2/4
(Geçen makalenin devamı)
Evler, varlık ve yokluk durumlarına, moda ve beklentilere göre konak, köşk, yalı, villa, çadır, kulübe, müstakil, dubleks, tripleks, gecekondu, stüdyo, rezidans veya apartman dairesi olabilir ama Türk kültüründe bir tevazu ve görgü kuralı olarak herkes evinden “fakirhane” diye söz eder.
“Yatılı misafir”, “Tanrı misafiri” ve “misafir odası” her dilde ve kültürde rastlanan kelimeler değildir. Türk kültüründe Dedem Korkut’un “konuğu gelmeyen ivler yıkılsa yiğ” ihtarına uygun olarak uzak yakın akrabaya, eşe dosta, konu komşuya “burada da bir evin var” denmesi, özel bir sevgi ve dostluk göstergesi olduğu kadar misafirle ilgili kültürel belleğin dışavurumudur.
Türkçenin misafir ve ev sahibi üzerine o kadar çok sözü vardır ki… Gelenin bereket getirdiği inancı “misafir on kısmetle gelir, birini yer” sözüyle ifade edilir. “Her geleni Hızır bil” ile “Tanrı misafiri” sözleri, misafire ilgiyi kutsallaştırır. Bunun için kendine hizmet edilmesine izin vermeyen misafire “misafirin ahmağı ev sahibini ağırlar” diye kızılır. Böylesi misafirlerin komik veya hatta trajikomik onlarca hikâyesi halk arasında hâlâ anlatılır.
Bozkırın ve köyün “Tanrı misafiri” kavramını, hanlara, otellere ve misafirhanelerine rağmen “ekonomi” yapmak için istismar edenlere halkın Nasreddin Hoca dilinden cevabı malumdur: Fıkra bu ya adamın biri gecenin bir vakti “ben Tanrı misafiriyim” diyerek Hoca’nın kapısını çalar. Hoca da “cami Allah’ın evi” sözüne gönderme yaparak “yanlış gelmişsin kardeş, aradığın ev iki sokak aşağıda” diye cevap verir.
“Aile toplumun temelidir” sözünü doğrularcasına Türkçede pek çok kurum kendini “ev” olarak adlandırır: Eskiden kalma hapishane, tımarhane, sebilhane, aşhane, eczahane, hastahane, hapishane, kahvehane, meyhane, misafirhane gibi mekânlar ile yeni üretilen orduevi, cezaevi, konukevi, huzurevi, düşkünlerevi, aşevi, bakımevi, emekliler evi, öğretmenevi, sevgi evi gibi kelimeler böyledir.
Dünür gelinen yer “kız evi”, kına türkülerinin söylendiği yer “baba evi”, kızın “hem ağlarım hem giderim dediği yer “dünya evi” ama nihayetinde her iki ev de önüne bayrak çekilen, gönderile elma dikilen “düğün evi”dir.
“Bekâr evi” veya “öğrenci evi” aile büyüklerinin gözünde kaygı ve merak evidir aslında. Geciktiği düşünülen evlilikler için “evde kalma” korkusu yaşanır. Kısacası yurttan “eve çıkmak” veya askerde “evci çıkmak” gibi bütün bu geçici çözümler, “evli evine köylü köyüne” atasözündeki uygun sona karşılık gelmediği veya “evli evine gider/bekâr nerde akşamlar” türküsüne yansıyan kaygıyı tetiklediği için gençlere, “evlen” baskısı yapılır.
(Devamı var)

