“Sanatın kalıbı olmaz, sanat kalıp kırıcıdır.”
Karikatür, kimi zaman tek bir çizgiyle uzun bir makalenin anlatamadığını anlatır; kimi zaman da bir bakışta toplumsal çelişkileri görünür kılar. İşte bu güce inanan isimlerden biri de İzmir Bergama’da görev yapan Görsel Sanatlar Öğretmeni ve karikatürist Altan Özeskici. İlkokul yıllarında başlayan çizgi serüvenini bugün ulusal ve uluslararası alanda aldığı 70’ten fazla ödülle sürdüren Özeskici, karikatürü yalnızca bir mizah türü olarak değil; insanı, doğayı ve dünyayı sorgulatan evrensel bir ifade dili olarak görüyor.
Yıllar içinde birçok kişisel ve karma sergide yer alan, farklı dönemlerde fotoğraf ve karikatür eğitmenliği yapan Özeskici, 2006 yılında “Yılın Sanat Eğitimcisi” ödülüne layık görüldü. Ancak onun için en büyük motivasyon kaynağı, 26 yıldır öğrencileriyle birlikte sürdürdüğü üretim süreci. Atölyelerde yetişen genç çizerler, çıkarılan dergiler ve katılınan yarışmalar, onun sanat eğitimine verdiği önemin somut göstergeleri.
Toplumsal meselelerden çevre sorunlarına, barıştan insan ilişkilerine kadar geniş bir yelpazede üretim yapan Altan Özeskici ile sanat yolculuğunu, karikatürün dönüştürücü gücünü ve gençlerle yürüttüğü çalışmaları konuştuk.

– Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
İzmir Bergama’da Görsel Sanatlar öğretmeni olarak görev yapıyorum. İlkokul yıllarımdan bu yana karikatür çiziyorum. Bugüne kadar 70’ten fazla ulusal ve uluslararası yarışmadan ödül kazandım. Birçok il ve ilçede kişisel ve karma sergilere katıldım.
Farklı dönemlerde fotoğraf ve karikatür eğitmenliği yaptım, hâlen de eğitim çalışmalarımı sürdürüyorum. 2006 yılında merkezi Ankara’da bulunan Görsel Sanat Eğitimcileri Derneği (GÖRSED) tarafından “Yılın Sanat Eğitimcisi” ödülüne layık görüldüm.
26 yıldır öğrencilerime karikatür dersleri veriyor, onlarla birlikte dergi çıkarıyorum.

-Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Kendimi ifade etmekte zorlandığım zamanlarda çizgiye sığındım. Zamanla karikatür benim için güçlü bir anlatım biçimine dönüştü.
Karikatürle bağım, dönemin efsane mizah dergisi Gırgır ile başladı. İlkokul yıllarında resim çizmeyi çok seviyordum. Abimin haftalık olarak eve getirdiği Gırgır dergisindeki karikatürlerden çok etkilendim ve bu alana yöneldim. Öğretmenlerimin ve çevremin desteği de bu yolda ilerlememi sağladı.
-Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Tarihe baktığımızda; farklı fraksiyonlar, milletler, dinler ve ekonomik çıkarlar toplumları bölmüş, savaşlara yol açmıştır. Günümüzde de küresel krizler ve iklim değişikliği gibi büyük sorunlar karşısında sesinizi duyurmak istiyorsunuz. Karikatür, bu mesajı en etkili ve en hızlı biçimde insanlara ulaştırma araçlarından biridir.
Sorunları ve çelişkileri çizgiyle ifade etmenin keyfi ve çizmeyi sevmem, beni bu alanda üretmeye yöneltti.

-Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Başlangıçta insan kendini tam olarak yansıtamayabiliyor. Ancak zamanla duygularınızı, sizi etkileyen olayları ve düşüncelerinizi çizmeye başlıyorsunuz.
İnsanı ve insanın sorunlarını merkeze alan; evrensel ve güncel hayatın çarpıcı anlarını yakaladığım karikatürler beni en çok yansıtan çalışmalar oldu. Mizah, bana göre insanın iç dünyasını gösteren farklı bir penceredir.

-Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? Turhan Selçuk Karikatür Yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Yaşadığımız topraklar doğudan batıya birçok kültürü içinde barındıran zengin bir coğrafyadır. Bu kültürel çeşitlilikten etkilenmemek mümkün değil. Ege’de yaşıyorsam, buranın yaşam biçiminin ve kültürünün çizgilerimde izleri olacaktır.
Karikatürün evrensel bir dili vardır; vermek istediğiniz mesajı kısa sürede insanlara ulaştırabilirsiniz. Milas Turhan Selçuk Karikatür Yarışması da yalnızca karikatürcüleri değil, bölgenin kültürel zenginliğini uluslararası düzeyde pek çok ülkeye ve insana ulaştırmıştır. Kültürel tanıtım ve etkileşim süreklilik ister; sürdürülemediği takdirde gerileme kaçınılmazdır.
Barış, savaş, toplumsal sorunlar, çevre ve insan ilişkileri ise en sık işlediğim konular arasında yer alıyor.
-Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
İnsanların dünyaya açılan farklı pencereleri vardır; sanat da bunlardan biridir. Çevre size sonsuz imkân sunar, ancak bu imkânları şekillendiren kişinin yaratıcılığıdır.
Son 26 yıldır görev yaptığım okullarda öğrencilerime karikatürü tanıtmak ve sevdirmek için atölyeler açtım ve çalışmalarımı sürdürüyorum. Onlarla birlikte dergi çıkarıyor, sergi ve yarışmalara katılıyoruz. Öğrencilerimin karikatürden keyif aldığını görmek, bu işi yıllardır sürdürmemin en önemli motivasyonudur.

-Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Sanat, sanıldığı gibi yalnızca toplumu yansıtmaz; toplumun fark etmediğini görünür kılar. Ressam Gauguin’e “Sanat toplum için mi, sanat için mi?” diye sorulduğunda, “Sanat olsun da ne için olursa olsun…” yanıtını verir.
Otoritelerin sanatın nasıl olması gerektiğini tarif etmek yerine, sanatın özgürce ifade edilebileceği bir ortam yaratması gerektiğini düşünüyorum.
En büyük görev sanat eğitimcilerine düşüyor. Sanat eğitiminde çocuğun kendini özgürce ifade edebileceği, sevgi temelli bir yaklaşım benimsenmeli. Hiçbir sanat eseri dogmatik olamaz; hiçbir sanatçı ayrımcı ya da bağnaz değildir. Çünkü sanat yaratıcılıktır, özgür ve eleştirel düşünceye dayanır. Sanatın kalıbı yoktur; sanat kalıp kırıcıdır.
-Şu anda üzerinde çalıştığınız bir proje var mı?
26 yıldır öğrencilerimin ürünlerinden oluşan “Tebeşir” adlı dergiyi yayımlıyoruz. Bu yıl, dergiyle birlikte dördüncüsünü düzenleyeceğimiz, usta çizerlere ithaf edilen uluslararası bir portre yarışması gerçekleştireceğiz.
Ayrıca kişisel olarak ve çizer arkadaşlarımla birlikte yeni projeler üzerinde çalışıyorum. Zamanı geldiğinde bunları da paylaşacağım.



