Milas, Ege’nin en kadim yerleşimlerinden biri.
Zeytinlikleriyle, ormanlarıyla, kıyılarıyla, dağlarıyla sadece yaşayanlarına değil, gelecek kuşaklara da emanet edilmiş bir coğrafya.
Ama bugün bu emanet sessizce elden gidiyor.
Çevre tahribatı ve doğal alan kaybı, Milas’ın artık ertelenemez bir sorunu haline gelmiş durumda. Üstelik bu kayıp bir anda olmuyor; parça parça, fark ettirmeden, “bir kereden bir şey olmaz” denilerek ilerliyor.
Doğa Kaybolmuyor, Kaybettiriliyor
Milas’ta;
Zeytinlik alanlar madencilik ve enerji projeleri baskısı altında,
Orman alanları parçalanıyor,
Su havzaları kirleniyor,
Kıyılar yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya.
Sorun sadece çevresel değil; bu tahribat tarımı, sağlığı, turizmi ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Doğaya verilen her zarar, Milas’ın geleceğinden eksilen bir parçadır.
Üstelik bu süreç çoğu zaman “kalkınma” adı altında meşrulaştırılıyor. Oysa doğayı yok ederek kalkınan bir şehir yoktur; sadece gecikmiş bir yoksulluk vardır.
En büyük sorun ise parçalı kararlar, bütüncül plansızlık
Milas’ta çevreyle ilgili kararlar çoğu zaman parça parça alınıyor. Bir proje tek başına değerlendiriliyor, ama toplam etki göz ardı ediliyor.
Bir zeytinlik kesiliyor, bir orman yolu açılıyor, bir dere yatağı değiştiriliyor…
Sonra dönüp “neden doğa bozuldu” diye soruyoruz.
Bu, bilinç eksikliğinden çok yönetim sorunudur.
Peki Milas için çözüm mümkün mü? Mümkün.
Ama irade ister.
- Milas’a özgü bir çevre ve doğa koruma planı hazırlanmalı
Bu plan sadece kağıt üzerinde kalmamalı; zeytinlikler, ormanlar, su havzaları ve kıyılar dokunulmaz alanlar olarak net biçimde tanımlanmalı.
- ÇED süreçleri şeffaf ve yerel katılımla yürütülmeli
Çevresel Etki Değerlendirmesi raporları, halkın anlayacağı şekilde açıklanmalı. Kararlar masa başında değil, sahada ve halkla birlikte alınmalı.
- Zeytinlikler Milas’ın kırmızı çizgisi olmalı
Zeytin bu toprakların sadece ürünü değil, kimliğidir.
Zeytinliklerin “istisna”larla korunamayacağı artık kabul edilmelidir.
- Yerel yönetimler denetim gücünü etkin kullanmalı
Kaçak yapılaşma, doğa tahribatı ve çevre ihlallerine karşı caydırıcı denetimler yapılmalı. “Sonradan affederiz” anlayışı terk edilmelidir.
- Halk çevre mücadelesinin parçası olmalı
Çevre, yalnızca aktivistlerin meselesi değildir.
Köylü, çiftçi, gençler, meslek odaları ve esnaf bu sürecin aktif paydaşı hâline gelmelidir. Sahiplenilmeyen doğa korunamaz.
Milas’ın doğası kendini savunamaz.
Zeytin ağacı konuşmaz, dere itiraz etmez, orman dilekçe vermez.
Ama hepsi bizden hesap sorar.
Bugün verdiğimiz kararlar, yarın bu şehirde nasıl yaşayacağımızı belirleyecek.
Ya doğayla birlikte var olmayı seçeceğiz, ya da betonun gölgesinde kaybolmayı.
Milas hala kurtarılabilir.
Ama bunun için önce şunu kabul etmeliyiz.
Doğa bize rağmen değil, bizimle birlikte korunur.

