
2020 yılında Dünya Miraslarını ziyaret edenlerin sayısı Dünya çapında 1.6 milyara ulaşacaktır. Kültürel mirasları korumak ve çeşitlilik ve zenginliğinden yararlanmak için….
“…Gel Anadolu’m, gel ey sevgili, ister yar ol gel, istersen yarı. Ne gönlümün derdini sor bana ne asık yüzümü sor. Ey gönlümün yarısı Anadolu’m, aklıma koydum seni, aklımı alma, kalbime koydum seni. Anadolu’m; sana aşkım sandığın kadar değil, YANDIĞIN KADARDIR…”


Ahmet hocam kaleminize sağlık.