Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bağımsızlık

Bağımsızlık

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bağımsızlık, kişi, kurum veya devletlerin dış müdahalelere maruz kalmadan kendi kararlarını özgürce alabilme ve uygulayabilme kapasitesidir. İki ana boyutta ele alınır. Birincisi, siyasi ve Milli Bağımsızlıktır. Bir ülkenin kendi topraklarında egemen olması, yabancı bir devletin himayesinde yaşamaması ve kendi yönetim şeklini belirlemesidir. Atatürk’ün de belirttiği gibi, gerçek bağımsızlık yalnızca siyasi değil; mali, ekonomik, askeri ve kültürel alanlarda da tam serbestliği gerektirir. Kişilerin düşünce, ifade ve yaşam tarzı özgürlüklerini ifade eder. Kurumsal anlamda ise, tarafsızlık ve adaleti sağlamak için kurumların (örneğin yargı organları veya merkez bankaları) siyasi ve mali baskılardan uzak durmasını temsil eder.

Atatürk’ün bu ülkeye getirdiği en büyük yeniliklerden birisi kendi kararlarını verebilen ve uygulayabilen bir yönetim şekliydi. Bilimde mucizeye yer yoktur, ama eğer mucizeye benzer bir şey varsa Osmanlı’nın başka devletlerin güdümüne girmiş sultanlarından, başka devletlerin yönetimine terk edilmiş mali yapısından, başka devlet tüccarlarının biçimlendirmesine tabi kalmış ticaret yapısından böyle bir yapıya geçmek mucizeye benzer bir şeydi.

Eğer kendi kararlarını kendin verebiliyorsan, kararını verirken kimsenin sana bir şey empoze etmesine izin vermiyorsan, başkalarıyla görüşmen talimat almak şeklinde değil de danışma şeklindeyse o zaman bağımsızsın demektir.

Bağımsızlık sadece bir ülkenin bağımsızlığı biçiminde çıkmaz ortaya. Bazen kurumların veya piyasaların bağımsızlığı biçiminde de karşımıza çıkabilir. Mesela Merkez Bankası’nın bağımsızlığı böyledir. Merkez Bankası, siyasal iktidarların para basma yetkisini kötüye kullanmasını önlemek için bağımsız kılınmıştır. Merkez Bankası’nın para disiplinini sağlamak için uyguladığı para politikasına siyasal iktidar karışmaya başlarsa bu bağımsızlık elden gider. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının gitmesi belki para arzını artırmaz ama ülkenin itibarını düşürür, risklerin ve dolayısıyla CDS priminin düşmesini engeller.

Piyasalar da benzer durumdadır. Piyasaların bağımsızlığı daha çok kendi başına hareket etme genişliğiyle ölçülür. Eğer piyasalara, ekonomi politikasının kuralları ve araçları dışında karışılıyorsa, örneğin talimatla faizler belirleniyor, krediler biçimlendiriliyorsa o zaman piyasa devletten bağımsız olamaz. Piyasaların bağımsız olmadığı yerde göstergeler anlam taşımamaya başlar.

Eğer bir ekonomide Merkez Bankası’nın, bağımsız kurumların, piyasaların, üniversitelerin bağımsızlığı elden gitmişse orada önce yargı bağımsızlığı kaybolmuş demektir.

Türkiye’de kitle hareketlerinin yükselişinin ve sosyalizmin toplumsallaşmasının en dikkat çekici yılları olan 1960’lar, bir yanıyla da çok temel bir soru ile bu soruya verilen yanıtlar arasındaki üretken tartışmanın hem sosyalistlere hem aydınlara hem de kamuoyuna hakim olduğu yıllardı. O soru ise basitti:

Türkiye nasıl kurtulur?

Elbette bu soruya verilen yanıtlar farklılaşıyordu. Çünkü Türkiye’nin öncelikle neyden kurtulması ve neyin kurtuluş sayılması gerektiğine dair fikirler çeşitliydi. Yine de sorunun kendisi o denli baskın ve çekiciydi ki herkes kendi meşrebince de olsa bu soruya bir yanıt üretmekten ve kitleleri kendi yanıtının doğruluğuna ikna etme çabasından uzak kalamıyordu.

Devam edecek…

Bağımsızlık
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter