(1. Bölüm)
İnsan hayatı bir bakıma anlama ve anlatma macerası olarak görülebilir. Çocuk doğumundan itibaren çevresinde olup bitenleri anlamaya ve kendini ifade etmeye çalışır. Böylece önce annesiyle, büyüdükçe diğer yakınlarıyla böyle bir ilişkiye girer. Bu hayat boyu devam edecek bir anlama ve anlatma çabası şeklinde devam eder.
Anlatmanın, ifadenin çeşitli yolları, usûlleri vardır. Hareket etmek bir anlatma çeşididir, el kol hareketleri, yüz ifadesi aynı şekilde. Konuşuncaya kadar bu ifade şekilleri yanında ağlama, gülme, bağırma kendini anlatmanın yollarındandır.
Konuşmak, konuşulanlara cevap vermek artık yeni bir safhaya geçiş demektir. Konuşurken sesine âhenk vermek, böylece musikiye doğru bir gidiştir. Bunun yanında, ritmik hareketlerle meramını ifade etmek, farklı bir dil olarak gelişir.
Sözle anlatma, müzikle anlatma ve raksla/dansla/oyunla anlatma… Bütün bunlar insanlık tarihi boyunca güçlü ifade sanatlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Edebiyat, mûsıkî ve raks şöyle veya böyle bütün toplumların ifade biçimleri arasında yer alır. Bir şeyi oyunla anlatmak, dansla ifade etmek, öncelikle halk sanatı halinde ortaya çıkmış, daha sonra belli kaideleri olan gösteri sanatları meydana getirilmiştir. Bu ifade biçimi ekseriya müzikle birlikte muhteva kazanır.
Her toplumun konuşma ve yazı dili varsa, müzik dili ve oyun dili de vardır.
Söz, ses ve hareket…
Türkiye’de halkın güçlü, zengin ve göz alıcı bir oyun dili vardır. Doğudan batıya, güneyden kuzeye bu oyun dilinin güzel örnekleri ile karşılaşılır. Hayatın bir parçası olan halk oyunları, sevinç günlerinde bilhassa hatırlanır ve icra edilir. Bayramlar, düğünler onlarsız geçmez. Müzik ve milli kıyafetler bu oyunların tesirini adeta içimize işletir.
Batı âlemi, oyunlarını, rakslarını belli bir sistem içinde ele alarak yüksek sanatlara ulaşmıştır. Bizim oyunlarımız belki böyle bir gözle ele alınıp etkili bir sunuşla kendini yeni bir biçimde var edebilir. Bu mümkün müdür? Elbette, düşünmek, hayal etmek ve gerekli şartları hazırlayarak çalışmak gerekmektedir.
Halk oyunları folkor kavramı içinde ele alınmaktadır. Foklor kelimesi ilk önce 1780’lerde Almanya’da ortaya çıkmış, bizde ise ilk defa 1914’te Fuat Köprülü tarafından kullanıldığına göre, neredeyse yüz yıllık bir geçmişi vardır.
Bu kelimenin Türkçede önce “halkıyat” ile karşılandığı biliniyor. Daha sora “halk bilgisi” ve “halkbilimi” karşılıkları kullanılmıştır. Kelime ne olursa olsun kastedilen şey aynı: Halkın maddî ve manevî kültür unsurlarını derleme, sınıflandırma ve tahlil etmektir.
(Devamı gelecek makalemizde)

