Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “HAZRETİ ŞEKSPİR”

“HAZRETİ ŞEKSPİR”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Önceki gün akşam, Milas Halk Eğitim Merkezi Konferans salonunda sahnelenen “Şekspir’in Arka Bahçesi” adlı tiyatro oyununu seyrettim. Oyunda Şekspir’in de vurguladığı gibi “Zaman en kıymetli hazinemiz”. Dolayısıyla, Milas’ta yıl boyunca sayılı oyun, konser, gösteri türü etkinlik gerçekleşse de, ücreti bir yana (Gerçi bu kez davetliydim), harcadığım zamana değecek mi diye düşünüyorsunuz. Hele benim gibi; arabanız olmadığı için, Güllük’e gece dönüşünüzü ya da Milas’ta kalacak yerinizi ayarlamanız gerekiyorsa…

Bir gece önce de sahnelenen oyunu Cuma akşamı da epey kalabalık bir izleyici topluluğu seyretmeye gelmişti. Daha ilk sahnedeki replikler ve masaya konulan viski şişesi “Eyvah!” dedirtti; hani bunları televizyonda sinemada falan bulanıklaştırıyorlar, mozaikliyorlar falan, bazı sözcükler “bip”leniyor ya… Tiyatroda bir sorun yaratmıyor demek… Şekspir bahçede kendini gösterip, devreye girdikten sonra, oyun ilerledikçe, ilginçleşmeye başladı. (Yazımın bundan sonrası, gençlerin deyimi ile “spoiler”, yani eserin içeriği hakkında ipucu içerir.)

Şekspir, yerel siyasette hırsları olan orta yaşlı bir adam, yetişkin oğlu ve onun sevgilisi ile bir ay geçirecektir. Türk kültürü ve ailesine çabucak uyum sağlayan dahi yazar, basit ve sıradan görünen insani gerçeklerin, zaafların, hırsların, aşk ve iktidar (güç / erk) için işlenen günahların, çağlar geçse de sürdüğünü gözlemler. 450 yıl aradan sonra, yeni eserlerine esin kaynağı derlemeyi amaçlayan Şekspir, günümüz Türkiye’sinde yaşananlar ile yüzlerce yıl önce yazdığı oyunlar (tragedyalar) arasında paralellik kurar. Hamlet, Macbeth, Julius Caesar (Jül Sezar), Othello… Oyunu yazan, yöneten ve Şekspir’i canlandıran Dağlar Uygur, aslında William Shakespeare’in bu oyunlarından repliklerle bir “Kolaj” da sunuyor seyircilere…

Shakespeare’ı ne kadar tanıyoruz?

Oyunu seyrederken, bunları ve Shakespeare’in başka ne çok eserini okuduğumu, çeşitli uyarlamalarını izlediğimi anımsıyorum. Örneğin; finale doğru Othello’ya gönderme yapılırken, sinemada seyrettiğim filmi, Kıbrıs’ta geçtiğim Othello Kalesi’ni aynı anda düşünüyorum. İnsan zihni, oradan oraya atlamaya meyilli… Çocukken okuduğum Venedik Taciri’ni anımsamaya çalışıyorum; hem oyununu hem filmini yıllar önce seyrettiğim ve seyrettiğimde çok etkilenip, üzüldüğüm Kral Lear’ı; hem yerli hem yabancı uyarlamalarını seyrettiğim Hamlet ve Makbet’i, Fatma Girik’in başrolde olduğu “Kadın Hamlet”i, ünlü oyuncuların “Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu” monoloğunun nasıl söylenmesi gerektiğine ilişkin tartışmaları aklıma gelip, geçip, gittiler.

Şekspir’in Arka Bahçesi’nin sonu ‘acılı’ olsa da, ünlü İngiliz Yazar ve Şair William Shakepeare’ın komedi türü eserleri de var: Hırçın Kız ilk aklıma gelen… Bildiğim eserleri arasında; bale uyarlamasını da seyrettiğim Romeo ve Juliet, Antonius ve Kleopatra, 8. Henry ilk aklıma gelenler… Benim izleme ya da okuma olanağı bulamadıklarım arasında; Bir Yaz Gecesi Rüyası, Kış Masalı, Fırtına, Onikinci Gece, Kuru Gürültü, Kral John, 2. Richard, 5. Henry gibi birçoğu tarihsel ve mitolojik kaynaklara dayananları sayabilirim.

Oyunun sonunda, Şekspir, insanlığa ders niteliğinde önemli, etkileyici, vurucu sözler dile getiriyor. Bu da yıllar öncesinden bildiğim fıkra gibi bir olayı çağrıştırdı ister istemez: Benim de yakından tanıdığım bir vaiz, Elazığ’da camide vaaz verirken, William Shaseppeare’den söz eder. Cemaatten biri “Hocam bu Hazreti Şekspir’i biz daha önce hiç duymamıştık… Kimdir?” diye sorar. Diğer yandan; internette araştırma yapınca, hem Müslüman hem de Hristiyan kaynaklarda Şekspir’in Müslüman, hatta Arap olduğuna dair görüş belirten yazarlar, düşünürler, akademisyenler olduğunu görüp, şaşırdım. Bu tartışmaları bir yana bırakırsak; Sheakespeare’ın tüm insanlığı kapsayıcı, gizem, tinsellik, sufizm (tasavvuf) esinleri de taşıyan güçlü anlatımıyla, yapıtlarıyla evrenselliğini koruduğu tartışılmaz.

Kültürel ve sanatsal etkinlikler hususunda seçici davrandığımı başta söylemiştim. Yağmurlu bir gecede oyunu seyretmek için Milas’ta kaldığıma değdi mi, diye soranlara “Değdi” derim. Atatürk’ün “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.” sözünü anımsatarak, ‘Sanatsız kalmayın’ öğüdümü yineleyeyim.

 

“HAZRETİ ŞEKSPİR”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481