Kelime anlamıyla bir şeyin (örneğin ayakların veya bir aracın tekerleğinin) yumuşak ve ıslak toprağa gömülmesi veya saplanmasıdır.
Mecazi anlamda ise kişinin sıkıntılı, içinden çıkılması zor veya kötü bir duruma düşmesini ifade eden bir deyimdir.
Bu deyim, kirli, uygunsuz, ahlaken şüpheli ya da insanın adını lekeleyecek bir işe karışmak anlamında kullanılır. Buradaki çamur imgesi, yalnız kirlenmeyi değil, ondan temiz çıkmanın zorluğunu da taşır. Bu yüzden yolsuzluk, kötü ortaklık, dedikodu, suç ve itibar kaybettiren ilişkiler için çok uygundur.
Deyimin gücü, yanlış işe girmeyi fiziksel kirlenme gibi somutlaştırmasından gelir. İnsan yalnız hata yapmaz; üzerine leke bulaştırır. Bu da sözü ahlaki uyarı taşıyan güçlü bir kalıba dönüştürür. Bir yanıyla da ‘uzak dur’ öğüdü verir; çünkü böyle işlere girenin adı kolay kolay temizlenmez. Lekelenmenin kalıcı olabileceğini sezdirdiği için güçlüdür. Çıkışın zor olduğunu da hissettirir. İtibar riski taşır. Adı da kirlenir.
Yaşamakta olduğumuz bu günlerde tüm siyasetçiler çamura batmaktadırlar. Gerek iktidar, gerekse muhalefet olanlar, yurdumuzun insanının içerisinde bulunduğu durumlara bakmaksızın sadece kendi partilerinin, yerine göre de kendi çıkarlarının peşinde koşmaktadırlar.
İnanılmaz ölçülerde iktidar tarafından yapılan zamlar ile diğer partilerin ise bu yapılan zamlarla ve halkımızın yapılan bu zamlara karşı korunması düşünülmeden sadece kendi çıkarları doğrultusunda olmaları “çamura batmak” şeklinin ne yazıktır ki tek ifadesidir.
Ülkemiz insanının içerisinde olduğu yaşam şartlarının zorluğu düşünülmeden, siyasilerimizin kendi çıkarları doğrultusunda vaaz vermeleri çok acıdır.
CHP’de Parti içerisinde yaşanan gerilimler sonucu, Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplanmış ve dokuz isim tedbirli olarak disipline sevk edilmiştir. Yeni Parti Arayışları: Parti içi “mutlak butlan” tartışmaları gölgesinde, bazı kurmayların Demokratik Sol Parti (DSP) yönetimiyle temas kurduğu iddiaları kulislerde yer almaktadır.
Diğer yandan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeminde, Temmuz ayında Ankara’nın ev sahipliği yapacağı NATO zirvesi bulunmaktadır. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’ın da bu zirveye katılacağını açıklamıştır.
Dünyamızın birçok ülkesinde Türk askeri bulunup, görev yapmaktadır. Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “yurtta sulh, cihan da sulh” sözünün aksi uygulanan yurdumuzda, ne yazıktır ki, bu büyük önderimiz hakkında da, gerçek olmayan aleyhinde dedikodular yapılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik düşmanlık, genellikle laiklik karşıtı ideolojiler, Osmanlı dönemine duyulan özlem, batılılaşma reformlarına karşıtlık ve tarihi gerçeklerin manipülasyonu gibi temel motivasyonlardan beslenir. Bu ideoloji, toplumsal ve siyasi kutuplara göre farklı biçimlerde karşılık bulmaktadır.
Atatürkçü olduklarını iddia ederek, Atatürkçüleri, Demokratları, Devrimcileri, Sendikaları, Demokratik Toplum Örgütlerini, Demokrasiyi, Hukuku, Laikliği yok eden, Atatürkçülerin öldürülmelerini önlemeyen, Yunanistan, Kıbrıs, Avrupa Birliği ve NATO konularında Emperyalistlerin isteklerine boyun eğerek ulusal çıkarları perişan eden, Tarikatlarla, Cemaatlerle kol kola giren, Anayasa’ya zorunlu din derslerini sokan, sivil ve asker politikacılar yurdumuzun çamura batmasını sağlayan etkenlerdendir.
Emperyalizm’in de desteğiyle yapılan yağma, sömürü ve adaletsizlik bütün kaynakları bitirince İktidar bu çıkmazı, ülkenin doğal yapısını, nüfusunu, rejimini ve hatta sınırlarını değiştirecek girişimlerle aşmaya çalışmaktadır. Seçmenin yani “Milli İrade”nin kabul etmesi olanaksız olan bu hedefleri, iktidarın, Emperyalizmin desteğine rağmen gerçekleştirmesi olanaklı değildir ve o da bunu görmekte ve bu direnişe karşı önlem almaktadır.
İktidarın bir umudu da Emperyalizmin Türkiye Cumhuriyeti’ni güçsüzleştirmeye ve yönetmeye yönelik tarihsel ve bölgesel hedeflerinin, Trump yönetimi ile birlikte daha güçlü ve etkin bir biçimde Türkiye’yi çevreleyen bütün bölgelerde ve elbette Türkiye’de de devreye sokulmuş ve ABD temsilcisi tarafından da açıkça ifade edilmiş olmasıdır.
2010 yılından itibaren CHP de yukarıdaki hedeflere uygun olarak Atatürk karşıtlığına, dinci-mezhepçi, ırkçı-faşist milliyetçi kimlikçi politikalara destek vermeye ve bütün bunları kapsayan sağa doğru davranışlara sürüklenmiştir.
Bütün beklentimiz, tüm siyasetçilerimizin bu bataktan (!) bir an önce kurtularak, yurdumuzu, huzur içinde yaşanabilecek hale getirmeleridir.

