1/3
Günümüz için “yaş otuz beş” artık delikanlılık çağı sayılır; Cahit Sıtkı’nın aziz hatırasından izin alarak fiziki anlamda yolun yarısını “altmış beş” olarak tashih etmek istiyorum. İyimserliğin ve yaşamayı sevmenin kime ne zararı var?
Nitekim evvel zamanda Dedem Korkut, şanlı Oğuz beylerine “ömrün uzun olsun” diye dua ederken “üç otuz on yaşın dolsun” derdi. Şeyh Edebali de “insanı yaşat ki devlet yaşasın” demiyor muydu?
Eğer Dedem Korkut şimdiki zamanda yaşasaydı, ortalama ömrün uzadığını ve orta yaşın 85’e kadar sürdüğünü veya başka bir ifadeyle yaşlılığın 90’lı yaşlarda geldiğini görseydi, duasını belki de “dört otuz on yaşın dolsun” diye güncellerdi.
Hoş, böylesi hüküm cümlelerine elbette geleceğe ve ömre dair temenni, dilek, arzu olarak bakmak gerekir. Eğer aksi olsaydı “yaş otuz beş yolun yarısı eder” diyen şairin 70. yaşını görmemiz gerekirdi. Ne yazık ki ellisine bile varamadan göçüp gitmişti.
Benim de çok yakınımdan son günlerde “yukardakinin 70’e kadar beni çağırmamasını diliyorum” diyen bilim insanı ve şair Ali Abbas Çınar 63’te; yapacak dünya kadar işi olan Yakup Ömeroğlu 58’de; tam olgunluğunun meyvelerini toplayacağımız zaman Muhtar Kutlu 73’te göçünü topladı. Yolun yarısı altmış beş olsun diye ümit ederiz ama ölüm, on beşinde, yirmisinde nice körpe fidanların da toprağa düştüğü gibi “sıralı deriz/sırasız gelir” çoğu zaman.
İnsanoğlu bazen ölüm ve sonrasına dair belirsizliği, bilinmezliği, muammayı sayısız eskatolojik mitle aydınlatmaya çalışırken; Kur’an’ın “her nefis ölümü tadacaktır” ayetindeki hükme veya Karacaoğlan’ın “üryan geldim yine üryan giderim/ölmemeye elde fermanım mı var” mısralarındaki çaresizliğine rağmen dünyada daha uzun süre kalmak için türlü gerekçeler üretmiştir.
Mesela Fazıl Hüsnü Dağlarca “söyle sevda içinde türkümüzü/aç bembeyaz bir yelken/neden herkes güzel olmaz/yaşamak bu kadar güzelken/insan dallarla bulutlarla bir/aynı maviliklerden geçmiştir/insan nasıl ölebilir/yaşamak bu kadar güzelken” mısralarında ölümü hayattan ebediyen mahrum kalmak olarak tanımlar.
Yahya Kemal ise “Eylül Sonu” adlı şiirinde “ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor/lâkin vatandan ayrılışın ıstırabı zor” mısralarıyla, gelmesini istemediği ölümü vatandan ayrılmak olarak ifade ediyor; belki de yaşama arzusunu böyle estetize ediyor, ulvi bir gerekçeye bağlıyor.
(Devamı var)

