3/4
(Geçen makalenin devamı)
Ev tanıktır; “şu duvarların dili olsa da anlatsa” diye başlayan cümlenin nasıl biteceğini kestiremezsiniz. Ev özlenendir; “ev gibisi yok” böyledir. Ev, bütün hoyratlık ve pişmanlıklardan sonra süklüm püklüm gelinen “kürkçü dükkânı”dır. “Ben ağayım ben paşayım diyenler kapıları kitlemişler gel hele” türküsünün veya “anan güzel idi hani yeri; baban zengin idi hani evi” atasözüne yansıdığı gibi kaybolan bir şeylerin metaforudur.
Ev; “Düğün evi”nde şarkının türkünün, “Ölü evi”nde feryadın figanın mekânıdır. “Atalar, “gelin görmedik ev olur, ölüm görmedik ev olmaz” diye teselli arasa da Yunus’un dediği gibi “yiğit iken ölen” evladının veya “Evdeş”inin kara haberini alarak “Can evi”nden vurulanı “kavurganın yananı sıçrar” atasözü ortadayken “elle gelen düğün bayram” ile teselli etmek elbette kolay değildir.
Eskiden “başını sokacak bir evi olmak” kiracılıktan kurtulmanın ifadesi, kiralamak ise “ev tutmak” iken, son zamanlarda dünyanın her yerinde mobilyalı stüdyoları kısa süreliğine kiralamak ve geçici olarak kullanmak yaygınlaşmış; “ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var” sözü küresel ölçekte kullanılır olmuştu.
Ancak korana günlerinin, elektronik imkânların, yapay zekânın ve son yıllardaki aşırı kira artışlarının tetiklemesiyle “ev adresi” ile “iş adresi”ni melezleyip “home office” sistemi yaygınlaşınca, ataların bin yıllara dayanan “insanın başını sokacak bir evi olmalı” veya “malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın” sözlerinin değeri ortaya çıktı. Çağımızın görkemli apartmanları, dev rezidansları, özellikle insanın insandan kaçtığı salgın günlerinde, başka bir bağlamda söylenmiş olsa da “el el üstüne olur ev ev üstüne olmaz” atasözünü bir kez daha haklı çıkardı.
Böylesi zor zamanları fırsat bilen, hiçbir ölçüye tartıya gelmez bir şekilde “tok evin aç kedisi” gibi doymak bilmeyen, Nasrettin Hoca’nın “biraz da biz ölelim” sitemiyle karşılaşınca da “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” atasözüne şapka çıkartan bir pişkinlikle “evimiz bezden ne umarsın bizden” diyerek kendilerine acındırmada “evsiz barksızları” bile utandıranlar da yok değildir.
(Devam Edecek…)

